|
ŞEKER HASTALIĞI
Şeker Hastalığı
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde
eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanarak ufak
şeker parçalarına dönüşür ve daha sonra bağırsaktan emilerek kan akımı
yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji sağlanması için kan şekerinin
özellikle kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular olmak üzere tüm
organların hücrelerine girmesi gerekir. Kanda bulunan şekerin hücrelere
girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur.
İnsülin hormonu kanda yoksa veya olduğu halde hücrelerce emilemiyor ve
etki gösteremiyorsa kandaki şeker hücreye giremediğinden birikir ve
şekeriniz yükselmeye başlar. İşte kan şekerinin sabah aç karna yapılan
ölçümde 126 mg/dl yi geçmesi durumuna şeker hastalığı diyoruz. Kanda
şekeri 180 mg/dl’yi geçince idrarla atılmaya başlar, yani idrarınızda
şeker çıkar. Açlık kan şekeri 90 mg/dl üzerinde ise kan şekeriniz
bozulmaya başlamış demektir. Hemen bir ENDOKRİN uzmanına başvurunuz.
Şekerim sınırda diye kendinizi aldatmayınız.
Şeker Hastalığının Belirtileri
Tip 1 şeker hastalarında çok su içme, çok idrara gitme, çok yemek
yenmesine karşın kilo verme gibi şikayetler çok belirgin olduğu halde
Tip 2 şeker hastalarında bu belirtiler silik olabilir ve hastalık sinsi
bir şekilde başlar. Bu kişilerin çoğunda hiçbir şikayet olmayabilir.
Bazı hastalarda ise sık idrara gitme, aşırı açlık, zayıflama,
halsizlik, görmede bulanıklık, kadınlarda vajinal kaşıntı, susuzluk ve
çok su içme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
Şeker hastalığında görülen belirtiler şunlardır:
Çok su içme ve ağız kuruması
Çok idrara gitme
Çok acıkma
Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik
Yaraların geç iyileşmesi
Cildin kuru ve kaşıntılı olması
Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma
Görmede bulanıklık
Vajinal kaşıntı
Yemeklerden sonra uyku gelmesi
Tatlıya düşkünlük
Sinirlilik
El ayalarında ve ayak altlarında yanma
Uzun açlıklarda el-ayak titremesi
Horlama
Şeker Hastalığının Gelişim Evreleri
Şeker hastalığı 4 aşamada adım adım gelişir. Aşağıda verilen bu aşamaları çoğu zaman fark etme imkanı olmaz.
Şeker hastalığının gelişim evreleri şunlardır: :
1.Reaktif hipoglisemi (Kan şekeri düşüklüğü) evresi
Ailesinde şeker hastalığı olan kişilerde şeker hastalığı ortaya
çıkmadan 3-4 yıl öncesi yemek sonrası kan şekerinde düşmeler olmaya
başlar. Bunu anlamak için 3 veya 4 saatlik şeker yükleme testi yapılır.
3. ve 4. saatte kan şekerini 80 mg/ dl’nin altına düşmesine hipoglisemi
veya kan şekeri düşüklüğü diyoruz. Bu esnada terleme, çarpıntı, nabız
ve bazen tansiyon yükselmesi görülür. Bu durumun nedeni insülin
seviyesinin yenen yemek sonrası kanda hızla yükselmesi ve daha sonra
insülinin kan şekerini düşürmesidir.
2.Dönem: Açlık kan şekerinde bozukluk:
Açlık kan şekerinin 90 ile 126 mg./dl arasında olmasıdır. Bu kişilerde tokluk kan şekeri normaldir.
3.Dönem: Tokluk kan şekerinde yükselme:
Tokluk kan şekerinin, yani yemek sonrası 2. saatteki kan şekerinin 140
ile 199 mg/dl arasında olması durumudur. Bu duruma “gizli şeker “
hastalığı da denir. Bu hastaların % 30’unda 10 yıl içinde şeker
hastalığı gelişir. Gizli şeker hastalarında sağlıklı beslenme ve
egzersiz büyük önem taşır. Bu hastalarda kalp, göz, böbrek ve sinir
hasarları gelişebilir. Bu nedenle gizli şeker ciddiye alınmalı ve
kontrollere gidilmelidir.
4.Dönem: Aşikar Şeker Hastalığı:
Bu dönemde şeker hastalığı ortaya çıkmıştır. Artık açlık kan şekeri 126
mg/dl veya daha yüksektir veya tokluk kan şekeri 2. saatte 200mg/dl’den
daha yüksektir.
Şeker Hastalığının Toplumdaki Sıklığı:
Diyabet, yani şeker hastalığı ülkemizde ve dünyada hızla artan bir
hastalıktır. Ülkemizde şeker hastası kişiler toplumun % 10’nu
civarındadır; Diğer bir deyimle her on kişiden 1’inde şeker hastalığı
vardır.
Şişmanlık, kötü beslenme, hareketsizlik ve ailenizden aldığınız genetik eğilim sizde şeker hastalığı gelişmesine zemin hazırlar.
Şeker hastalığını önlemek ve gelişmesini ortadan kaldırmak için sağlıklı beslenmeyi bilmek ve hareketi artırmak gerekmektedir.
Şeker hastalığı körlük, böbrek yetmezliği, inme (felç) ve ayak kesilmesi gibi önemli komplikasyonlara neden olabilmektedir.
Şeker hastalığı, özellikle de Tip 2 Diyabet dediğimiz erişkin tip şeker
hastalığı sinsi bir şekilde gelişmekte ve ilerlemektedir. Bu nedenle
erken teşhis ve tedavi büyük önem taşımaktadır. Yapılan bilimsel
çalışmalar şeker hastası olan her üç kişiden 1’inin hasta olduğunu
bilmeden yaşadığını göstermiştir. Bu kişiler şeker hastası olduğunu
tesadüfen veya başka hastalıklar ortaya çıktığında anlamaktadır.
Şeker hastalığına bağlı komplikasyonlar (organ hasarları) kan şekeri
çok yükselmeden 10-20 yıl önce sinsi olarak başlar. Erişkin yaştaki
gizli şeker hastalarının çoğunluğu kilolu olduğu için ilaç
kullanmaksızın sadece zayıflama, sağlıklı beslenme ve egzersiz ile
şeker hastalığı gelişmesini önleyebilirler.
Yapılan çalışmalar kendisinde şeker hastalığı olduğunu bilmeyen
kişilerin oranının kendisinde şeker hastalığı olduğunu bilen hastaların
%35’i kadar olduğunu göstermiştir. Diğer bir deyimle toplumdaki her 3 şeker hastasından birisi henüz hastalık teşhis edilmeden yaşamaktadır. Bu nedenle toplumun bu hastalık konusunda bilgilendirilmesi ve taramaların yapılması büyük önem taşımaktadır.
a) Şeker Hastalığının Tipleri
Şeker hastalığının bazı değişik tipleri vardır. Bunları aşağıda şu şekil
de sıralayabiliriz:
Tip1 Diyabet
Tip 2 Diyabet
Metabolik Sendrom
Şeker hastalığının nadir görülen genetik tipleri
Pre-Diyabet dediğimiz ‘’Gizli Şeker’’
Gestasyonel Diyabetes Mellitus denilen ‘’Gebelikte görülen şeker hastalığı’’
Brittle (oynak) diyabet
b) Tip 1 ve Tip 2 Diyabet
Şeker hastalığının esasta iki tipi vardır ve bunlar
Tip 1 ve Tip 2 diyabet olarak adlandırılır. Bunlardan en çok görüleni
Tip 2 diyabettir ve tüm şeker hastalarının %90-95’i tip 2 diyabetlidir.
Tip 1 diyabet daha çok çocuklarda görülen ve insülin ile tedavi
edilmesi gereken şeker hastalığı tipidir. Bu hastalıkta insülin
salgılanması olmadığından dışarıdan yapılan yapay insülin ile tedavi
yapılır. Haplar ile tedavisi mümkün değildir. Şeker hastalarının yüzde
10’nunu tip 1 diyabet oluşturur. Tip 1 diyabet 9 aylıktan itibaren
görülebilirse de en sık 12-14 yaşlarında ortaya çıkar.
Tip 2 diyabet ise genellikle 30 yaşından sonra ortaya çıkan şeker
hastalığı türüdür. Şeker hastalarının yüzde 90-95’i tip 2 diyabetlidir.
Bu tip şeker hastalığında kanda insülin başlangıçta yüksek olmasına
rağmen etkisini gösteremez, ve kandaki yüksek kan şekerini hücrelere
sokamaz. Bu duruma “ insülin direnci “ adı da verilir. Bununla birlikte bu hastalarda zamanla insülin salgısı bozulabilir ve insülin tedavisine ihtiyaç gerekebilir.
Tip 1 ve Tip 2 diyabet arasındaki farklılıklar aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Tablo: Tip1 ve Tip 2 Diyabetin Özellikleri
ÖZELLİK
TİP 1
TİP 2
Hastalığın başlangıcı
Aniden
Yavaş
Kilo
Genellikle şişman değil
Şişman veya şişman değil
Hastalığın başlangıç yaşı
Çocuklukta
Sıklıkla 30 Yaşından sonra
Ailede başka şeker hastası
%10-15’inde var
%30’unda var
Kanda antikor varlığı
Çoğunda var
yok
Tedavisi
İnsülin Gerekir
Hap ve İnsülin
Kanda insülin
Yok
Önce yüksek sonra az
Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Ayrımı Nasıl Yapılır?
Laboratuvar tetkiki olarak ayırım için kanda
anti-GAD antikoru, insülin antikoru ve adacık antikoruna bakılır. Bu
antikorlar pozitif ise yani varsa o hastada tip 1 diyabet var demektir.
Tip 2 diyabetli hastalarda bu antikorlar kanda bulunmaz. Ayrıca mixed
yemek testine insülin cevabı ve glukagon iğnesine insülin ve C peptit
cevabı da bu konuda kullanılan tetkiklerdir.
C peptit hormon ölçümü de tip 1 ve tip 2 diyabet
ayırımında faydalıdır. C peptid pankreasdan insülin ile beraber
salgılanan bir hormondur. Tip 1 diyabetli hastalarda C –peptit kanda
yoktur.
c) Metabolik Sendrom
Tip 2 diyabet veya gizli şekeri olan kişilerde
birlikte tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit yüksekliği, insülin
hormon yüksekliği, ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma ve
şişmanlık birarada ise bu duruma metabolik sendrom denir.
Metabolik sendromu yapan etken insülinin iyi çalışmaması yani insülin
direncidir. Bel kalınlığı veya bel çevresi artmış olanlarda
(şişmanlarda) bu hastalık daha fazla görülür. Birlikte karaciğer
yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan
pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde azalma ve idrarla atılan
proteinde artma (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp
koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür.
Metabolik sendrom sıklığı ülkemizde fazla olup yaklaşık her 100 kişinin
20-25’inde vardır.
d)Gebelik Diyabeti
Sadece gebelik sırasında ortaya çıkan şeker hastalığına gebelik diyabeti denir.
Gebe kalmadan önce şeker hastalığı olan kadınlar bu gruba girmez. Gebe
kalan kadınların % 4-7’sinde şeker hastalığı ortaya çıkmaktadır.
Genellikle gebeliğin 24 ile 28nci haftaları arasında ortaya çıkan bu
tip şeker hastalığı bazen şişman bayanlarda gebeliğin ilk aylarında
ortaya çıkabilir. Gebelik diyabeti olan kadınlar doğum yaptıktan sonra
şeker hastalığı kaybolur, ancak yaklaşık %50’sinde ileriki yıllarda tip
2 şeker hastalığı oluşur. Bu yüzden doğumdan sonra 6 ayda bir açlık ve
tokluk kan şekerine bakmak gerekir.
e) Gizli Şeker (Pre-Diyabet)
Açlık kan şekerinin 90 ile 126 mg/dl arasında olmasına ‘’Açlık Kan şekeri Bozukluğu’’
adı verilirken, kan şekerinin yükleme testi (OGTT) sırasında (75 gram
glukozla yapılan şeker yükleme testinde) 2. saattte 140 ile 199 mg/dl
arasında çıkmasına ise '‘ Şeker Tolerans Bozukluğu’’ veya ‘’Gizli Şeker’’ adı verilir. İşte hem açlık kan şekeri bozukluğuna hem de glukoz tolerans bozukluğuna ‘’Pre-Diyabet’’ adı verilir. ‘’Pre’’ sözcüğü latince ‘’ön’’
veya ‘’erken’’ anlamına gelmektedir. Diğer bir deyimle şeker
hastalığının ön veya erken devresi demektir. Bu kişilerde diyabeti
önleme programı ile (sağlıklı beslenme, egzersiz ve fazla kiloların
verilmesi) hastalık geriletilebilir veya ortaya çıkması geciktirilir.
f) Nadir Görülen Genetik Şeker Hastalığı Tipleri
Tip 1 ve tip 2 şeker hastalığına pek benzemeyen
bazı şeker hastalığı tipleri vardır. Bunlardan birisi erişkin yaşta
şeker hastalığı gelişen kişilerin %10-15’inde görülen kısaltılmış ismi
‘’LADA’’ olan yada latince açık yazılımı ile ‘’Latent Otoimmün diyabeti”
hastalığıdır. LADA tipi şeker hastalığında pankreasdaki beta hücreleri
bağışıklık sistemi tarafından yavaş yavaş yıkılır. Bu yıkım arttıkça
insülin azalacağından kan şekerinde giderek bir artış olur. Bu hastalar
bazen yıllarca insülin kullanmadan sadece tablet şeklindeki ilaçlarla
şeker hastalığını kontrol ederlerse de sonra insülin kullanmak zorunda
kalırlar.
Diğer bir tip şeker hastalığı ise gençlerde ortaya çıkan tip 2 diyabet olup ‘’MODY’’ adı ile anılır. Bu hastalık daha nadir görülür ve tip 2 diyabet erken yaşta ortaya çıkar; nedeni bazı genetik bozukluklardır.
g) Oynak (Brittle) Diyabet
Sıklıkla tip 1 diyabetli hastalarda bazen de tip 2
diyabetli hastalarda ortaya çıkan ve kan şekerinin gün içinde aşırı
azalmalar ve artmalar göstermesi durumuna oynak (Brittle) diyabet adı
verilir. Bir hastada ‘’oynak diyabet’’ var diyebilmek için uygun diyet
ve günde 4 kez insülin yapılmasına rağmen kan şekerin gün içinde
yükselme ve düşmelerle seyretmesi gerekir. Bu hastalarda enfeksiyon,
hormon bozukluğu, insülin direnci, mide ve bağırsaklarda gıda emilim
bozukluğu, Şafak fenomeni (gece büyüme hormonu artmasına bağlı sabah
şekeri yüksekliği), Somogy etkisi (gece şeker düşmesine bağlı sabah
reaksiyon olarak kan şekeri yükselmesi) ve psikolojik rahatsızlık gibi
nedenler aranır. Bu hastaların büyük çoğunluğunda (yaklaşık % 50’sinde)
psikolojik bozukluk vardır. Bazen de şekerdeki oynamalar hastada stres
yapar ve psikolojik sıkıntıların ortaya çıkmasına neden olur. Mide
felci denilen gastroparezi de şeker oynamalarına neden olabilir.
Bulantı, kusma ve midede dolgunluk varsa bu durumdan şüphelenmek
gerekir.
KAYNAKLAR:
1. Prof Dr Metin Özata, Diyabetle kaliteli Yaşam Rehberi, Gürer yayınları, 2009
2. http://www.drdiyabet.com
3. http://www.reaktifhipoglisemi.com
4. http://www.diyetdr.com
KAN ŞEKERİ KAÇ OLMALI?
KAN ŞEKERİ KAÇ OLMALI?
1. Açlık kan şekeri sağlıklı kişide 90 mg/dl altında olmalı.
2. Tokluk kan şekeri sağlıklı kişide 2. saatte 140 mg/dl nin altında olmalı.
AÇLIK KAN ŞEKERİ SAĞLIKLI KİŞİDE 90 mg/dl den Fazlaysa Ne Yapmalı?
1. Şeker yükleme testi yapılmalı. Buna OGTT denir.
75 gram glukozla 3 saatlik OGTT yapılır. Saat başı alınan kanlarda hem
insülin hem glukoz bakılır.
2. Sağlıklı kişide açlık kan şekeri 90 mg/dl'den
fazlaysa gizli şeker hastalığı ihtimali yüksektir. Hele ailede diyabet
var ve kilonuz fazlaysa bu olasılık daha fazladır.
GEBELİKTE KAN ŞEKERİ KAÇ OLMALI?
Gebelikte açlık kan şekeri 90 mg/dl nin altında
tokluk kan şekeri 1. saat 130 mg/dl nin altında, tokluk 2. saat kan
şekeri 120 mg/dl nin altında olmalı. Gebelikte açlık kan şekeri 90
mg/dl den fazlaysa 100 gramlık OGTT 3 saatlik olarak yapılır.
SAĞLIKLI KİŞİDE HbA1c YÜKSEKSE GİZLİ ŞEKER VARDIR
Sağlıklı bir kişide ölçülen HbA1c normalden yüksekse
gizli şeker hastalığı vardır. Önce açlık kan şekeri ve tokluk kan
şekerine bakılmalıdır. Veya OGTT denilen şeker yükleme testi
yapılmalıdır.
SAĞLIKLI KİŞİDE AÇLIK İNSÜLİN HORMONU KAÇ OLMALI?
Sağlıklı kişide açlık insülin hormon düzeyi 10 un altında olmalıdır.
ŞEKER HASTALARINDA KAN ŞEKERİ KAÇ OLMALI?
Şeker hastalarında ideal olanı açlık kan şekeri 100
mg/dl nin altında tokluk kan şekeri 2. saat 140 mg/dl altında
olmalıdır. Ancak 60 yaşın üzerinde bu değerler biraz yüksek
tutulmalıdır. Örneğin 60 yaşın üzerinde açlık kan şekeri 110 mg/dl
altında olmalı tokluk kan şekeri 2. saat 160-180 mg/dl altında olmalı.
ŞEKER HASTALARINDA HbA1c KAÇ OLMALI?
Şeker hastalarında HbA1c % 6.5 altında olmalıdır.
DİYABET- ŞEKER HASTALIĞI NEDİR?
Diyabet veya Şeker Hastalığı pankreas bezinden
salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya iyi etki edememesi
sonrası ortaya çıkan ve kendisini kan şekerinde yükselme ile gösteren
bir hastalıktır. Kanda şeker yüksekliği ise vücudumuzda ve
organlarımızda hasarlar yapabilir. Bu nedenle kan şekerinin normal
seviyelere getirilmesi büyük önem taşır. Düzenli olarak Endokrin
uzmanına gitmek, sağlıklı beslenme, egzersiz , vücut bakımı ve
ilaçların düzenli kullanımı gerekir.
GİZLİ ŞEKER NEDİR?
Şeker hastalığı oluşmadan önce hastalar gizli şeker
aşamasındadır. Bu dönemde henüz açlık kan şekeri 90 ile 126 mg/dl
arasındadır. Gizli şeker varsa şeker hastalığını % 60-70 önleme
şansınız vardır. Bu şansı iyi kullanınız.
DİYABET OLDUM DİYE MORALİNİZİ BOZMAYINIZ
Diyabetin başlıca nedeni ailede şeker hastalığı
olması, kilo alma,yanlış beslenme, üzüntü, sıkıntı, stres ve
depresyondur. Şeker hastası oldum diye moralinizi bozmayınız. Sağlıklı
beslenme, uygun ilaçlar, vitaminler ve egzersiz ile bu hastalığın size
zarar vermesini önleyebilirsiniz.
PANKREAS BEZİ VE HORMONLARI
Pankreas bezi karında midenin altında bulunan bir
organımızdır. Erişkinlerde boyu 15-20 cm, ağırlığı ise 70-100 gram
arasındadır. Pankreas, hem bağırsaklara sindirim için gerekli enzim
salgıları yapar hem de hormon salgısı yapar. Pankreas bezinin gıdaların
sindirimiyle ilgili salgıladığı enzimler tripsin, kimotripsin, elastaz,
karboksipeptidaz, lipaz ve amilaz gibi enzimlerdir. Bu enzimler
pankreasın Wirsung ve Santorini isimli kanallarıyla kanallarıyla
duodenuma (onikibarsarsak) dökülür.
Pankreasın bezinin hormonları ise bez içine dağılmış özel hücre grupları ( Langerhans adacıkları)
vasıtasıyla gerçekleştirilir. Burada üretilen hormonlar (insülin,
glukagon, vs.) dolaşıma katılır ve hedef dokulara ulaşarak etkilerini
gösterirler.
Langerhans adacıkları erişkin pankreasında 0.5-1
milyon arasında değişen sayıdadır. Bu adacıkların toplam ağırlığı 1-2
gram kadar olup, pankreasın total ağırlığının %1-1.5’unu oluşturur.
Langerhans adacıklarında başlıca 4 hücre tipi vardır:
- A (alfa) hücreleri
- B (beta) hücreleri
- D (delta) hücreleri
- F (PP) hücreleri
A
hücreleri adacık hücrelerinin %15’ini oluşturur. Glukagon, proglukagon,
glukagon-like peptid 1 ve 2 salgılar. B hücreleri adacıklarda en fazla
bulunan hücre tipidir (%60-70) ve bunlar insülin, C-peptid, proinsülin,
amilin ve GABA isimli hormonları salgılar. D hücreleri (%10) ise
somatostatin hormonu salgılar. F hücreleri (%15) ise pankreatik
polipeptid isimli bir hormon salgılar.
Pankreastan salgılanan hormonlar birlikte çalışarak
kan şekerinin düzenlenmesine, iştah, metabolizma ve vücut ağırlığına
etki ederler. İnsülin bir açlık hormonu olup iştahı artırır. İnsülin
ayrıca yağ depolanmasını sağlayan bir hormondur. Glisemik indeksi
yüksek gıdalar yenince aşırı insülin salgılanır. İnsülin yüksekse kilo
vermek zorlaşır.
KAYNAKLAR
1. Prof Dr Metin Özata, Diyabetle kaliteli Yaşam Rehberi, Gürer Yayınları, 2008
2. http://www.drdiyabet.com
3. http://www.reaktifhipoglisemi.com
4. http://www.endokrin.org
AÇLIK KAN ŞEKERİ 90 mg/dl ÜZERİ İSE GİZLİ ŞEKER HASTALIĞI OLABİLİR
Daha önce yapılan araştırmalar ve kriterler ile
açlık kan şekeri 100 -126 mg/dl arası ise gizli şeker, 126 mg/dl ve
üzeri ise şeker hastalığı (diyabet) tanısı konmaktadır. Yaptığımız yeni
araştırmalar açlık kan şekeri 90 mg/dl ve üzerinde olan kişilerde de
gizli şeker hastalığının önemli bir oranda olduğunu gösterdi. Özellikle
kilosu olan, ailesinde şeker hastalığı olan kişilerde gizli şeker
hastalığı daha fazla saptandı.
Bu nedenle önerim açlık kan şekeri 90 mg/dl ve
üzerinde ise (90-126 mg/dl arası) OGTT denilen şeker yükleme testinin
yapılması ve şeker hastalığından korunmak için uygun beslenme ve yaşam
tarzı değişikliğine hemen geçilmesidir.
GİZLİ ŞEKER NEDİR?
Şeker hastalığı oluşmadan önceki safhaya gizli şeker
denir. Bu kişilerin bir kısmında sadece açlık kan şekeri yüksektir, bir
kısmında ise sadece tokluk kan şekeri yüksektir. Bir kısım hastada ise
reaktif hipoglisemi denen yemek yedikçe kan şekerinin düşmesi vardır.
Bu olayların temelinde insülin hormonunun iyi çalışmaması, pankreasdan
glukagon hormonun fazla salgılanması, ve Glukagon like peptide denen ve
bağırsaklardan salgılanan hormonların salınımındaki bozukluklar vardır.
Ayrıca genetik ve çevresel etkenler de rol alır. Neticede pankreas beta
hücreleri sayısı azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar.
Sadece açlık kan şekeri yüksekliği olanlarda genetik
faktörlerin yani ailede şeker hastalığı olmasının, sigara içmenin ve
erkek olmanın önemli rolü varken, sadece tokluk kan şekeri yüksekliği
ise hareketsiz kişilerde, sağlıksız beslenenlerde, ve boyu kısa
olanlarda daha fazla görülmektedir.
Ancak her iki durumda da insülin direnci, kilo,
ailede şeker olması önemlidir. Her iki durumda pre-diabet yani gizli
şeker durumudur. Bu durum kalp ve damar hastalıklarına neden olan ve
sinsi bir şekilde organlarımızda hasar yapan bir durumdur. Bu nedenle
şekerim sınırda diye aldırmazlık yapmayınız.
DİYABETİ ÖNLEMEK İÇİN NE YAPMALI
1. Sağlıklı beslenme: Glisemik indeks diyeti (Gİ DİYETİ),
2. Egzersiz
3. Kilo kontrolu-zayıflama
4. Sigarayı kesmek
5. İlaç tedavisi ( Endokrin uzmanı verir)
DIYABETI ONLEMEK IÇİN GI DIYETİ YAPINIZ
Sağlıklı beslenme ve şeker hastalığından korunmak
için GI diyeti yapınız. Prof Dr Metin Özata nın hazırladığı GI diyeti
kitabını okuyarak bilgi sahibi olunuz.
Gİ Diyeti kimler için faydalıdır?
Kilolu ve obezlere,
Tip 1 Şeker hastalarına
Tip 2 Şeker hastalarına
Prediyabet-Gizli Şekeri olanlara
Gebelik Şekeri Olanlara ,
Reaktif hipogisemisi-Kan şekeri düşük olanlara
Trigliseridi yüksek olanlara,
Metabolik sendromu olanlara,
Polikistik over sendromu olanlara,
Yağlı karaciğeri olanlara,
Sağlıklı yaşam için herkese
Gözdeki makula dejenerasyonunu önlemek için
Kanser, kalp hastalığı ve felçten korunmak için
Gİ diyetinin uygulanmasında 3 önemli adım vardır:
- Akılcı karbonhidrat seçimi yapmak, yani yüksek Gİ yerine düşük Gİ’li karbonhidratları yemek
- Gıdaların yaklaşık olarak Gİ değerlerini öğrenmek
- Günlük
karbonhidrat miktarını ölçülü almak ve düşük Gİ’li de olsa fazla
karbonhidrat almamak. Yani her öğünde asla fazla kalori almamak.
Bir diyetin başarılı olması onun devam ettirilebilir
olmasına bağlıdır. Bir süre uygulanıp sonra devam ettirilemeyen diyet
veya beslenmenin anlamı yoktur. Herkesin vücudu, bağırsakları, gıdaları
parçalayan enzimleri aynı olduğuna göre gıda seçimi büyük önem
taşımaktadır.
Kilo vermede en önemli konu iştah kontrolüdür. İştah
kontrolü için barsakta sindirimi uzun süren ve bu nedenle kan şekerini
hızla artırmayan düşük GI’li gıdaların seçilmesi önem taşımaktadır.
GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi Gİ
hesaplamak, elde tablolar ona göre beslenmek demek değildir. Önemli
olan kaliteli karbonhidrat yemektir.
Gıda Seçimi veya Beslenme Nasıl Olmalı?
Beslenmede en önemli ilke 3 ana öğün 3 ara öğün
yemektir. Yani kahvaltı, saat 10.30’da ara öğün, öğle yemeği, ikindi
ara öğün, akşam yemeği, gece saat 22.00 de ara öğün almalıdır.
Günlük beslenmenizde yüksek GI’li gıdalar yerine
düşük GI’li gıdalar yemek pratik noktadır. Örneğin sabah kahvaltıda
beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, tereyağı veya reçel yerine
yoğurt, meyve yenebilir. Yediğimiz gıdalar protein, karbonhidrat ve yağ
içerir. Et ve yumurtada protein çoktur. Ekmekte ise karbonhidrat
çoktur. Tereyağı ise yağdan oluşur. Önemli olan çeşitli gıdalardan
farklı ölçülerde yemektir. Her gıdanın GI’ini ölçmek imkansızdır.
Örneğin et, balık, tavuk, badem, tereyağı, sebzelerin GI’i ihmal
edebilir. GI’i yüksek olan gıdalardan az yemek kuralımızdır. Ancak
düşük GI’li sosis yememek lazımdır. Bunda doymuş yağlar çoktur. Yani
amacımız sadece düşük GI’li gıda yemek değildir. Yüksek ve düşük GI’li
gıdalar karışık yenirse GI ‘i orta derecede olur. Eğer yemeğinizde
yüksek GI’li gıda varsa düşük GI’li gıda ilave edebilirsiniz.
Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam
buğday ekmeği, veya üzerine az reçel sürüp yiyebilirsiniz. Bembeyaz
ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin.
Kahvaltı gevreği yerine müsli yiyin. Kek veya pasta yerine yoğurt
yiyin. Beyaz patates yerine tatlı patates yiyin.Cips yerine tane üzüm
veya çilek yiyin. Kruvasan yerine yağsız sütten yapılmış kapuçino için.
Kraker yerine dilimlenmiş havuç, biber yiyin. Şeker yerine kuru üzüm,
kuru kayısı, kuru meyve yiyin. Pirinç yerine bulgur,makarna, erişte
yiyin.Gazoz ve kola yerine su için. Şeker yerine elma suyu, bal veya
fruktoz kullanın
Patates püresi, beyaz ekmek ve beyaz pirinç, kan
şekerini, kesme şekerden daha fazla yükseltme gücüne sahiptir. Bu
nedenle şeker yükü az olan tam tahıldan yapılmış besinleri yemek daha
faydalıdır. Böylelikle hem kan şekeri yükselmez hem başka faydalar
sağlanır.
Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve
mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar
ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha
iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Günde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir.
Kilo vermek için önemli beslenme önerileri:
1.Sebze ve meyve yemeğe fazla önem verin
2. Yağ miktarını azaltın.
3. Porsiyonları küçültün
3. Her yemekte en azından bir düşük GI’li gıda yiyin.
4. Öğün atlamayın, 3 ana öğün 3 ara öğün şeklinde beslenin
5. Yemek sonrası tatlı yerine meyve yiyin
6.Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği yiyin
7.Trigliserit yüksek değilse düzenli olarak ceviz, badem veya fındık yiyin
8. Kırmızı eti az beyaz eti çok yiyin
9. Süt ürünlerini yağsız olarak yiyin
10.Yağ olarak sadece zeytinyağı yiyiniz
Öğünlerin Zamanı
Bu beslenme şeklinde 3 ana öğün ve 3 ara öğün
vardır. Kahvaltı genellikle kalktıktan bir saat sonra yaklaşık saat
7.00 civarı olmalıdır. İlk ara öğün saat 10.30’da olmalı, öğle yemeği
saat 12.00-1300 arası olmalıdır. İkinci ara öğün saat 15.30-16.00
civarında olmalı, akşam yemeği saat 19.00 civarında olmalıdır. Son ara
öğün ise gece saat 22.30 cvarında olmalıdır.
Kahvaltı:
Kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Kahvaltı yapan
kişiler gün içinde daha enerjik olurlar ve daha az atıştırma yaparlar
ve daha iyi kilo verirler. Bu kişilerin daha mutlu, işlerinde başarılı
olduğu saptanmıştır. Kahvaltı yapmayan kişiler yorgun, enerjisi azalmış
ve vüctlarında su miktarı daha az olarak yaşarlar. Sabah kahvaltı
yapacak zaman yok diyerek kahvaltı yapmayanlar yolda yiyebilecekleri
sağlıklı kahvaltı paketleri kendilerine hazırlayabilirler. Örneğin
kepekli ekmekten yapılmış sandviç ekmeği içine yağsız peynir, marul,
biber, domates ve salatalık konarak bir sandviç hazırlanabilir.
Kahvaltıda şekeri gıdalar yemek sizin çabuk
acıkmanıza neden olur. Kahvaltıda meyva veya meyva suyu, yağsız süt
veya yoğurt yenmeli, ekmek olarak tam buğday ekmeği yenmelidir.
Kahvaltıda taze meyve veya meyve suları yenerek başlanabilir. Gİ
seviyesi düşük meyve ve meyve suları şunlardır:
Kivi (53)
Elma (38)
Elma suyu (37)
Mango (51)
Portakal (42)
Havuç suyu (43)
Greyfurt (25)
Şeftali (42)
Ananas suyu (46)
Erik (39)
Üzüm (53)
Domates suyu (38)
Meyve ve yoğurt ile doymazsanız tam buğday ekmeği kahvaltıda yenebilir. Kahvaltıda çorba içmek de faydalıdır.
Öğle ve Akşam Yemekleri (Tabak modeli)
Bir öğünde yiyeceğiniz yemeklerin hepsini bir tabak
üzerinde olacağını düşünelim. Bu tabağın yarısısını sebze ve meyve
doldurmalı, protein (et veya kuru baklagil) tabağın ¼’nü doldurmalı ve
geri kalan ¼’ü karbonhidrat olmalıdır. Yani her öğünde protein (et
türü), karbonhidrat, ve meyve-sebze olmalıdır. Öğünlerde et yemekle
karbonhidrat miktarı azalır ve tüm yemeğin Gİ’i düşer.
Öğle yemeği günün en iyi yemeği olmalıdır. Düşük
Gİ’li karbonhidratlar seçilmelidir. Öğleyin tam buğday ekmeği, kuru
baklagil, balık, yağsız et, tavuk, fazla miktarda salata ve arkasından
meyve yenmelidir.
Akşamları yemek hafif olmalı, sebze, et ve yoğurt yenmelidir. Tatlı yerine dondurma veya meyve yenmelidir.
Ara Öğünler:
Ara öğünlerde aşağıdakilerden birini seçiniz.
1.Bir portakal veya bir elma veya bir armut
2.Yağsız yoğurt
3.Bir bardak süt
4. 5-6 Kuru kayısı
5.Bir avuç kuru üzüm
7.Bir külah dondurma
8. Bir avuç badem
Nadiren Yenecekler gıdalar şunlardır:
1.Yüksek GI’li gıdalar (hamur işleri, pasta, kek, kurabiye)
2. Yağda kızarmış, kavrulmuş veya sos ilave edilmiş yiyecekler
3. Tüm yağlı gıdalar ( kaymak, krema, mayonez, margarin)
4. İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar
5.Hazır meyve suları, bunların yerine meyve yiyiniz
6.Tatlandırıcılar, bunlar iştahı artırabilir
7.Kahve ve kafein
8.Alkol azaltın, haftada bire indirin
9.Gazoz, kola içmeyin yerine su içiniz.
Öğleyin Kuvvetli, Akşam Hafif Yiyin
Metabolizma sabahları daha hızlı iken akşamları
yavaşlar. Bu nedenle akşam yemeklerinin hafif olması, sabah ve öğle
yemeklerinin biraz daha ağırlıklı olması kilo verme açısından çok
önemlidir. Oysa ülkemizde genellikle, öğle yemekleri bir sandviç veya
döner ile geçiştirilmekte ve metabolizmanın zayıfladığı saatlerde, yani
akşamları daha fazla yemek yenmekte ve bu durum kilo alınmasına neden
olmaktadır. Zayıflamak istiyorsanız bu beslenme şeklini tersine
çevirmeniz gerekir. Öğlen iyi yemeli akşamları ise az yemelidir.
Akşamları saat 19.00’dan sonra da yemek yenmemelidir. Geceleri yemekten
sonra çok acıkırsanız bir kase yoğurt içine elma dilimleri koyup
yiyiniz, veya 4-5 tane badem veya ceviz yiyiniz. Bunlar açlığınızı
giderecektir.
Yağ ve Protein Ne Kadar ve Nasıl Yenmeli?
Yağ ve proteinin glisemik indeks değeri yok kabul
edilebilir. Ancak yüksek yağlı ve yüksek proteinli diyetler insülin
direncini artırlar. Bu nedenle de yenen karbonhidratlar kan şekerini bu
tür beslenen kişilerde daha fazla yükseltir. Yağ olarak zeytinyağı
yenmeli, tereyağı veya donmuş yağlar yenmemelidir. Proteini fazla
artırmak da damar sertliği yapar. Günlük diyette yeteri kadar protein
olmalıdır. Bunun miktarı avucunuz kadar et parçası yemek şeklinde
kabaca özetlenebilir. Protein bağırsaklardan gıdaların emilimini
azaltır ve daha fazla tok tıutar. Salataların içine de proteinli
gıdalar konmalıdır. Protein denince yağsız süt ürünleri, yağsız
tavuk-hindi eti, deniz ürünleri, yumurta beyazı, bezelye, kuru fasulye,
nohut anlaşılmalıdır.
Günlük 65-70 gram proteine ihtiyacımız vardır.
800-1200 kalorilik bir diyette günlük protein alımı ideal vücut
ağırlığının her kilosu için en azından 1 gram olmalıdır. 1200 kalorinin
üzerindeki diyetlerde ise bu miktar ağırlığın her kilosu için 0.8 gram
olmalıdır. Proteinli gıdalar kişiyi daha fazla tok tutar ve mide
boşalmasını geciktirir. Bu nedenle zayıflarken ızgara veya haşlama
beyaz et yemeği ihmal etmemek gerekir. Bu et yemeklerinin yanına
patates püresi yerine bezelye, kuru fasulye (3-4 kaşık) ilave etmek ve
bol salata yemek faydalı olur.
Bir Davete Giderken Ne Yapmalı?
Yemekten bir saat önce hafif bir şeyler yiyin; bu
yoğurt veya bir elma olabilir. Yemekten önce gelen zeytinyağı veya
tereyağını görmezden gelin, ekmeğe sürmeye veya ekmeği bandırmayı hiç
düşünmeyin. Hatta hiç getirmemelerini istemeniz daha doğrudur. Yemekten
önce bir bardak su için ve yemeğe salata ile başlayın. Ana yemekten
önce gelecek olan meze veya ara sıcaklardan sebze olanlarını tercih
edin veya bunları yemeden ana yemek gelinceye kadar bekleyin. Et
yemeklerinin yanında mutlaka sebze yiyin. Yemeğin sonunda tatlı değil
meyve yemeye çalışın.
Tatlandırıcı Kullanımı
Tatlandırıcı kullanımına pek sıcak bakmıyoruz. Ne de olsa kimyasal bir maddedir. Ancak mutlaka kullanmak isteyenler içinde aspartam
bulunan tatlandırıcılardan günde en fazla 8-10 tane kullanabilirler.
Bitkisel bir tatlandırıcı olan stevya veya splenda da kullanılabilir.
Mümkünse tatlandırıcı kullanmadan çayınızı içmeye çalışın.
Her Zaman Düşük Gİ’li Yemek Mecburiyeti Var Mı?
Gİ diyeti yapıyoruz diye bazı gıdaları hiç
yemeyeceğiz anlamı çıkarılmamalıdır. Gİ değeri yüksek olan patates veya
beyaz ekmek çok az oranda yenebilir. Bunları yediğinizde yanında düşük
Gİ’li gıda yerseniz Gİ oranını düşürmüş olursunuz. Yüksek ve düşük
Gİ’li gıdaları birlikte yersek aldığımız ortalama Gİ düşer. Örneğin
papates cipsi ile çilek birlikte yenirse paataes cipsinin etkisi
azalır. Yani yüksek Gİ li gıda yediğinizde bunun etkisini azaltmak için
yanında düşük Gİ’li gıda seçmeye çalışılmalıdır. Patates yediğinizde
yanında yoğurt yerseniz papatetesin etkisi azalır. Yine her düşük Gİ’li
gıda sağlıklı olmayabilir. Örneğin sosisin Gİ’i düşüktür ancak yağ
oranı fazladır ve zararlıdır. Ayrıca Gİ’i düşük diye bir gıdadan fazla
da yememek gerekir. Miktar arttıkça aldığınız şeker yükü artar.
KAYNAKLAR
1. Prof Dr Metin Özata, GI diyeti, Erko yayıncılık, 2008
2. http://www.drdiyabet.com
3. http://www.endokrin.org
4. http://www.reaktifhipoglisemi.com
AĞIZ KURULUĞU ZEHİRLİ GUATR ve DİYABET (ŞEKER) BELİRTİSİ OLABİLİR
Ağız
kuruluğunun bir çok nedeni vardır. Tükrük bezi hastalıkları, kullanılan
bazı ilaçlar (özellikle allerji ilaçları, antihistaminkler, depresyon
ilaçları gibi), romatizma, parkinson, radyoterapi, kafein (kahve çay
fazla içme) neden olabilir.
AĞIZ KURULUĞU YAPAN HORMON HASTALIKLARI:
1. ZEHİRLİ GUATR (HİPERTİROİDİ, GRAVES)
Tiroid bezinin aşırı çalışmasına yani aşırı tiroid
hormonu üretmesine tıp dilinde hipertiroidi adı verilir. ‘’Hiper’’
Latince ‘’fazla’’ veya ‘’yüksek’’ manasına gelir. Hipertiroidi
hastalığına tıp dilinde ‘’ tirotoksikoz ‘’ adı da verilir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına halk arasında ‘ ’zehirli guatr’’ veya ‘ ’iç guatr’’
isimleri de verilmektedir. Bu isimlendirmeler maalesef yanlıştır; ne
zehirlenme söz konusudur ne de bir iç guatr vardır. Elleriniz titriyor,
ağzınız kuruyor ve çok yemek yemenize rağmen kilo veriyorsanız yada
çabuk sinirleniyor ve çevrenize bağırıp çağırıyorsanız sizde tiroid
bezi fazla çalışıyor olabilir.
Graves hastalığı olan genç hastalarda çarpıntı,
sinirlilik, aşırı heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları,
cinsel güçte azalma, kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme,
sıcaktan hoşlanmama, soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen
yorulma ve nefes darlığı, kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız
kuruması, adetlerde azalma, uyku bozukluğu ve bazı psikolojik
bozukluklar olabilir.
İştah artışına rağmen kilo kaybı bu hastalığın en
önemli belirtilerinden birisidir. Bu hastalık metabolizmayı
hızlandırdığından aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı olur. Çok
nadiren kilo artışı da olabilir.
Çarpıntı veya kalp atım sayısında ve nabız sayısında
artış her 100 hastadan 96’sında görülür. İstirahatte iken nabız hızı
dakikada 89’tan fazladır.
Saç kılları incedir. Yaygın veya hafif saç dökülmesi görülebilir.
Hastalarda huzursuzluk ve aşırı sinirlilik vardır;
ajite haldedirler ve yerinde duramazlar. Bazen birden öfkelenirler.
Kalabalık yerlerden hoşlanmazlar. Ufak tefek şeyler için bağırıp,
çağırırlar.
Kas güçsüzlüğü bazen çok şiddetli olur ve hasta sandalyeden kalkmakta veya merdiven çıkmada zorluk çeker.
Tırnaklar yumuşaktır ve kırılabilir. Tırnaklarda çekilme özellikle 4. ve 5. parmak tırnaklarında görülür.
Hastaların % 10’nunda bacaklarda, kolda ve diz ekleminde ağrı olabilir. Bu ağrılar bazen kendiğinden düzelebilir.
Cilt ince, ılık ve nemlidir. El ayalarında
kırmızılık ve kaşıntı olabilir. Ürtiker denilen cilt allerjisi ve
vitiligo (ciltte renksiz veya beyaz alanlar olması) da sıklıkla
birlikte bulunur.
Oftalmopati denilen göz belirtileri Graves’li
hastaların % 25-30’unda saptanır. Gözlerde öne doğru fırlama vardır.
Bazı hastalarda çift görme şikayeti olur. Görmede bozukluk, ışıktan
rahatsız olma ve gözde kaşıntı ve yanma meydana gelebilir. Bakışlar
canlıdır ve üst göz kapağında gecikme ve tam kapanma olmayabilir. Bazen
şaşılık oluşabilir.
Ellerde ince titreme vardır. Bunu daha iyi anlamak
için eller uzatılır ve üzerine ufak kağıtlar konur. Kağıtlarda
ellerdeki titremeyle paralel titremeler daha belirgin olarak ortaya
çıkar. Bazen dilde ve göz kapaklarında da titreme olabilir.
Hipertiroidili hastalarda kemik erimesi (diğer
adıyla osteoporoz), kan kalsiyum düzeyinde artma, ve kanda alkalen
fosfataz tetkikinde artış görülebilir. Bu hastalarda ayrıca kanda
osteokalsin ve SHBG adı verilen proteinlerin düzeyleri artar. Karaciğer
testleri denilen SGOT, SGPT ve GGT tetkiklerinde artış olur ve
tedaviyle bu artışlar düzelir, fakat bazı hastalarda ilaç tedavisiyle
karaciğer tetkikleri gittikçe yükselebilir, o zaman radyoaktif iyot
tedavisi yapılması gerekir.
Kadınlarda adet düzeni bozulur; adet sayısında
azalma veya kesilme olabilir. Yumurtlamada bozukluk olduğundan gebe
kalma şansı azalır. Gebelikle birlikte hipertiroidi olursa düşük doğum
ağırlıklı bebek nedeni olduğu gibi ‘’ Preeklampsi’’ denen
tansiyon yükselmesi ve kusmalarla kendini gösteren bir hastalık da
ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocuk isteyen kadınların Graves hastalığı
tedavisi bittikten sonra gebe kalmaları daha uygundur.
Erkeklerde memelerde büyüme, empotans ve sperm sayısında azalma olabilir.
Şeker hastalarında Graves hastalığı ortaya çıkarsa
kan şekerinde yükselmeler oluşur ve bu nedenle kullanılan ilaç dozunu
artırmak veya insülin kullanmak gerekebilir.
Metabolizma hızı arttığından kan yağlarında (kolesterol ve trigliserid düzeylerinde ve LDL kolesterol) azalma olur.
TEŞHİS İÇİN TSH T3 ve T4 hormonları ölçülür ve tedavi için bir ENDOKRİN UZMANINA başvurulur.
2. DİYABET (ŞEKER HASTALIĞI) ve DÜŞÜK ŞEKER
Ağız kuruluğu yapan en önemli hastalıktır.
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi
yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar
bağırsaklarda parçalanarak ufak şeker parçalarına dönüşür ve daha sonra
bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji
sağlanması için kan şekerinin özellikle kas, karaciğer, yağ ve beyin
gibi dokular olmak üzere tüm organların hücrelerine girmesi gerekir.
Kanda bulunan şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan
insülin hormonu sayesinde olur. İnsülin hormonu kanda yoksa veya olduğu
halde hücrelerce emilemiyor ve etki gösteremiyorsa kandaki şeker
hücreye giremediğinden birikir ve şekeriniz yükselmeye başlar. İşte kan
şekerinin sabah aç karna yapılan ölçümde 126 mg/dl yi geçmesi durumuna
şeker hastalığı diyoruz. Kanda şekeri 180 mg/dl’yi geçince idrarla
atılmaya başlar, yani idrarırınızda şeker çıkar.
Şeker Hastalığının Belirtileri
Tip 1 şeker hastalarında çok su içme, çok idrara
gitme, çok yemek yenmesine karşın kilo verme gibi şikayetler çok
belirgin olduğu halde Tip 2 şeker hastalarında bu belirtiler silik
olabilir ve hastalık sinsi bir şekilde başlar. Bu kişilerin çoğunda
hiçbir şikayet olmayabilir. Bazı hastalarda ise sık idrara gitme, aşırı
açlık, zayıflama, halsizlik, görmede bulanıklık, kadınlarda vajinal
kaşıntı, susuzluk ve çok su içme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
Şeker hastalığında görülen belirtiler şunlardır:
Çok su içme ve ağız kuruması
Çok idrara gitme
Çok acıkma
Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik
Yaraların geç iyileşmesi
Cildin kuru ve kaşıntılı olması
Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma
Görmede bulanıklık
Vajinal kaşıntı
Yemeklerden sonra uyku gelmesi
Tatlıya düşkünlük
Sinirlilik
El ayalarında ve ayak altlarında yanma
Uzun açlıklarda el-ayak titremesi
Horlama
TEŞHİS İÇİn KANDA AÇ KARNA ŞEKER ÖLÇÜMÜ YAPILIR. BİR ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURUNUZ.
3. ŞEKERSİZ ŞEKER HASTALIĞI (DİYABETES İNSİPİDUS)
Çok idrara çıkma, ağız
kuruluğu, aşırı susama hissi ve çok su içme en sık ve en belirgin
bulgulardır. Genellikle belirtiler ani başlar ve soğuk içeceklere istek
artmıştır. Çoğu hastada günlük idrar çıkışı 2-6 litre ve bazen 16-24 lt
arasında olabilir ve idrara çıkma sıklığı gece ve gündüz 30-60 dakika
aralıklar ile olabilir.
Gece idrara çıkma sıktır.
Sıvı alımında sorun olmayan hastalarda başka klinik bulgu yada yakınma
gözlenmez ; ancak herhangi bir nedenle yeterli sıvıya ulaşamayan
hastalarda aşırı idrarla sıvı kaybı ve volüm kaybına bağlı olarak
vücutta su azalması, tansiyon düşmesi, şok ve ölüm gelişebilir.
Laboratuar bulguları
Diyabetes insipidus
olabileceği düşünülen hastalarda 24 saatlik idrar miktarını belirlemek
aşırı idrar yapımının varlığını saptamak açısından önemlidir.
Erişkinlerde 24 saatlik idrar miktarının 3 litre ya da üzerinde olması
veya idrar miktarının erişkinlerde > 40 ml/kg/24 saat, çocuklarda
> 100 ml/kg/24 saat olması aşırı idrar yapılmış olduğu tanısı için
yeterlidir.
İdrar osmolaritesi ≤ 200 mmol/kg, idrar dansitesi ≤ 1005, serum osmolaritesi > 287 mmol/kg’dır.
Serum sodyumu artmıştır .
Tanı
Hastalığın tanısı için öykü, klinik bulgular ve laboratuar bulguları son derece önemlidir.
Serum ya da idrar ADH düzeylerinin ölçülmesi hem tanıda yetersiz kalabilen hem de oldukça pahalı tetkiklerdir.
Hastalığın tanısında su kısıtlama-ADH testi kullanılmaktadır.
Hastalığın nedenini öğrenmek için hipofiz MR veya CT tetkikleri yapılabilir.
Su kısıtlama-ADH testi; Testin temel amacı sıvı
kısıtlaması sırasında ve ADH uygulanmasını takiben idrar miktarı,
osmolaritesi, dansitesi ve serum osmolaritesindeki değişiklikleri
gözlemleyerek teşhis koymak ve ayırıcı tanıyı yapmaktır
KAYNAKLAR:
1. http://www.endokrin.org
2. http://www.guatrcenter.com
3. http://www.hormonlar.org
4. http://www.guatrdr.com
DİYABET VE MİKROALBÜMİNÜRİ
İdrarda albümin denen proteinin atılması yani mikroalbüninüri böbrek
hastalığının başladığını gösterir. Mikroalbüminüri, idrarda bir günde
30-300mg protein atılmasıdır. Eğer tedavi edilmezse bu hastaların
%20-40’ında böbrek yetmezliği ilerdeki yıllarda gelişebilir. Albümin
atılımı arttıkça (günde 300 mg’dan daha fazla) böbrek fonksiyonları
daha da bozulur ve tansiyon yüksekliği başlar. Bu amaçla kreatin
klerensi yapılarak böbreğin fonksiyonu araştırılır. Kreatin klerensi 60
ml/dk nın altına inerse bir nefroloji uzmanının takibine girmek
gerekir. Protein atılımı arttıkça böbrek fonksiyonları daha fazla
bozulmaya başlar.
Mikroalbüniüri normal idrar tahlili ile anlaşılamaz. Bu nedenle ayrı
olarak özel tetkik olarak yapılır. Mikroalbümin tayini spot idrarla
yapılabildiği gibi 24 saatlik idrar biriktirilerek de yapılabilir.
Mikroalbüminüri testi pozitif ise tekrar yapmalıdır. Stres, idrar yolu
enfeksiyonu, ateş, egzersiz, tansiyon yüksekliği ve kalp yetmezliği
idrarla protein atılımını artırdığından bu durumlar düzeldikten sonra
tekrar tetkik yapılmalıdır.
Mikroalbüminüri varsa diyetle alınan protein vücut ağırlığının her
Kg’na 0.8 gram olacak şekilde azaltılır. Hayvansal protein yerine
bitkisel kaynaklı protein yenmelidir. Protein atılımı idrarda fazla ise
gıda ile alınan protein miktarı 0.6-0.8 gram /kg şeklinde olmalıdır. Bu
arada büyük tansiyonun 120- 130 mmHg, küçük tansiyonun 80 mmHg olması
gerekir. Bu nedenle tansiyon bu seviyelere gelinceye kadar ilaç
değişiklikleri yapılabilir ve doktor kontrolüne gitmek gerekir.
Albümin atılımı olanlarda kalp hastalığı riski de fazladır. Bu nedenle
idrarla protein atılımının önlenmesi yönündeki girişimler hem böbreği
hem de kalbi korur.
Önlemler:
Kan şekeri kontrol edilmelidir. Kan şekerinin iyi kontrolü böbrek hasarını önler.
Kan basıncı kontrol edilmelidir . Tansiyon böbrek fonksiyonlarını bozar.
ACE inhibitörleri ( kimyasal adları: kaptopril veya enalapril gibi)
veya Anjiotensin II antagonist ilaçlar (Losartan gibi) mikroalbüminüri
tedavisinde faydalıdır. Bu ilaçlarla mikroalbüminüri 4-8 hafta sonra
negatif hale gelebilir. Ancak ilaca devam edilmelidir. Bunlarda ilaç
kesilmeden devam edilir. Eğer mikroalbüminüri pozitifliği devam
ediyorsa ilaç dozunuzu doktorunuz artırabilir. Bu kişiler 6 ayda bir
idrarda mikroalbümin tayini yaptırmalıdır. Bu arada üre, kreatin ve
kreatin klerensi tayini yapılması da uygun olur.
Şeker hastalarında bazı ilaçların böbrek hasarı yapabildiği bilinmeli
ve doktor önerisi olmadan rastgele ilaç almamalıdır. Özellikle röntgen
çekilirken damardan yapılan ilaçlar bazı şeker hastalarında böbrekte
hasar yapabileceğinden bu tetkikler öncesi bol su içmek çok büyük önem
taşır. Böbrekte önceden hasar var ise görüntüleme tetkikleri öncesi ve
tetkik günü asetilsistein 600 mg/gün alınması böbreği koruyabilir.
Kreatinin düzeyiniz 1.5 mg/dl’den fazla ise ilaçlı röntgen filmi öncesi doktorunuz serum verebilir.
Şeker hastaları romatizma ilaçları kullanırken de dikkatli olmalıdır.
Özellikle böbrek hasarı olanlarda bu ilaçlar yan etkiler yapabilir.
Antibiyotk kullanırken özellikle aminoglikazid türü antibiyotiklerin
çok dikkatli kullanılmaları gerekir. Gentamisin, tobramisin, amikasin
gibi aminoglikazid ilaçlar kullanırken mutlaka diyabet doktorunuzun
önerisini alınız.
Şeker hastalarında hasar oluşan organlarından birisi böbreklerdir.
Böbrekler kandaki zararlı maddeleri süzerek bunların idrarla atılmasını
sağlar. Normal bir kişinin idrarında protein bulunmaz. Böbreklerde
hasar oluşursa ilk önce idrarla protein atılmaya başlar. Bu atılan
protein albümin şeklindedir. İşte mikroalbüminüri dediğimiz dönemde 24
saatlik idrarda 30-300 mg/gün arası albümin atılımı olur.
Mikroalbüminüri varsa böbrekte hasar başlamış demektir.
Böbrek hasarına tıp dilinde nefropati
adı verilir. Nefropati, yani böbrek hasarı kan şekeri yüksek olanlarda,
tansiyonu olan ve tedavi etmeyenlerde, kolesterolü yüksek olanlarda ve
göz hasarı olanlarda daha fazla görülür. Aşırı protein almak, genetik
eğilim, insülin direnci ve böbrekteki yapısal bozukluklar da böbrek
hasarını artırır.
Toplumda böbrek yetmezliği gelişen ve dializ olan hastaların yaklaşık % 35-40’ında şeker hastalığı vardır.
Mikroalbüminüri daha sonra aşikar protein atılımına ve en sonunda da
böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Böbreklerin hasar
ilerlediğinde ve böbrek artık iyi çalışmaz duruma gelince kanda
kreatinin ve üre yükselmeye başlar. Bu nedenle şeker hastaları
kontrollerde idrarda mikroalbümin, kanda üre ve kreatinin ölçümleri
yaptırarak böbreklerin durumunu anlayabilirler. Kreatin düzeyi 1.5
mg/dl’nin üzerine çıkarsa böbrekler artık sağlıklı çalışmıyor demektir.
Bu durumda bir nefroloji uzmanına başvurmak gerekir. Böbrek hasarı olan
hastalarda kansızlık varsa (anemi) mutlaka tedavi edilmelidir.
Kansızlık böbrek fonksiyonlarının daha çabuk bozulmasına neden olur.
Nefropati yani böbrek hasarı tip 1 şeker hastalarında 20 yıl içinde %
50 oranında gelişir. Tip 2 diyabet hastalarında daha az oranda , %
15-20 oranında görülür. Tip 2 Diyabetli hastaların %28.2’sinde
mikroalbüminüri, %7.6 sında asikar protein atılımı vardır. Yılda en az
2 kez mikroalbüminüri tetkiki yaptırmakta fayda vardır.
Komplikasyonları Azaltmanın İlk Yolu: Şeker Ayarı
Yapılan bilimsel çalışmalar gerek tip 1 gerek Tip 2 diyabetli
hastalarda kan şekerinin normale yakın olmasının komplikasyonları
azalttığını göstermiştir.
Tip 1 diyabetli hastalarda yapılan Diyabet Kontrolü ve Komplikasyonları Çalışmasınasına (Diyabetes Control and Complications Study: DCCT),
1441 tip 1 diyabetli hasta dahil edilmiş ve bunlara rastgele olarak
geleneksel tedavi veya yoğun glikoz kontrolü uygulanmıştır. Kan şeker
düzeyi düşük olan hastalarda retinopati riskinin %76, mikroalbüminüri
riskinin %43, nöropati denen sinir hasarının %64 oranında azaldığı
saptanmıştır.
Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan bir büyük araştırma ise UKPDS çalışması
adını alır. Bu klinik çalışmaya 3867 yeni tanı konmuş tip 2 diyabetli
hasta dahil edilmiş ve çalışmada 4 farklı ilaç tedavisi ile yoğun
tedavinin yapıldığı hastalar ile sadece diyet yapan hastalardaki organ
komplikasyonları araştırılmıştır. Açlık kan şekeri < 108 mg/dl olan
hastalar yoğun tedavi edilmiş grubu oluşturmuştur. 10 yıldan fazla
süreyle hastalar izlenmiş ve kan şekeri düşük olan ve HbA1c si %7.0’den
küçük olan hastalarda komplikasyonların daha az görüldüğü saptanmıştır
Komplikasyonlar Nasıl Önlenebilir?
1.Kan şekerini normale yakın tutarak.
2.LDL Kolesterolü 100 mg/dl’nin altına indirerek.
3.Fazla kilo varsa zayıflayarak veya normal kiloya gelerek
4.Tansiyonu normale getirerek ( büyük tansiyon 13 veya altında olmalı, küçük tansiyon 8 veya altında olmalı)
5.HbA1c değerini %6 civarında tutarak, HbA1c’nin bir sayı azalması küçük damar komplikasyonlarını %37 azaltır.
6.Homosistein düzeyi yüksek ise düşürerek
7.Serbest radikallere karşı antioksidan sebze ve meyve yemek,
yenemiyorsa antioksidan vitaminler (E vitamini, C vitamini gibi)
almalı. E vitaminin günde 400 üniteden fazla alınması zararlıd
8.Ayaklarınızın bakımını yapınız.
9.Sigarayı bırakın, sigara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir ve kalp hastalığı riskiniz artar.
10.Hergün yürüyüş yapın, hergün 30 dakika yürümek şekere çok faydalıdır.
11.Doğru beslenin
12.Kontrollere gününde gidin
13.Aşıları yaptırın
14.Psikolojik olarak iyi olun
15.İlaçları düzenli kullanın
16.Eğitim alın ve öğrenin.
KAYNAK:
1. http://www.drdiyabet.com
2. http://www.sekerhastaligi.biz
3. http://www.gidiyet.com
KULAK ÇINLAMASI VARSA B12 VİTAMİNİ VE ÇİNKO ÖLÇÜMÜ YAPTIRINIZ
KULAK ÇINLAMASI, B12 VİTAMİNİ VE ÇİNKO
Kulak çınlamasının bir çok nedeni vardır. Kulak
çınlaması olan kişilerin bunun nedenini öğrenmek için öncelikle bir KBB
uzmanına başvurmaları gerekir.
Yapılan çalışmalarda kulak çınlaması olan kişilerden
bazılarında kanda B12 vitamin düzeyinin düşük olduğu ve bu kişilerde
yapılan B12 tedavisiyle kulak çınlamasının azaldığı saptandı. Yine aynı
şekilde kandaki çinko seviyesi düşük ise çinko tedavisinin faydalı
olabileceği belirtilmekte. Kulak çınlaması olan kişiler bu nedenle
kanlarında B12 vitamini ve kan çinko düzeylerine baktırmalı ve eksiklik
varsa tedavi için bir ENDOKRİN UZMANINA başvurmalıdır.
B 12 VİTAMİNİ NEDİR?
Yapısında kobalt metali bulunduğundan B12 vitaminine kobalamin ismi de verilir. Multivitamin ilaçlarda B12 vitamini siyanokobalamin adıyla bulunur. B12 vitamini sinir dokusunun sağlığı ve kırmızı kan hücresi (eritrosit) ve hücrelerimizde bulunan DNA’nın yapımı için gerekli olan bir vitamindir.
Diyetle alınan B12 vitamini mideden salgılanan intrensek faktör adındaki bir proteinle birleşerek bağırsaklardan emilir.
Besinlerde bulunan B12 vitaminin bağırsaklardan iyi emilmesi, mide, pankreas ve bağırsakların iyi çalışmasına bağlıdır.
Günlük B12 vitamini ihtiyacı 2.4 mikrogram kadardır.
Bulunduğu Gıdalar
B12 vitamini hayvansal besinlerde yani kırmızı et,
tavuk, hindi eti ve balıkta ve çok az oranda sütte ve yoğurtta bulunur.
Bitki ve mayada bulunmaz. Bir bardak pastörize sütte 0.9 mikrogram B12
vitamini vardır.
B12 Vitamini Eksikliği
B12 vitamin eksikliği pernisiyöz anemi denen kansızlık durumunda görülür. Pernisiyöz anemi
B12 vitaminin bağırsaklardan emiliminin bozulması nedeniyle oluşan bir
hastalıktır. Bu hastalık 60 yaş üzerindeki kişilerde % 2 oranında
görülür ve tedavisi için B12 vitamini iğnesi (enjeksiyonu) yapılır. B12
vitamin eksikliği varsa kırmızı kan hücrelerinin büyüdüğü megaloblastik
anemi görülür.
B12 eksikliği genellikle et yemeyenlerle
(vejetaryenlerde), mide ve bağırsak hastalığı olanlarda görülür. Bunun
nedeni de B12 vitamininin çoğunlukla hayvansal besinlerde bulunmasıdır.
Midelerinde atrofik gastrit hastalığı olanlarda veya midesi
ameliyatla alınanlarda özellikle B12 vitamin eksikliği sık görülür. Bir
çalışmada midesinde helikobakter pilori bakterisi olanlarda B12
vitamini eksikliğinin sık görüldüğü ortaya konmuştur. Bazen nadiren
kalıtımsal olarak B12 vitamini yetmezliği görülebilir. Yaşlılık ise
önemli bir B12 vitamin yetmezlik nedenidir. Yaşlılarda B12 vitamini
yetmezliği sık görülür. B12 vitamini eksikliğinde kanda ve idrarda
metil malonik asit aratraken kanda ayrıca homosistein yükselir.
B12 vitaminin emilmesini engelleyen ve azlığına neden olan hastalıklar şunlardır:
·Midede atrofi, asit olmaması
·Midede helikobakter pilori bakteri varlığı
·Antibiyotik sonrası bağırsakta aşırı bakteri çoğalması
·Uzun süre şeker hastalığı ilacı olan metformin kullanmak
·Antiasit, H2 reseptör antagonist ve protom pompa inhibitörü denen mide ilaçları kullanmak
·Kronik alkol kullanımı
·Mide ameliyatı geçirenler
·Pankreas bezinin iyi çalışmaması
·Sjögren sendromu
·AIDS hastalığı veya HIV pozitif kişiler
B12 yetmezliği olan kişilerin sadece % 29’unda anemi
ve % 64’ünde kırmızı kan hücrelerinde büyüme görülür. O nedenle B12
yetmezliği her kişide kansızlıkla karşımıza çıkmaz. B12 yetmezliği
nedeniyle bu kişilerde dilde yanma (glossit), vajende atrofi ve emilim
bozuklukları olabilir. Birlikte demir eksikliği veya talassemi varsa
kırmızı kan hücrelerinde büyüme olmayabilir. Bu hastaların bazılarında
uyuşma, hissizlik, halsizlik, hafızada zayıflama ve kişilik
değişiklikleri olabilir.
B12 vitamin eksikliği yapan bazı ilaçlara dikkat edelim:
·Mide ve on iki parmak bağırsağı (duodenum) ülseri veya gastrit hastalığının tedavisinde omeprazol türü ilaç alan hastalarda B12 vitamin eksikliği veya kan düzeylerinde azalma olabilir.
· Kloramfenikol ve neomisin gibi antibiyotikleri kullananlarda
·Gut hastalığıı denen kanda ürik asit yüksekliği ile kendini gösteren hastalığın tedavisinde kullanılan Kolşisin ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
·Şeker hastalığı tedavisinde kullanılan metformin (Glukofaj veya glukoformin) ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
·Ameliyat sırasındaki anestezide kullanılan nitröz oksit de B12 vitamin eksikliği yapabilir.
B12 yetmezliği 60 yaşın üzerinde %10-15 oranında
görülür. Yaşlılardaki B12 vitamini eksikliği multivitamin ilaçlarla
tedavi edilebilir.
B12 Eksikliği Belirtileri:
B12 vitamin eksikliğinin hematolojik (kan
hastalığı-anemi), nörolojik (sinir sistemi) ve iskete üzerine etkileri
vardır. B12 eksikliğinde kırmızı hücrelerde büyüme (makrositoz) ile
karakterize anemi vardır. Bu kişilerde ayrıca kanda LDH ve ve bilirubin
yükselebilir. Bazen lökosit ve trombosit sayısı düşebilir. Nörolojik
yani sinir sistemiyle ilgili olarak ise omurilik arka ve yan
kısımlarında sinir hasarı ve buna bağlı özellkle bacaklarda simetrik
nöropati gelişir. Uyuşma ve ataksilerle başlayan bu durum denge
kaybıyla devam eder. İler aşamada ileri halsizlik, spastisite, klonus,
felç, idar ve gaita kaçırmaya kadar ilerler. B12 vitamini ksikliği olan
kişilerde osteoporoz sıklığının fazla olduğu da saptanmıştır.
B12 vitamini eksikliği olan kişilerde şu belirtiler görülür:
·Yorgunluk
·Halsizlik
·Bulantı
·Kabızlık
·Gaz
·İştah kaybı
·Kilo kaybı
·Kansızlık
·Yürümede zorluk ve denge bozukluğu
·Unutkanlık
·Demans
·Dilde ağrı
·Bacaklarda his kaybı ve uyuşma
·Kansızlık
·Kulakta çınlama
B12 vitamini eksikliğinde sinir sistemi bozuklukları da görülebilir.
B12 vitamini şu kişilerde ilave olarak verilmelidir:
- Pernisiyöz anemi
- Midesi ameliyatla alınanlar
- Vejetaryenler
- Yaşlılar
- Gebe ve bebekler
- Bağırsak hastalığı olanlar
50
yaşın üzerindeki kişiler, vejetaryenler, gebe kalmayı planlayan
kadınlar B12 vitaminini multivitamin ilaç olarak, günde 6-30 mikrogram
almalıdırlar. Pernisiyöz anemi yoksa B12 vitamini ağızdan tablet şeklinde alınmalıdır. Pernisiyöz anemi durumunda ve mide ameliyatlılarda enjeksiyon şeklinde alınmalıdır.
Bazı hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde B12 vitamini kullanımı:
·Kanda homosistein denen damar sertliği yapıcı madde yüksekse tedavi için B12 vitamini 0.5 mg/gün dozunda folik asit ile birlikte (0.5-5 mg/gün) alınabilir.
·B12 eksikliği varsa gebelerde çocuktaki sinir dokusu anormalliğini önlemek için folat tedavine ilave olarak verilmelidir.
·Alzheimer hastalarında B12 vitamini eksikliği sık olarak bulunur. Bu hastalarda B12 vitamini eksikliğinin giderilmesi gerekir.
·Depresyondaki hastalarda da sıklıkla B12 vitamini eksikliği görülür. Bu hastalara da B12 vitamini verilmesi gerekir.
·Kulak çınlaması olan hastaların bir kısmında B12 eksikliği görülmüş ve tedaviyle şikayetleri azalmıştır.
B12 Vitamini Fazlası zararlı mı?
B12 vitamini fazlalığı zararlı değildir.
ÇİNKO NEDİR?
Çinko, vücudumuzdaki birçok enzimin ve insülin
hormonunun yapısında bulunan önemli bir mineraldir. Çinko vücudumuzda
çoğunlukla iskelet kemikleri ve kaslarda bulunur. Bağırsaklardan
emilmesi için pankreasın salgıladığı enzimlere ihtiyaç vardır. Çinko
vücutta birçok enzimin yapısında bulunur ve ayrıca hücre membranı
dediğimiz hücreyi çevreleyen zarda bulunarak hücreyi oksitleyici
radikallerden korur. Çinko ayrıca RNA ve DNA’yı sabit hale getirir ve
DNA’nın iyi çalışmasını sağlar.
Prostat bezinin ve üreme organlarının iyi çalışması için yeteri kadar çinko alınması gerekir.
Çinko, bağışıklık sistemi dediğimiz vücut direncinin
güçlenmesinde, yara iyileşmesinde, tat ve koku duyusunun oluşmasında,
büyüme, gelişme ve gebelik döneminde faydalı etkileri olan bir
mineraldir.
Çinkonun iştah üzerine olan etkileri de vardır ve bu konuda araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır.
Sperm hareketinin artmasında çinkonun rolü vardır.
Çinko kuvvetli bir antioksidandır. Vücudumuzda bakır-çinko süperoksit dismutaz (CuZnSOD) isimli antioksidan bir enzimin yapısına girerek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
Günlük çinko ihtiyaç 11 mg kadardır.
Çinko Hangi Gıdalarda Vardır?
Arpa, peynir, sığır eti, kepekli ekmek, tavuk,
yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, balık, patates, ceviz, badem, tam
tahıl, kuru fasulye, lahana, ayçekirdeği, karaciğer, kuzu eti ve
tahıllarda çinko vardır. Kırmızı et ve tavuk eti gibi hayvansal
gıdalarda bulunan çinko daha kolay emilir.
Diyete ilave olarak çinko ve demir alınacaksa, ikisinin farklı zamanlarda alınması gerekir.
Çinko Eksikliği:
Çinko eksikliğinde şu belirtiler oluşur:
·Büyümede gecikme
·Kıllarda dökülme ve saç dökülmesi (alopesi), saç renginde değişiklik
·İshal
·Ergenliğe girememe,
·Seksüel gelişim bozukluğu (hipogonadizm)
·Penis sertleşmesinde zorluk (empotans)
·Sperm sayısında azalma (oligospermi)
·Göz ve deri yaraları
·İştah kaybı
·Kilo kaybı
·Yaraların iyileşmesinde gecikme
·Ağız tadında bozukluk
·Bağışıklık sisteminde zayıflık ve kolay hastalanma
·Gece körlüğü
·Cilt hastalıkları
Çinko eksikliği şu kişilerde daha fazla görülür:
·Beslenmede çinko içeren besinlere yer vermeyenlerde
·Sadece damardan beslenen hastalarda
·Fazla alkol alanlarda
·Bağırsak hastalığı olanlarda
·Vejetaryen olanlarda
·Gebelik ve emzirme döneminde
·Uzun süren ishali olanlarda
·Bağırsaklarında Crohn ve ülseratif kolit hastalığı olanlarda
· Sickle cell anemisi denen bir kansızlık türünde
·65 yaşın üzerindeki yaşlılarda
· Penisilamin isimli ilacı kullananlarda
·Epilepsi ilacı olan sodyum valproate kullananlarda,
·idrar söktürücü ilaç kullananlarda
·Tüberküloz (verem) hastalığının tedavisi için etambutol isimli ilacı kullananlarda
·Siroz hastalarında
·Diyabetli hastalarda idrarla çinko kaybı fazladır.
Bu nedenle şeker hastalarında bağışıklık sistemi bozuktur. Bu hastalara
çinko verilmesi faydalı olur.
Çinkonun Faydalı Olduğu Hastalıklar:
1-Boyu uzamayan veya kilo almayan çocuklarda çinko
yetmezliği olabilir. Büyüme geriliği olan çocuklarda günde 5-7 mg çinko
ilavesi ile büyüme hız kazanmaktadır. Çinko eksikliğinin büyüme
üzerindeki bu etkisinin mekanizması tam olarak bilinmemekteyse de, insülin like growth faktör-1
isimli büyüme hormonu üzerinden olduğu düşünülmektedir. Bu tür
çocuklarınız varsa endokrinoloji ve metabolizma uzmanı bir doktora
başvurmanız gerekir. Burada çocuğunuzun hormonları ve diğer kan
tetkikleri yapılarak değerlendirilecektir.
2-Sık enfeksiyona yakalanan kişi veya çocuklarda vücuttaki çinko araştırılmalı ve eksiklik varsa ilave verilmelidir
3-Çocuk ishallerinde çinko eksikliği araştırılmalı
ve eksiklik varsa verilmelidir. Çinko verilmesinin ishalleri azalttığı
saptanmıştır.
4-Sık akciğer enfeksiyonu olan çocuklarda da çinko
eksikliği olup olmadığını araştırmak gerekir. Yaşlı kişilerde görülen
akciğer enfeksiyonlarının zemininde çinko eksikliği bulunabilir ve
bunlara çinko verilmesi gerekebilir.
5-Yaşlı kişilerde sık görülen gözün makula dejeneransı hastalığında çinko almanın faydası olabilir. Bunu göz doktorunuzla konuşmanızda fayda vardır.
6-Şeker hastalarında da çinko eksikliği
araştırılmalı ve eksiklik varsa destek tedavisi olarak alınmalıdır.
Diyabetli hastalarda idrarla çinko kaybı fazladır.
7-Gebe ve emziren kadınlar ve yaşlıların ilave
olarak çinko almaları gerekebilir. Bu nedenle çinko tetkiki yapılıp
eksiklik varsa uygun dozda çinko ilavesi gerekir.
8-Sperm sayısı az kişilerde kanda çinko düzeyine bakarak eksiklik vardsa verilmelidir.
9-Ayrıca idrar söktürücü ilaç (diüretikler) kullananlar, kalsiyum ilacı alanlar ve bol posalı beslenenler, bağırsaklarında Crohn ve ülseratif kolit
hastalığı olanlar ve devamlı enfeksiyonu olanlar da ilave çinko almak
faydalı olabilir. Bu hastalıklarınız varsa tedavinizi yapan doktorunuz
ile konuşmanız faydalıdır. Çinko günlük 15 mg’dan fazla
alınmamalıdır.
10. Çinko eksikliğinde tiroid hormon metabolizması
bozulur ve kandaki T3 ve T4 hormonu % 30 oranında azalır. Bu arada T4
hormonunun T3 hormonuna dönüşümünü sağlayan enzim (deiyodinaz enzimi)
çinko eksikliğinde % 67 oranında azaldığından T3 hormon azlığı meydana
gelir. Bu nedenle çinkodan zengin olan peynir, sığır eti, kepekli
ekmek, tavuk, yumurta sarısı,süt ve süt ürünleri, balık, patates,ceviz,
badem, tam tahıllar, kuru fasulye, lahana, ay çekirdeği ve kuzu eti
gibi gıdalarla beslenmek tiroid sağlığımız için gereklidir.
Çinko Eksikliği Nasıl Anlaşılır?
Çinko eksikliği için kanda çinko seviyesini ölçmek
gerekir. Kanda 60 mikrogram/dl’den az ise çinko yetmezliği vardır.
Yalnız kandaki çinko seviyesi dokulardaki çinko hakkında yeterli bilgi
vermez. Dokularda çinko eksikliği olup olmadığını anlamak için
eritrosit alkalen fosfataz veya serum süperoksit dismutaz aktivitesini
ölçmek gerekir. Kanda alkalen fosfataz düzeyinin çok düşük olması da
çinko yetmezliğini düşündürebilir.
Çinko Fazla Alımının Zararı?
Fazla alınan çinko kişilerde bulantı, kusma, ishal
ve karın ağrısı yapar. Genellkle çinko bulaşmış içecekler ve gıdalarla
bu çinko zehirlenmesi ortaya çıkar. Uzun süre çinko alanlarda bakır
yetmezliği ortaya çıkabilir.
KAYNAKLAR:
1. Prof Dr Metin Özata, Vitamin Mineral Bitkisel Ürün Rehberi, Gürer yayınları, 2008
2. http://www.vitamintr.com
3. http://www.gidiyet.com
4. http://www.zayiflamadr.com
GEBELİKTE DIABET (HAMİLEDE ŞEKER YÜKSELMESİ)
GEBELİK DİABETİ (GEBELİKTE ŞEKER YÜKSELMESİ)
İlk defa gebelik sırasında ortaya çıkan veya ilk defa gebelikte fark edilen şeker hastalığına “ Gebelik Diyabeti” denir. Buna Latince Gestasyonel Diyabet
denmektedir. Gebeliklerin yaklaşık %3’ünde görülür. Bu kadınlarda gebe
kalmadan önce şeker hastalığı yoktur. Bu kadınlarda insülin yüksek
olmasına rağmen etkisini gösteremez. Göbek kordonu (plasenta)
tarafından yapılan hormonlar insülinin etkisini önler ve kan şekeri
yükselir. Bu etki genellikle gebeliğin 20-24üncü haftalarında artar.
Ancak şişman olan kadınlarda gebeliğin ilk ayında da yüksek kan şekeri
olabilir. Plasenta (göbek kordonu) büyüdükçe salgıladığı hormonlar
artar ve insülin etkisi kaybolarak kan şekerinde yükselme başlar.
Doğumla birlikte plasenta (göbek kordonu) atıldığından bu hormonlar
kaybolur ve şeker hastalığı da kaybolur.
Gebelikle şeker hastalığına yakalanma riski olan kadınlar şunlardır:
1.Ailesinde şeker hastalığı olanlar.
2.Şişman veya kilolu kadınlar
3.Önceki doğumda iri bebek (>4 Kg) doğuranlar
4.Düşük yapanlarda
5.Gebe kaldığında yaşı 25’den büyük olanlar
6.Önceki gebeliğinde şekeri yükselenler
7.İdrarda şeker çıkanlar
8.Kanında çinko, selenyum, antioksidan vitamin düşüklüğü olan kadınlar
Yukarıda sayılan özellikler varsa gebeliğin ilk
ayında şeker yükleme testi yapılmalıdır. Bu testte şeker hastalığı
çıkmaz ise gebeliğin 20-24üncü haftasında tekrar şeker yükleme testi
yapılmalıdır.
100 gram glukozla yapılan şeker yükleme testinde;
Açlık kan şekeri 95mg/dl
1.saat kan şekeri 180mg/dl
2.saat kan şekeri 155mg/dl
3.saat kan şekeri 140mg/dl
İki veya fazla değer (ölçüm) bu rakamlardan fazla ise gebelik şeker hastalığı vardır.
Tarama Testi:
Gebelik diyabeti kadında hiçbir belirti
yapmadığından bütün gebeler mutlaka taranmalıdır. 50 gram şekerle
yapılan tarama testi gebeliğin 24-28.haftasında yapılar. Günün herhangi
bir saatinde 50 gram glukoz içilir ve bir saat sonra kan şekerine
bakılır. 140mg/dl ve fazla ise şeker hastalığı riski vardır ve bu
kişilerde 100 gr lık şeker yükleme testi yapılır. 140mg/dl nin altında
çıkarsa şeker yok demektir.
Gebe bir kadında açlık kan şekeri 126 mg/dl’den
fazla veya rastgele ölçülen kan şekeri 200 mg/dl’den fazla ise
muhtemelen gebelik öncesi de şeker hastalığı vardır denebilir.
Gebelikte şeker hastalığı çıkan kadınlarda kan
şekeri genellikle 24.haftada çıktığından çocuklarda anormallik olmaz.
Çocuklarda anormallik ancak ilk 3 ayda kan şekeri yüksek ise olabilir.
Ancak gebelik öncesi şeker hastalığı varsa bu kadınlarda kan şekeri
kontrolü büyük önem taşır.
Gebelikte oluşan şeker hastalığının riski çocuğun
iri doğmasıdır. Anneden gelen kan şekeri fazla olunca bebeğin pankreası
fazla insülin yapar ve bu da yağ oluşumunu artırarak babeğin iri
olmasına neden olur.
Eğer bebek iriyse sezeryan yapmak gerekebilir.
Bebekte doğumdan sonra kan şeker düşüklüğü olabilir. O nedenle bebeğin
kan şekerini ölçmek gerekir. Ayrıca bu bebeklerde kan kalsiyum ve
magnezyum seviyesi düşük olabileceğinden kontrolü gerekir. Bu nedenle
kan şekerinin iyi kontrol edilmesi gerekir. Kan şekeri 60-120mg/l
arasında tutulmalı ve evinizde kan şeker ölçümlerini sık sık
yapmalısınız.
Açlık, tokluk 1.saat ve tokluk 2.saat kan şekerleri
ölçülmeli, ayrıca akşam yemek öncesi ve gece 22.30 da kan şekeri
ölçülmelidir. Açlık kan şekeri < 95 mg/dl, tokluk 1. saat kan şekeri
< 140 mg/dl, tokluk 2. saat kan şekeri < 120 mg/dl olmalıdır.
Ayrıca zaman zaman idrarda keton ölçümü yapılmalıdır. Keton idrarda varsa beslenmeniz iyi değil demektir.
Açlık kan şekeri diyete rağmen 105mg/dl yi geçerse ve tokluk 2.saat 120 mg/dl yi geçerse insülin tedavisine geçmek gerekir.
Gebelik diyabetinde takip iki yönlü olur. Birincisi
annenin kan şekerinin ayarlanması, ikincisi kadın doğum uzmanı
tarafından bebeğin gelişiminin incelenmesidir. Bu nedenle açlık kan
şekeri 105 mg/dl’yi geçince insülin tedavisine geçmekte fayda vardır.
Gebelik süresince yapılacak diğer testler:
1.Ultrason ile bebeği takip etmek
2.Bebek kalp atımı takip edilir.
3.Amniosentez: Down sendromu için yapılır. Yaşı 35 den büyük kadınlarda yapılmalıdır.
Bebeğinizde şeker hastalığı gelişmez. Ancak sizde
ilerde şeker hastalığı gelişme riski yüksektir. İlk 10-15 yıl içinde bu
risk fazladır. Bu nedenle 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine
baktırınız.
Gebelik süresince 12 kg almanız uygundur.
Egzersiz gebe diyabetlide büyük önem taşır. Gebe
kadınların haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmaları gerekir. Yürüyüş dışında
aerobik egzersizler de her gün 45 dakika yapılmalıdır. Egzersiz kan
şekerini düşürür.
Beslenmede sebze, tam tahıllar, kuru baklagiller,
posalı gıdalar tercih edilmelidir. Zeytinyağı yenmeli, tam buğday
ekmeği , yağsız yoğurt ve yağsız süt tüketilmelidir. Margarin
yenmemelidir. Gebelikte karbonhidrat alımı sınırlanmalı ve
karbonhidratlar total kalorinin % 40’ından az olmalıdır. Bunu
diyetisyeniniz ayarlayacaktır.
Tansiyon ölçümü ve takibi de önem taşır. Büyük tansiyon 14’ü , küçük tansiyon 9’u geçerse doktorunuza başvurunuz.
Gebelikte kan şekeri kontrolü neden önemlidir?
1-HbA1c gebeliğin ilk aylarında 8’in üzerinde ise düşük riski 3 kat artar
2-Diyabetik kadınların çocuklarında sakatlık oranı
%8-13 iken şeker hastası olmayan kadınlarda %2-4 dür. HbA1c yüksek ise
sakat çocuk oranı o oranda artar
3-Kan şekeri >250mg/dl ise erken doğum riski artar.
4-Gebeliğin ikinci yarısında yüksek kan şekerleri
iri bebek, bebekte zor solunum, bebekte şeker düşüklüğü, sarılık,
polisitemi, kalsiyum düşüklüğü ve kalp problemlerine neden olur.
Gebe diyabetlide kan şekeri ne olmalı?
Açlık kan şekeri: 60-90mg/dl
Tokluk 1saat:<120 mg/dl
Tokluk 2.saat: <120mg/dl
İnsülin Başlanması:
İnsülin başlanan gebeler evde kan şeker ölçümü
yaparak takip yapmak zorundadır. İnsülin günde 2 kez yapılabildiği gibi
4 kez de yapılabilir. Açlık ve tokluk kan şekerleri yukarıda verilen
hedefler gibi olmalıdır. Eğer kan şekeri yüksek ise endokrinoloji
uzmanına başvurunuz. İnsülin olarak kısa ve orta etkili insülinler
kullanılabilir. Uzun etkili insülinler ile ilgili yeteri kadar çalışma
yoktur. Gebelikte ilaç (hap) şeklindeki diyabet ilaçları
kullanılmamalıdır.
Doğum:
Doğum genellikle 38. haftada yapılır. Doğum
esnasında kan şekeri yüksek ise serum ile insülin verilebilir.
Sezaryene çocuğun durumuna göre karar verilir.
Doğum Sonrası:
Annenin beslenmesi gebelikte olduğu gibi devam eder.
Kan şekeri kendiliğinden düzelir ve insülin kesilebilir. Doğum olduğu
gün ve ertesi günler kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. Eğer doğum sonrası
şeker normal ise doğumdan 1-2 ay sonra yine kan şekeri ölçümü
yapılmalıdır. Gebeliğinde şekeri yükselen tüm kadınlarda daha sonraki
yıllarda şeker hastalığı gelişme riski yüksektir. Bu nedenle bu
kadınların düzenli egzersiz yapması ve kilo vermesi yanında sağlıklı
beslenmeleri gerekir. Ayrıca 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekeri
ölçmekte fayda vardır. Daha sonra tekrar hamile kalacaklarsa şeker
hastalığı gelişme riski fazla olduğundan önceden endokrinoloji
doktoruna başvurmaları gerekir.
Önceden Şeker Hastası Olan Bir Kadının Gebe Kalması
Şeker hastası gebe bir kadın iyi
tedavi olmaz ise bebeğinde ölüm, erken doğum, iri bebek doğurma, doğum
sonrası bebekte kan şekerinde düşme, kalsiyum düşüklüğü, kan bilirubin
düzeyinde (sarılık maddesi) artma, solunum sıkıntısı olabilir. Annede
ise böbrek ve göz komplikasyonlarında şiddetlenme olabilir. Bu nedenle
şeker hastası bir kadın gebe kalmadan önce ve gebe kalınca şeker
hastalığının kontrolü için yakın takip altında olmalıdır.
Şeker hastası bir kadında gebe
kalmadan önce kan şekeri ve HbA1c değerleri (< %6.1) normal sınırlar
içinde olmalıdır. Bu değerler normal ise gebe kalması çocuğu ve kendisi
için daha uygundur. Gebe kalmadan önce göz muayenesi, tansiyonda
yükseklik olup olmadığı, kalp durumu, böbrek fonksiyonları
değerlendirilir ve ayrıca HbA1c ve TSH hormon ölçümleri yapılır.
Kan şekeri kontrolü sağlanıncaya
kadar gebe kalmamak gerekir. Gebelik planlayan bir şeker hastası
kadında hap şeklindeki ilaçlar bırakılarak insüline geçilir. Ayrıca
kullanılan kolesterol düşürücü ilaçlar, ACE inhibitörü tansiyon
ilaçları kesilir. Folik asit vitaminine başlanır. Açlık kan şekeri 90,
tokluk <120 mg/dl olması gebelik için en ideal seviyelerdir.
Tansiyon ilacı olarak ACE inhibitörü ilaç alıyorsa bu ilaç kesilir.
Şeker hastası bir kadında gebe kalmadan önce ilaçlar kesilip insüline geçmek uygundur.
Yine gebe kaldığını anlayan
şeker hastası bir kadın insüline geçmek için hemen doktoruna
başvurmalıdır. Şeker hastası olan bir gebede kan şeker düzeyleri şöyle
olmalıdır:
Açlık kan şekeri 60 ile 90 mg/dl arasında olmalı
Tokluk kan şekeri 120 mg/dl’nin altında olmalıdır.
Önceden Şeker Hastası olan kadın gebe kalırsa:
İnsülin ihtiyacı artar, gebelik insüline direnç
oluşturduğu için daha fazla insülin gerekir. Günde 2-4 defa insülin
yapılır. Gebelikte tablet şeklindeki diyabet ilaçları kullanılmaz.
Günde 3 ana 3 ara öğün beslenme uygulanır.
Kan ŞekeriTtakibi:
Günde 4-7 kez kan şeker ölçümü yapılabilir. Her öğün
öncesi, sonrası ve gece yatarken ölçülebilir. Öğün (yemek )öncesi kan
şekeri 60-90 mg/dl , yemek sonrası < 120 mg/dl olmalıdır.
34’üncü haftaya kadar 2 haftada bir daha sonra haftada bir kontrol gerekebilir.
Ayda bir HbA1c ölçülmeldir.
Kadın doğum uzmanı 20nci haftada ultrason yaparak bebeğin gelişimine bakar ve sonra ultrason ile takip eder.
Gözde retinopati yönünden takip yapılır.
Üç ayda bir idrarda protein incelemesi yapılır.
Kalori dağılımı:
%10 kahvaltı
%30 öğlen
%30 akşam
%15 saat 10.30
%15 gece 22.00’da
Egzersiz:
Üst vücut egzersizleri, yürüyüş veya yüzme
yapılabilir. Egzersiz öncesi ve sonrası kan şekerinizi ölçünüz.
Egzersiz sonrası kan şekeri düşebileceğinden dikkat etmek gerekir.
Egzersiz sırasında yanınızda kan şeker ölçüm cihazı, şeker
bulundurunuz.
Ultrason: 18-20.haftada yapılır. Organ gelişimine bakılır
Alfa-fötoprotein: Bebekte anormallik olup olmadığına bakılır. Gebeliğin 15.haftasında bakılır.
Doğum Sonrası:
Emziren şeker hastası kadınlar insülin kullanmaya devam etmelidir. İlaç almalıdır. Emzirmeye önem vermeli ve devam etmelidir.
İri bebek:
4 kg üzerinde bebeklerdir. Annedeki ve bebekteki
yüksek insülin seviyeleri iri bebeğe neden olur. Diyabetik annelerin
%15-45 inde iri bebek doğumu olur. İri bebek doğuran kadınlar
genellikle daha kısa, şişman ve geniş omuzlu kadınlardır.
KAYNAK:
1. http://www.drdiyabet.com
2. http://www.sekerhastaligi.biz
DİABET (ŞEKER) HASTASININ AŞI, VÜCUT, CİLT VE DİŞ BAKIMI
DİABET VE Vücut Bakımı
Her gün banyo yapmaya çalışınız. .
İç çamaşırları ve çoraplarınızı % 100 pamuktan olmasına dikkat ediniz.
Naylon içeren iç çamaşırı giymeyiniz ve iç çamaşırlarınızın dar olmamasına dikat ediniz.
Tuvalet sonrası kadınlar tuvalet kağıdını önden arkaya doğru silmelidir
Günde en az 8 saat uyuyun.
Soğuk havalarda eldiven ve uygun giysiler giyiniz.
Kendinize zaman ayırın ve stresten uzak durmaya
çalışın. Yoga, reiki veya başka gevşeme teknikleri öğrenin ve iyimser
olmaya çalışın.
Diş Bakımı:
Şeker hastalarında diş ve dişeti problemleri çok sık
ortaya çıkar. Bunun nedeni şekerin mikropların üremesine kolaylık
sağlamasıdır. Ağız kuruması, diş eti hastalığı, ağız içi enfeksiyonlar
sıktır. Şeker hastalarında tükrük bezleri az çalıştığı için tükrük
azlığı ve sonuçta ağız kuruluğu oluşur. Ağız kuruluğunu önlemek için
şeker hastaları bol miktarda su içmelidir. Ayrıca şekersiz sakız
çiğnemek ve diş hekimine yılda bir muayene olmak gerekir.
Sigara içmek de diş etlerinde hastalığa neden olur.
Kırmızı, ağrılı ve kanayan diş etleri hastalıklıdır.
Kolay kanarlar. Dişlerdeki plak ve taşlar temizlenmez ise dişetleri
çekilmeye ve sonunda dişler sallanmaya ve düşmeye başlar. Diş etlerinin
iltihabı ağzın kötü kokmasına da neden olur. Her yemekten sonra dişleri
fırçalamalı ve ağzı yıkamalıdır. Her dişin önü, arkası ve tepesi iyi
fırçalanmalıdır. Ağız yıkama suları ile de ağzınızı yıkayınız.
Diş ve diş eti hastalıklarından korunmak için kan
şekeri ayarını iyi yapmak gerekir. Dişlerinizi sert olmayan diş
fırçaları ile fırçalayınız ve diş fırçanızı 3 ayda bir değiştiriniz.
Diş çekimi veya tedavisi yapılacaksa kan şekerinin
ayarda olması gerekir. Diş hekimine giderken ilacınızı ve öğününüzü
atlamayın.
Cilt Bakımı:
Şeker hastalarında cilt kuruluğu ve buna bağlı
kaşıntı çok sık görülür. Banyo yaparken sıcak suyla değil ılık suyla
banyo yapınız. Cildiniz kuru ise nemlendirici kremler kullanınız.
İçinde alkol bulunan kozmotik ürünler kullanmayınız.
Cildinizi güneş ışığından koruyunuz. Güneşe
çıktığınızda koruma faktörü yüksek olan güneş kremleri kullanınız ve
güneş gözlüğü takınız. Güneşli havalarda dışarıda dolaşırken şapka
giyiniz.
Hergün ılık su ve yumuşak sabun ile banyo yapınız.
Soğuk havalarda uygun giysiler giyerek soğuktan korununuz.
Aşılar:
Şeker hastaları her yıl eylül ayında grip aşısı
yaptırmalıdır. Yaşlı kişilerin zatürreden korunmak için pnömokok aşısı
yaptırmaları uygundur. Hepatit B aşısı yaptırmak da faydalıdır.
Ayak Bakımı:
Kan şekeri yüksekliği ayağa giden damarlarda hasar
yaparsa kan akımı azalır. Kan akımı azalması sonucu cildin beslenmesi
bozulacağından ayaklarda yaralar oluşur. Bu yarada mikroplar daha kolay
çoğalacağından iltihap sıklıkla gelişir. Şeker yüksekliği sinir hasarı
da yaptığından duyu kaybı, ayaklarda şekil bozukluğu ve nasır
gelişebilir. Ayak iyi bakılmaz ise ayaklarda yara oluşabildiği gibi,
siyahlaşma (gangren) da gelişebilir.
Ayakları soğuk, cildi morarmış ve ayak üzeri kılları dökülmüş kişilerde kanlanma iyi değildir.
Sinir hasarı olunca ayakta yanma, karıncalanma,
uyuşma ve yorgunluk olabilir. Sinir hasarı nedeniyle soğuk, sıcak
ayrımı yapılamadığı gibi ayakkabının yaptığı hasar veya nasır
hissedilemez. Bu durumlar ayakta yara oluşmasını artırır.
Ayak bakımı için önerilenler şunlardır:
1.Sigarayı bırakınız
2.Çıplak ayakla yürümeyiniz. Denizde, kumsalda ve evde terlik kullanınız.
3.Ayakları yara yapacak aktivitelerden kaçının,
çıplak ayakla yürümeyin, sıcak suya koymayın, suyun sıcaklığına
bakmadan banyo yapmayınız.
4.Tırnak kesimi önemlidir. Tırnakları banyodan sonra
düz olarak kesiniz. Tırnak köşelerini derin olarak kesmeyiniz. Keskin
tırnak kenarlarını törpüleyin. Banyodan sonra başparmak tırnaklarının
yan kenarına, tırnak ile etin birleştiği kısma, pamuk çubuğu ile
baticon sürünüz. İyi göremiyorsanız veya kesmekte güçlük çekiyorsanız,
ayak tırnaklarını kesmek için başkasından yardım isteyiniz.
5.Pedikür yaptırmayınız
6.Ayaklarınızı hergün yıkayınız. Ayaklarınızı uzun
süre suda bırakmayınız. Ayak muayenesi yapınız, kızarıklık, morarma var
mı bakınız, ayak tabanına ve parmak altlarına bakınız. Bu amaçla bir
ayna kullanabilirsiniz. Ayaklarınızı ılık su ile yıkayınız ve yumuşak
sabun kullanarak temizleyiniz ve kurulayınız. Özellikle parmak
aralarının ıslak kalmamasına dikkat ediniz. Eğer ıslak kalırsa mantar
gelişir. Ayak üstlerine hergün nemlendirici krem sürünüz. Akşamları
vazelin de sürebilirsiniz.
7.Çorap: pamuklu çorap giyin, çorap gevşek olmalı,
iz bırakmamalıdır. Çorabınızı hergün değiştirin. Ayağınız terleyince
çorabınızı değiştiriniz. Lastikli, dar, küçük, çok bol, veya
bacağınızda iz bırakan çoraplar kullanmayın. Çoraplarınızın kaymasına
engel olmak için dizinizin altından veya üstünden lastik kullanmayın
veya çorabınızı yuvarlayıp düğümlemeyin
8.Ayakkabı : bol veya dar olmamalı, ayak şeklinize
uygun olmalı, ucu sivri ve topuklu olmamalıdır. Burnu açık, sert,
topuklu, ayağınızı sıkan veya çok bol ayakkabılar giymeyiniz. Parmak
aralarına giren terlik veya sandalet tipi ayakkabılar giymeyiniz.
Yumuşak deriden yapılmış ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayakkabı
almaya akşam saatlerine gidiniz. Bu saatlerde ayağınızın en şiş olduğu
zamandır. Ayakkabı alırken moda veya şıklıktan çok ayağınızın sağlığını
düşününüz. Ayakkabıyı ilk giydiğinizde kısa süreli giyip değiştiriniz.
İmkanınız varsa şeker hastaları için özel olarak yapılan ayakkabılardan
alınız. Hergün ayakkabınızın içini elinizle kontrol ediniz ve içinde
ayağınıza zarar verebilecek sertlik veya çivi çıkıntısı olup olmadığına
bakınız. Ayakkkabınızı çorapsız giymeyiniz.
9.Ayağınızda nasır varsa kesinlikle nasır ilacı kullanmayın. Jilet ve benzeri kesicilerle kesmeyiniz, kazımayınız.
10.Ayağınız çok terliyorsa çoraplarınızı sık sık değiştirin. Ayağınızın nemli veya ıslak kalmasına izin vermeyiniz.
11.Ayaklarınıza sıcak su torbaları, ısıtıcı petler
veya diğer ısıtıcı aletler uygulamayınız. Bunlar yara veya yanık
oluşmasına neden olurlar.
Tedavi:
Yüzeyel ülser varsa: Temizlenir, ölü dokular temizlenir, hidrojel kullanılır.
Enfeksiyon varsa: Antibiyotik verilir, günde 2 kez pansuman yapılır, ayak yukarıda tutulur.
Ayaktaki yaralar iyileşmesi için gerek görülürse hiperbarik oksijen tedavisi yapılır.Bu amaçla hazırlanmış özel kabinlere girilir ve orada yüksek basınçlı oksijen verilerek yara iyileşir.
KAYNAKLAR:
1. http://www.drdiyabet.com
2. http://www.sekerhastaligi.biz
3. http://www.gidiyet.com
4. http://www.zayiflamadr.com
DİYABET HASTASINDA AYAK BAKIMI
Kan şekeri yüksekliği ayağa giden damarlarda hasar
yaparsa kan akımı azalır. Kan akımı azalması sonucu cildin beslenmesi
bozulacağından ayaklarda yaralar oluşur. Bu yarada mikroplar daha kolay
çoğalacağından iltihap sıklıkla gelişir. Şeker yüksekliği sinir hasarı
da yaptığından duyu kaybı, ayaklarda şekil bozukluğu ve nasır
gelişebilir. Ayak iyi bakılmaz ise ayaklarda yara oluşabildiği gibi,
siyahlaşma (gangren) da gelişebilir.
Ayakları soğuk, cildi morarmış ve ayak üzeri kılları dökülmüş kişilerde kanlanma iyi değildir.
Sinir hasarı olunca ayakta yanma, karıncalanma,
uyuşma ve yorgunluk olabilir. Sinir hasarı nedeniyle soğuk, sıcak
ayrımı yapılamadığı gibi ayakkabının yaptığı hasar veya nasır
hissedilemez. Bu durumlar ayakta yara oluşmasını artırır.
Ayak bakımı için önerilenler şunlardır:
1.Sigarayı bırakınız
2.Çıplak ayakla yürümeyiniz. Denizde, kumsalda ve evde terlik kullanınız.
3.Ayakları yara yapacak aktivitelerden kaçının,
çıplak ayakla yürümeyin, sıcak suya koymayın, suyun sıcaklığına
bakmadan banyo yapmayınız.
4.Tırnak kesimi önemlidir. Tırnakları banyodan sonra
düz olarak kesiniz. Tırnak köşelerini derin olarak kesmeyiniz. Keskin
tırnak kenarlarını törpüleyin. Banyodan sonra başparmak tırnaklarının
yan kenarına, tırnak ile etin birleştiği kısma, pamuk çubuğu ile
baticon sürünüz. İyi göremiyorsanız veya kesmekte güçlük çekiyorsanız,
ayak tırnaklarını kesmek için başkasından yardım isteyiniz.
5.Pedikür yaptırmayınız
6.Ayaklarınızı hergün yıkayınız. Ayaklarınızı uzun
süre suda bırakmayınız. Ayak muayenesi yapınız, kızarıklık, morarma var
mı bakınız, ayak tabanına ve parmak altlarına bakınız. Bu amaçla bir
ayna kullanabilirsiniz. Ayaklarınızı ılık su ile yıkayınız ve yumuşak
sabun kullanarak temizleyiniz ve kurulayınız. Özellikle parmak
aralarının ıslak kalmamasına dikkat ediniz. Eğer ıslak kalırsa mantar
gelişir. Ayak üstlerine hergün nemlendirici krem sürünüz. Akşamları
vazelin de sürebilirsiniz.
7.Çorap: pamuklu çorap giyin, çorap gevşek olmalı,
iz bırakmamalıdır. Çorabınızı hergün değiştirin. Ayağınız terleyince
çorabınızı değiştiriniz. Lastikli, dar, küçük, çok bol, veya
bacağınızda iz bırakan çoraplar kullanmayın. Çoraplarınızın kaymasına
engel olmak için dizinizin altından veya üstünden lastik kullanmayın
veya çorabınızı yuvarlayıp düğümlemeyin
8.Ayakkabı : bol veya dar olmamalı, ayak şeklinize
uygun olmalı, ucu sivri ve topuklu olmamalıdır. Burnu açık, sert,
topuklu, ayağınızı sıkan veya çok bol ayakkabılar giymeyiniz. Parmak
aralarına giren terlik veya sandalet tipi ayakkabılar giymeyiniz.
Yumuşak deriden yapılmış ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayakkabı
almaya akşam saatlerine gidiniz. Bu saatlerde ayağınızın en şiş olduğu
zamandır. Ayakkabı alırken moda veya şıklıktan çok ayağınızın sağlığını
düşününüz. Ayakkabıyı ilk giydiğinizde kısa süreli giyip değiştiriniz.
İmkanınız varsa şeker hastaları için özel olarak yapılan ayakkabılardan
alınız. Hergün ayakkabınızın içini elinizle kontrol ediniz ve içinde
ayağınıza zarar verebilecek sertlik veya çivi çıkıntısı olup olmadığına
bakınız. Ayakkkabınızı çorapsız giymeyiniz.
9.Ayağınızda nasır varsa kesinlikle nasır ilacı kullanmayın. Jilet ve benzeri kesicilerle kesmeyiniz, kazımayınız.
10.Ayağınız çok terliyorsa çoraplarınızı sık sık değiştirin. Ayağınızın nemli veya ıslak kalmasına izin vermeyiniz.
11.Ayaklarınıza sıcak su torbaları, ısıtıcı petler
veya diğer ısıtıcı aletler uygulamayınız. Bunlar yara veya yanık
oluşmasına neden olurlar.
Tedavi:
Yüzeyel ülser varsa: Temizlenir, ölü dokular temizlenir, hidrojel kullanılır.
Enfeksiyon varsa: Antibiyotik verilir, günde 2 kez pansuman yapılır, ayak yukarıda tutulur.
Ayaktaki yaralar iyileşmesi için gerek görülürse hiperbarik oksijen tedavisi yapılır.Bu amaçla hazırlanmış özel kabinlere girilir ve orada yüksek basınçlı oksijen verilerek yara iyileşir.
Komplikasyonları Azaltmanın İlk Yolu: Şeker Ayarı
Yapılan bilimsel çalışmalar gerek tip 1 gerek Tip 2
diyabetli hastalarda kan şekerinin normale yakın olmasının
komplikasyonları azalttığını göstermiştir.
Tip 1 diyabetli hastalarda yapılan Diyabet Kontrolü ve Komplikasyonları Çalışmasınasına (Diyabetes Control and Complications Study: DCCT),
1441 tip 1 diyabetli hasta dahil edilmiş ve bunlara rastgele olarak
geleneksel tedavi veya yoğun glikoz kontrolü uygulanmıştır. Kan şeker
düzeyi düşük olan hastalarda retinopati riskinin %76, mikroalbüminüri
riskinin %43, nöropati denen sinir hasarının %64 oranında azaldığı
saptanmıştır.
Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan bir büyük araştırma ise UKPDS çalışması
adını alır. Bu klinik çalışmaya 3867 yeni tanı konmuş tip 2 diyabetli
hasta dahil edilmiş ve çalışmada 4 farklı ilaç tedavisi ile yoğun
tedavinin yapıldığı hastalar ile sadece diyet yapan hastalardaki organ
komplikasyonları araştırılmıştır. Açlık kan şekeri < 108 mg/dl olan
hastalar yoğun tedavi edilmiş grubu oluşturmuştur. 10 yıldan fazla
süreyle hastalar izlenmiş ve kan şekeri düşük olan ve HbA1c si %7.0’den
küçük olan hastalarda komplikasyonların daha az görüldüğü saptanmıştır
Komplikasyonlar Nasıl Önlenebilir?
1.Kan şekerini normale yakın tutarak.
2.LDL Kolesterolü 100 mg/dl’nin altına indirerek.
3.Fazla kilo varsa zayıflayarak veya normal kiloya gelerek
4.Tansiyonu normale getirerek ( büyük tansiyon 13 veya altında olmalı, küçük tansiyon 8 veya altında olmalı)
5.HbA1c değerini %6 civarında tutarak, HbA1c’nin bir sayı azalması küçük damar komplikasyonlarını %37 azaltır.
6.Homosistein düzeyi yüksek ise düşürerek
7.Serbest radikallere karşı antioksidan sebze ve
meyve yemek, yenemiyorsa antioksidan vitaminler (E vitamini, C vitamini
gibi) almalı. E vitaminin günde 400 üniteden fazla alınması zararlıd
8.Ayaklarınızın bakımını yapınız.
9.Sigarayı bırakın, sigara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir ve kalp hastalığı riskiniz artar.
10.Hergün yürüyüş yapın, hergün 30 dakika yürümek şekere çok faydalıdır.
11.Doğru beslenin
KAYNAKLAR:
1. http://www.drdiyabet.com
2. http://www.sekerhastaligi.biz
3. http://www.endokrin.org
4. http://www.gidiyet.com
DIABET, BÖBREK VE İDRAR YOLU İLTİHABI (ŞEKERİN HASTALIĞINDA BÖBREK HASARI-NEFROPATİ)
ŞEKERİN BÖBREK HASARI-NEFROPATİ
Şeker hastalarında hasar oluşan organlarından birisi
böbreklerdir. Böbrekler kandaki zararlı maddeleri süzerek bunların
idrarla atılmasını sağlar. Normal bir kişinin idrarında protein
bulunmaz. Böbreklerde hasar oluşursa ilk önce idrarla protein atılmaya
başlar. Bu atılan protein albümin şeklindedir. İşte mikroalbüminüri
dediğimiz dönemde 24 saatlik idrarda 30-300 mg/gün arası albümin
atılımı olur. Mikroalbüminüri varsa böbrekte hasar başlamış demektir.
Böbrek hasarına tıp dilinde nefropati adı
verilir. Nefropati, yani böbrek hasarı kan şekeri yüksek olanlarda,
tansiyonu olan ve tedavi etmeyenlerde, kolesterolü yüksek olanlarda ve
göz hasarı olanlarda daha fazla görülür. Aşırı protein almak, genetik
eğilim, insülin direnci ve böbrekteki yapısal bozukluklar da böbrek
hasarını artırır.
Toplumda böbrek yetmezliği gelişen ve dializ olan hastaların yaklaşık % 35-40’ında şeker hastalığı vardır.
Mikroalbüminüri daha sonra aşikar protein atılımına
ve en sonunda da böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Böbreklerin
hasar ilerlediğinde ve böbrek artık iyi çalışmaz duruma gelince kanda
kreatinin ve üre yükselmeye başlar. Bu nedenle şeker hastaları
kontrollerde idrarda mikroalbümin, kanda üre ve kreatinin ölçümleri
yaptırarak böbreklerin durumunu anlayabilirler. Kreatin düzeyi 1.5
mg/dl’nin üzerine çıkarsa böbrekler artık sağlıklı çalışmıyor demektir.
Bu durumda bir nefroloji uzmanına başvurmak gerekir. Böbrek hasarı olan
hastalarda kansızlık varsa (anemi) mutlaka tedavi edilmelidir.
Kansızlık böbrek fonksiyonlarının daha çabuk bozulmasına neden olur.
Nefropati yani böbrek hasarı tip 1 şeker
hastalarında 20 yıl içinde % 50 oranında gelişir. Tip 2 diyabet
hastalarında daha az oranda , % 15-20 oranında görülür. Tip 2 Diyabetli
hastaların %28.2’sinde mikroalbüminüri, %7.6 sında asikar protein
atılımı vardır. Yılda en az 2 kez mikroalbüminüri tetkiki yaptırmakta
fayda vardır.
İdrarda albümin denen proteinin atılması yani
mikroalbüninüri böbrek hastalığının başladığını gösterir.
Mikroalbüminüri, idrarda bir günde 30-300mg protein atılmasıdır. Eğer
tedavi edilmezse bu hastaların %20-40’ında böbrek yetmezliği ilerdeki
yıllarda gelişebilir. Albümin atılımı arttıkça (günde 300 mg’dan daha
fazla) böbrek fonksiyonları daha da bozulur ve tansiyon yüksekliği
başlar. Bu amaçla kreatin klerensi yapılarak böbreğin fonksiyonu
araştırılır. Kreatin klerensi 60 ml/dk nın altına inerse bir nefroloji
uzmanının takibine girmek gerekir. Protein atılımı arttıkça böbrek
fonksiyonları daha fazla bozulmaya başlar.
Mikroalbüniüri normal idrar tahlili ile anlaşılamaz.
Bu nedenle ayrı olarak özel tetkik olarak yapılır. Mikroalbümin tayini
spot idrarla yapılabildiği gibi 24 saatlik idrar biriktirilerek de
yapılabilir. Mikroalbüminüri testi pozitif ise tekrar yapmalıdır.
Stres, idrar yolu enfeksiyonu, ateş, egzersiz, tansiyon yüksekliği ve
kalp yetmezliği idrarla protein atılımını artırdığından bu durumlar
düzeldikten sonra tekrar tetkik yapılmalıdır.
Mikroalbüminüri varsa diyetle alınan protein vücut
ağırlığının her Kg’na 0.8 gram olacak şekilde azaltılır. Hayvansal
protein yerine bitkisel kaynaklı protein yenmelidir. Protein atılımı
idrarda fazla ise gıda ile alınan protein miktarı 0.6-0.8 gram /kg
şeklinde olmalıdır. Bu arada büyük tansiyonun 120- 130 mmHg, küçük
tansiyonun 80 mmHg olması gerekir. Bu nedenle tansiyon bu seviyelere
gelinceye kadar ilaç değişiklikleri yapılabilir ve doktor kontrolüne
gitmek gerekir.
Albümin atılımı olanlarda kalp hastalığı riski de
fazladır. Bu nedenle idrarla protein atılımının önlenmesi yönündeki
girişimler hem böbreği hem de kalbi korur.
Önlemler:
Kan şekeri kontrol edilmelidir. Kan şekerinin iyi kontrolü böbrek hasarını önler.
Kan basıncı kontrol edilmelidir . Tansiyon böbrek fonksiyonlarını bozar.
ACE inhibitörleri ( kimyasal adları: kaptopril veya
enalapril gibi) veya Anjiotensin II antagonist ilaçlar (Losartan gibi)
mikroalbüminüri tedavisinde faydalıdır. Bu ilaçlarla mikroalbüminüri
4-8 hafta sonra negatif hale gelebilir. Ancak ilaca devam edilmelidir.
Bunlarda ilaç kesilmeden devam edilir. Eğer mikroalbüminüri pozitifliği
devam ediyorsa ilaç dozunuzu doktorunuz artırabilir. Bu kişiler 6 ayda
bir idrarda mikroalbümin tayini yaptırmalıdır. Bu arada üre, kreatin ve
kreatin klerensi tayini yapılması da uygun olur.
Şeker hastalarında bazı ilaçların böbrek hasarı
yapabildiği bilinmeli ve doktor önerisi olmadan rastgele ilaç
almamalıdır. Özellikle röntgen çekilirken damardan yapılan ilaçlar bazı
şeker hastalarında böbrekte hasar yapabileceğinden bu tetkikler öncesi
bol su içmek çok büyük önem taşır. Böbrekte önceden hasar var ise
görüntüleme tetkikleri öncesi ve tetkik günü asetilsistein 600 mg/gün
alınması böbreği koruyabilir.
Kreatinin düzeyiniz 1.5 mg/dl’den fazla ise ilaçlı röntgen filmi öncesi doktorunuz serum verebilir.
Şeker hastaları romatizma ilaçları kullanırken de
dikkatli olmalıdır. Özellikle böbrek hasarı olanlarda bu ilaçlar yan
etkiler yapabilir.
Antibiyotk kullanırken özellikle aminoglikazid türü
antibiyotiklerin çok dikkatli kullanılmaları gerekir. Gentamisin,
tobramisin, amikasin gibi aminoglikazid ilaçlar kullanırken mutlaka
diyabet doktorunuzun önerisini alınız.
İdrar Yolu İltihapları
İdrar yolu enfeksiyonları şeker hastalarında daha
fazla görülür. İdrarla şeker atıldığı için mikroplar daha kolay üreme
imkanı bulurlar. Ayrıca mesanenin iyi çalışmaması da enfeksiyon
gelişmesine katkıda bulunan bir etkendir. Kontrollerde bu yüzden tam
idrar tahlili yapılmalı eğer idrarda lökosit çıkarsa idrar kültürü ve
antibiyogram testi yaptırılmalıdır. Bazı şeker hastalarında tedaviye
dirençli enfeksiyonlar da bulunabilir. İdrar yolu enfeksiyonlarını
önlemek için cranberry kapsül de kullanılabilir. Cranberry yani yaban
mersini kurusu da faydalı olur.
Komplikasyonları Azaltmanın İlk Yolu: Şeker Ayarı
Yapılan bilimsel çalışmalar gerek tip 1 gerek Tip 2
diyabetli hastalarda kan şekerinin normale yakın olmasının
komplikasyonları azalttığını göstermiştir.
Tip 1 diyabetli hastalarda yapılan Diyabet Kontrolü ve Komplikasyonları Çalışmasınasına (Diyabetes Control and Complications Study: DCCT),
1441 tip 1 diyabetli hasta dahil edilmiş ve bunlara rastgele olarak
geleneksel tedavi veya yoğun glikoz kontrolü uygulanmıştır. Kan şeker
düzeyi düşük olan hastalarda retinopati riskinin %76, mikroalbüminüri
riskinin %43, nöropati denen sinir hasarının %64 oranında azaldığı
saptanmıştır.
Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan bir büyük araştırma ise UKPDS çalışması
adını alır. Bu klinik çalışmaya 3867 yeni tanı konmuş tip 2 diyabetli
hasta dahil edilmiş ve çalışmada 4 farklı ilaç tedavisi ile yoğun
tedavinin yapıldığı hastalar ile sadece diyet yapan hastalardaki organ
komplikasyonları araştırılmıştır. Açlık kan şekeri < 108 mg/dl olan
hastalar yoğun tedavi edilmiş grubu oluşturmuştur. 10 yıldan fazla
süreyle hastalar izlenmiş ve kan şekeri düşük olan ve HbA1c si %7.0’den
küçük olan hastalarda komplikasyonların daha az görüldüğü saptanmıştır
Komplikasyonlar Nasıl Önlenebilir?
1.Kan şekerini normale yakın tutarak.
2.LDL Kolesterolü 100 mg/dl’nin altına indirerek.
3.Fazla kilo varsa zayıflayarak veya normal kiloya gelerek
4.Tansiyonu normale getirerek ( büyük tansiyon 13 veya altında olmalı, küçük tansiyon 8 veya altında olmalı)
5.HbA1c değerini %6 civarında tutarak, HbA1c’nin bir sayı azalması küçük damar komplikasyonlarını %37 azaltır.
6.Homosistein düzeyi yüksek ise düşürerek
7.Serbest radikallere karşı antioksidan sebze ve
meyve yemek, yenemiyorsa antioksidan vitaminler (E vitamini, C vitamini
gibi) almalı. E vitaminin günde 400 üniteden fazla alınması zararlıd
8.Ayaklarınızın bakımını yapınız.
9.Sigarayı bırakın, sigara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir ve kalp hastalığı riskiniz artar.
10.Hergün yürüyüş yapın, hergün 30 dakika yürümek şekere çok faydalıdır.
11.Doğru beslenin
12.Kontrollere gününde gidin
13.Aşıları yaptırın
14.Psikolojik olarak iyi olun
15.İlaçları düzenli kullanın
16.Eğitim alın ve öğrenin.
KAYNAK:
1. http://www.drdiyabet.com
2. http://www.sekerhastaligi.biz
3. http://www.gidiyet.com
4. http://www.drzayiflama.com
ŞEKER YÜKLEME TESTİ (OGTT) NEDİR?
ŞEKER YÜKLEME TESTİ (OGTT) NEDİR?
OGTT (oral glukoz tolerans
testi), yani Şeker Yükleme Testi için test öncesi 3 gün yeteri kadar
karbonhidrat almak (en az 150 gram/gün karbonhidrat) ve bu testi
etkileyecek ilaç almamak ve test sırası sigara içmemek gerekir.
OGTT, açlık kan şekeri 100 ile
126 mg/dl arasında olan kişilere yapılır. Açlık kan şekeri 126 ve
üzerinde ise yapmaya gerek yoktur, çünkü açlık kan şekerinin 126 ve
üzerinde olması şeker hastalığı var anlamına gelmektedir.
OGTT 75 gram glukoz ile yapılır
ve 2 saat süresince kan şekerine bakılır. Çocuklarda ise ağırlığın her
Kg’na 1.75 gram glukoz olacak şekilde hesap yapılarak glukoz verilir.
OGTT sırasında kan şekeri ile
birlikte insülin hormonuna da bakılabilir. Buna insülin-glukoz tolerans
testi denir. OGTT sırasında insülin hormonunda aşırı yükselmeler olması
o kişide insülin direnci olduğunu gösterir ve kan şekeri yükselmese
bile diyabet için risk altında olduğunu gösterir.
Açlık kan şekerini insülin değerine bölünce insülin direnci anlaşılabilir. Bunun ayrı formülü vardır.
Bazen hastalarımızdan OGTT yani şeker yükleme testinin sağlığa zararlı olduğunu duyuyoruz. Bu çok yanlış
Gizli şeker veya Pre-Diyabet Nedir?
Açlık kan şekeri 100 ile 126
mg/dl arasında olan kişiler ile OGTT’de yani şeker yükleme testinde 2.
saat kan şekeri 140 ile 199 mg/dl arasında olan kişilerde gizli şeker
veya pre-diyabet vardır. OGTT sırasında 2. saatten önceki (30, 60, ve
90. dakikalardaki) kan şekerleri yüksek ise (200 mg/dl ve üzeri) yine
gizli şeker var demektir.
Gizli şeker veya tıp dilindeki adıyla ‘’glukoz
tolerans bozukluğu’’ toplumda şeker hastalığının iki katı oranda yani
%20-25 oranında görülür. Bunun anlamı her 4 kişiden birisinde gizli
şeker hastalığı olduğu anlamına gelmektedir. Her yıl bu hastaların %
4-9’unda aşikar şeker hastalığı gelişmektedir. Gizli şeker hastalığı
olan hastaların çoğunda açlık kan şekeri normal olabilir. Açlık kan
şekeri bozuk veya hafif yüksek olanların (bozulmuş açlık şekeri)
çoğunda gizli şeker olmayabilirse de bu durum şeker hastalığı için bir
risk oluşturmaktadır.
Açlık kan şeker bozukluğu erkeklerde kadınlara göre
1.5-3 kat daha fazla görülmektedir. 50-70 yaş arasında bozuk açlık kan
şekeri olan kişi sayısı artar ve daha önceki yaşlara göre 7-8 kat daha
fazla görülür. Açlık kan şekerinin bozuk olması yani yüksek olması
pankreasdaki beta hücrelerinin iyi çalışmadığının bir göstergesidir.
Gizli şeker yani glukoz tolerans bozukluğu ise
kadınlarda daha fazla görülmektedir ve genellikle insülin direnci
olduğunu gösterir.
Gizli şeker hastalığı koroner kalp hastalığı
yapabildiğinden dikkat etmek gerekir. Gizli şekeri olan hastaların %
7.6’sında hafif derecede retinopati yani göz hasarı vardır. Bu
kişilerde tansiyon varsa göz hasarı oranı artar. Yaşam tarzı
değişikliği yapmak gerekir. Bunun anlamı sağlıklı beslenmek, egzersiz
yapmak, sigaranın kesilmesi ve kilo verilmesidir. Bu sayede gizli
şekeri olanların % 50’sinde şeker hastalığı gelişmesi önlenebilir.
Şeker Hastalığı taraması kimlere yapılmalı?
Tarama, yani şeker hastalığı
için tetkik yaptırma, şeker hastalığının erkenden yakalanması için çok
önemlidir. Tarama yapılmayan kişilerde diyabet 10 yıl sonra teşhis
edilebilir ki, bu sürede hastalık organlarımızda birçok hasar yapar.
Tarama yapılması gereken kişiler şunlardır:
1-Yaşı 45’den fazla olan herkeste şeker taraması yapılmalıdır.
2-Yaşı 45’den küçük olan ancak kilolu, tansiyonu
yüksek olan (büyük 14 küçük 9 dan fazla ise), gebelikte şekeri çıkan,
kilolu çocuk doğuran (4 Kg ve fazla bebek doğuran), HDL kolesterolü
< 35 mg/dl, Trigliserid seviyesi>250 mg/dl olan, ailesinde şeker
hastalığı olan, hareketsiz bir yaşam şekli olanlarda, polikistik over
hastalığı olan kadınlarda, önceki testlerde kan şekeri 100 mg/dl den
yüksek olanlarda ve damar hastalığı olan kişilerde şeker taraması
yapılmalıdır.
3-Açlık kan şekeri 100
ile 126 mg/dl arasında veya şeker yüklemesinde 2. Saat kan şekeri 140
ile 199 mg/dl arasında çıkan hastalarda yılda bir kez taramayı
tekrarlamakta fayda vardır.
4-Taraması normal çıkan ve 45 yaş üzerindeki kişilerde 3 yıl sonra tekrar tarama yapılmalıdır.
KAYNAK:
1. http://www.drdiyabet.com
2. http://www.sekerhastaligi.biz
3. http://www.gidiyet.com
4. http://www.zayiflamadr.com
DİABET (ŞEKER HASTALIĞI ) NASIL TEŞHİS EDİLİR?
a) Şeker Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?
Şeker hastalığının teşhisi için en az 8 saatlik bir açlık sonrası kan
şekerine bakılır. Açlık kan şekeri 126 mg/dl ve üzerinde çıkarsa şeker
hastalığı vardır, denir. Ancak teşhisin kesinleşmesi için birkaç gün
sonra tekrar açlık kan şekerine bakılması gerekir. İkinci ölçümde de
126 mg/dl den fazla ise artık kesin olarak şeker hastalığı vardır,
diyebiliriz.
Açlık kan şekeri 90 ile 126 mg/dl arasında çıkarsa bu kişilerde şeker
yükleme testi yapılır. 75 gram şekerli su 10-16 saatlik açlık sonrası
sabah içirilir ve 2. saat kan şekerine bakılır. 2. saat kan şekeri 200
mg/dl ve üzerinde ise şeker hastalığı vardır, denir. Eğer ikinci saat
kan şekeri 140-199 mg/dl arasında çıkarsa “gizli şeker hastalığı “
vardır.
Çok su içen, çok idrara giden veya izah edilemeyen kilo kaybı olan bir
kişide öğün durumuna yani açlık veya tokluk durumuna bakılmaksızın
günün herhangi bir saatinde ölçülen kan şekeri 200 mg/dl ve üzerinde
çıkarsa yine şeker hastalığı teşhisi konur.
Açlık kan şekerinin 100 mg/dl den daha az olmasına normal diyoruz.
b) Şeker Hastalığı taraması kimlere yapılmalı?
Tarama, yani şeker hastalığı için tetkik yaptırma,
şeker hastalığının erkenden yakalanması için çok önemlidir. Tarama
yapılmayan kişilerde diyabet 10 yıl sonra teşhis edilebilir ki, bu
sürede hastalık organlarımızda birçok hasar yapar.
Tarama yapılması gereken kişiler şunlardır:
1-Yaşı 45’den fazla olan herkeste şeker taraması yapılmalıdır.
2-Yaşı 45’den küçük olan ancak kilolu, tansiyonu yüksek olan (büyük 14
küçük 9 dan fazla ise), gebelikte şekeri çıkan, kilolu çocuk doğuran (4
Kg ve fazla bebek doğuran), HDL kolesterolü < 35 mg/dl, Trigliserid
seviyesi>250 mg/dl olan, ailesinde şeker hastalığı olan, hareketsiz
bir yaşam şekli olanlarda, polikistik over hastalığı olan kadınlarda,
önceki testlerde kan şekeri 100 mg/dl den yüksek olanlarda ve damar
hastalığı olan kişilerde şeker taraması yapılmalıdır.
3-Açlık kan şekeri 100 ile 126 mg/dl
arasında veya şeker yüklemesinde 2. Saat kan şekeri 140 ile 199 mg/dl
arasında çıkan hastalarda yılda bir kez taramayı tekrarlamakta fayda
vardır.
4-Taraması normal çıkan ve 45 yaş üzerindeki kişilerde 3 yıl sonra tekrar tarama yapılmalıdır.
c) Tarama Nasıl Yapılır?
Tarama için açlık kan şekeri ölçümü veya şeker yükleme testi yapılır. İdrarda şeker ölçümü ile tarama yapılmaz.
Açlık kan şekeri 10 saatlik bir açlık sonrası yapılan ölçümdür.
OGTT (oral glukoz tolerans testi), yani Şeker
Yükleme Testi için test öncesi 3 gün yeteri kadar karbonhidrat almak
(en az 150 gram/gün karbonhidrat) ve bu testi etkileyecek ilaç almamak
ve test sırası sigara içmemek gerekir.
OGTT, açlık kan şekeri 90 ile 126 mg/dl arasında
olan kişilere yapılır. Açlık kan şekeri 126 ve üzerinde ise yapmaya
gerek yoktur, çünkü açlık kan şekerinin 126 ve üzerinde olması şeker
hastalığı var anlamına gelmektedir.
OGTT 75 gram glukoz ile yapılır ve 2 saat süresince
kan şekerine bakılır. Çocuklarda ise ağırlığın her Kg’na 1.75 gram
glukoz olacak şekilde hesap yapılarak glukoz verilir.
OGTT sırasında kan şekeri ile birlikte insülin
hormonuna da bakılabilir. Buna insülin-glukoz tolerans testi denir.
OGTT sırasında insülin hormonunda aşırı yükselmeler olması o kişide
insülin direnci olduğunu gösterir ve kan şekeri yükselmese bile diyabet
için risk altında olduğunu gösterir.
Açlık kan şekerini insülin değerine bölünce insülin direnci anlaşılabilir. Bunun ayrı formülü vardır.
Bazen hastalarımızdan OGTT yani şeker yükleme
testinin sağlığa zararlı olduğunu duyuyoruz. Bu çok yanlış bir
bilgidir. OGTT testinizin sağlığa herhangi bir zararı yoktur.
d) Gizli şeker veya Pre-Diyabet Nedir?
Açlık kan şekeri 100 ile 126 mg/dl arasında olan
kişiler ile OGTT’de yani şeker yükleme testinde 2. saat kan şekeri 140
ile 199 mg/dl arasında olan kişilerde gizli şeker veya pre-diyabet
vardır. OGTT sırasında 2. saatten önceki (30, 60, ve 90. dakikalardaki)
kan şekerleri yüksek ise (200 mg/dl ve üzeri) yine gizli şeker var
demektir.
Gizli şeker veya tıp dilindeki adıyla ‘’glukoz tolerans bozukluğu’’
toplumda şeker hastalığının iki katı oranda yani %20-25 oranında
görülür. Bunun anlamı her 4 kişiden birisinde gizli şeker hastalığı
olduğu anlamına gelmektedir. Her yıl bu hastaların % 4-9’unda aşikar
şeker hastalığı gelişmektedir. Gizli şeker hastalığı olan hastaların
çoğunda açlık kan şekeri normal olabilir. Açlık kan şekeri bozuk veya
hafif yüksek olanların (bozulmuş açlık şekeri) çoğunda gizli şeker
olmayabilirse de bu durum şeker hastalığı için bir risk
oluşturmaktadır.
Açlık kan şeker bozukluğu erkeklerde kadınlara göre 1.5-3 kat daha
fazla görülmektedir. 50-70 yaş arasında bozuk açlık kan şekeri olan
kişi sayısı artar ve daha önceki yaşlara göre 7-8 kat daha fazla
görülür. Açlık kan şekerinin bozuk olması yani yüksek olması
pankreasdaki beta hücrelerinin iyi çalışmadığının bir göstergesidir.
Gizli şeker yani glukoz tolerans bozukluğu ise kadınlarda daha fazla
görülmektedir ve genellikle insülin direnci olduğunu gösterir.
Gizli şeker hastalığı koroner kalp hastalığı yapabildiğinden dikkat
etmek gerekir. Gizli şekeri olan hastaların % 7.6’sında hafif derecede
retinopati yani g
TIP 1 DİABET NEDİR?
TİP 1 DİABET
Tip 1 diyabete insüline bağımlı diyabet ismi de
verilir. Genellikle zayıf, kilo kaybı olan, aşırı susama ve çok idrara
gitme şikayeti olan kişilerde saptanır. İdrarlarında keton denen bir
madde teşhis sırasında bulunabilir. Ketoasidoz komasından ve ölümden
korunmak için insülin tedavisi olmak zorundadırlar. Hastalığın erken
döneminde pankreastaki beta hücrelerinin yıkımını gösteren adacık
hücre antikoru (ICA), insüline karşı antikorlar (IAA) ve glutamik asid
dekarboksilaza karşı antikorlar (GAD) kanda yüksek olarak bulunur.
a) Tip 1 Diyabet Kimlerde Görülür
Tip 1 diyabet her 300 çocuktan 1’inde görülür. Tek yumurta ikizlerinden
birisinde varsa diğerinde gelişme riski %50’dir. Tip 1 diyabetli
çocuğun babasında %6, annesinde %2, kardeşlerinde %5 ve birinci derece
akrabalarında %20 oranında diyabet gelişme riski vardır. Riskteki
kişileri önceden anlamak için kanda antikor hormonu veya doku tiplemesi
(HLA) yapılabilir. Ancak bunlar pahalı testlerdir.
Tip 1 diyabetli bir annenin diyabetli bir çocuğa sahip olma olasılığı
1/20 dir. Tip 1 diyabet pankreas bezindeki beta hücrelerinin bağışıklık
sistemi tarafından yıkılması ile oluşur. Vücut genetik bir eğilim
sonucu pankreastaki beta hücrelerini yabancı bir doku olarak algılar ve
onu yok etmeye çalışır. İşte bu amaçla insülin antikoru, adacık
antikoru ve GAD antikoru denen antikorlar vücut tarafından yapılır. Bu
antikorlar pankreas bezinin beta hücrelerine yapışarak orada bir
iltihap meydana getirir ve beta hücreleri tahrip olur. İnsülin hormonu
salgılayan beta hücreleri yok olunca insülin vücutta azalır ve yok
olur. Bu yüzden tip 1 diyabetli hastaların kanlarında insülin hormonu
yoktur. Sonuçta insülin eksikliği nedeniyle kandaki şeker hücrelere
giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Tip 1
şeker hastalığının ortaya çıkmasında oksijen yakım yan ürünü olan
oksijen radikalleri ile gıdalarla alınan serbest radikaller de etkili
olabilir.
Sosis, salam, sucuk , soda ve suda bulunan nitrat vücutta serbest
radikalleri arttırarak beta hücrelerinin tahrip olmasına neden olarak
tip 1 şeker hastalığının ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
İnek sütünün erken dönemde içilmesi de bebeklerde beta hücre harabiyeti yaratabilmektedir.
Bazı virüsler beta hücre harabiyeti yaparak şeker hastalığına neden olabilmektedir.
D vitamini eksikliği de tip 1 şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunabilmektedir.
Tip 1 diyabet şişman çocuklarda görülebilir. Şişman çocuklardaki
insülin direnci pankreasdaki beta hücrelerini strese sokar ve tip 1
şeker hastalığı görülebilir.
Tip 1 diyabet daha çok çocukluk çağında görülürse de otoimmün tip denilen bir tipi her yaşta görülebilir.
b) Tip 1 Diyabetli Hastalarda Sık Görülen Diğer Hastalıklar
Tip 1 diyabetli çocuk veya hastalarda sık görülen diğer hastalıklar
aşağıda verilmiştir ve bu hastalıklar yönünden tarama yapılmalıdır.
Sık görülen hastalıklar:
Çölyak hastalığı: Bağırsak hastalığıdır
Graves hastalığı: Tiroit bezinin çok çalışması
Hipotiroidi: Tiroit bezinin az çalışması
Addison Hastalığı: Böbreküstü bezinin az çalışması-Kortizol hormon azlığı
Pernisiyöz anemi: B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık
c) Çocuklarda Tip 1 Şeker Hastalığını Önlemek İçin Neler Yapılabilir?
1.Bebeğin anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir. İnek sütünü bebeğe ilk 6 ay vermemelidir.
2.Sağlıklı beslenmenin sağlanması
Allerji yapan buğday, patates, portakal suyu ve yumurta gibi gıdalar bebeğe biraz daha geç başlanmalı.
3.Salam, sosis, sucuk, janbon yedirilmemeli
4.Temiz su içilmeli. İçinde nitrat olan maden suyu veya su içilmemeli
5.Kilo varsa verilmeli
6.D vitamini eksikliği varsa giderilmeli
7.Kanda mağnezyum, çinko ve kalsiyum eksikliği yapmayacak bir beslenme yapılmalıdır.
d) Tip 1 Diyabetin Tedavisi
İlk teşhis konulduğunda tip 1 diyabetli çocuk veya gençler hastaneye
yatırılarak insülin tedavisine başlanır ve insülin yapılması öğretilir.
Çocuğunda şeker hastalığı olan anne ve baba ilk önce bir panik
içindedir. Bu nedenle anne ve babanın da hastalık konusunda
bilgilenmesi gerekir. İnsülin tedavisi genellikle günde iki kez orta
etkili ve kısa etkili insülinin karışımı şeklinde olur. Günlük
uygulanacak toplam insülin dozunun üçte ikisi sabah kahvaltı öncesi
geri kalanı akşam yemeği öncesi yapılır. Akşam ve sabah açlık kan
şekeri düzeyleri takip edilerek insülin dozları ayarlanır. Ayrıca uzun
etkili bir insülin ve birlikte her yemek öncesi kısa etkili bir insülin
enjeksiyonu da yapılabilir. Bazı hastalarda gerekirse insülin pompası
takılabilir. Tedavinizi doktorunuz ayarlayacaktır.
e) Balayı Dönemi Nedir?
İnsülin tedavisine başlanan tip 1 diyabetli hastalarda bir süre sonra
insülin ihtiyacı azalır ve insülin gerekmeyecek hale gelir. Bu
hastalarda pankreas bezinde çok az miktarda insülin salgılayan beta
hücresinin kalması nedeniyle bu tablo oluşmaktadır. İşte insülin
ihtiyacının ortadan kalktığı bu döneme balayı dönemi denir. Bu dönem 1
ay ile 1 yıl arasında olabilir. Daha sonra tekrar kan şekeri yükselmeye
başlar ve insülin tedavisine geçilir. Balayı döneminde de kan şeker
ölçümleri sürekli olarak takip edilmelidir.
KAYNAK:
1. http://www.drdiyabet.com
2. http://www.sekerhastaligi.biz
3. http://www.gidiyet.com
4. http://www.zayiflamadr.com
|