.

DİYET
İsveç Diyeti son zamanlarda yaygınlaşan ancak
sağlığa zararlı bir diyettir. Bu diyette kalori çok az olup bol
kafeinli içecekler yani kahve vardır. Bu kadar kalorisiz bir diyetle
belki kilo verirsiniz ancak kaslarınız erir gider. Ayrıca eğer insülin
direnci varsa alınan kahveler nedeniyle kan şekeriniz iyice bozulur ve
halsiz, yorgun, bitkin bir hale gelirsiniz. Her defasında tekrar
ettiğim gibi kilonuzun altında yatan neden ortaya konulmazsa
yapacağınız her türlü diyet başarısız olmaya mahkumdur. Vücudunuzdan
bundan zarar gördüğü gibi kilo veremeyince moral bozukluğu da ortaya
çıkar. Biz bu nedenle magazin sayfalarında yer alan popüler diyetler
önermiyoruz. Önemli olan sizdeki hormon ve metabolizma bozukluğuna göre
bir beslenme proğramı yapmaktır. Bunun yolu da öncelikli olarak obezite
ile uğraşan bir ENDOKRİN uzmanına başvurmaktır.
Kişiler kilolardan kurtulmak için bazı reklamlara kanıp yanlış uygulamalar yapabilmektedir. Bunlar sağlık açısından zararlıdır.
Örnek verecek olursak:.
- Tek tip gıda ile beslenmek:
sadece maden suyu içmek, sadece karpuz veya greyfurt yemek gibi, hiçbir
bilimsel temeli olmayan diyetler, sağlık açısından çok zararlıdır.
Belki aç kaldığınız için kısa sürede kilo verirsiniz, ancak uzun
dönemde yeterli beslenmediğiniz için başka hastalıklara yakalanma
şansınızı artırırsınız. Böyle kilo verenlerin hemen hepsi de kısa süre
sonra verdikleri kiloyu geri alır ve hatta daha fazla şişmanlarlar.
- Naylon eşofman giymek veya hamamda terlemek: Bu metotlar terlemeye ve su atılmasına yarar. Yağ miktarında azalma olmaz. Kaybedilen su alınınca eski kiloya dönülür.
- Çok düşük kalorili diyetler:
Günlük 800 kalorinin altındaki diyetler sağlık açısından çok
tehlikelidir. Kalp atım bozuklukları, kanda potasyum düşüklüğü,
halsizlik, bitkinlik, saçlarda dökülme ve adet kesilmesi ortaya çıkar.
Sadece light ürünler veya diyet ürünler yiyerek
zayıflayamazsınız. Bunların da
kalorileri vardır. Zayıflamak için insanlar son zamanlarda light
bisküviler, light kek, light reçel, light çikolata ve hatta light
baklava yemektedir. Bu gıdaların da kalorilileri vardır ve devamlı
bunlarla beslenmek sizin kilo almanıza neden olur. Önemli olan bir
günde toplam aldığınız kalorinin miktarıdır. Light bisküvi veya light
kek yiyeceğinize 4-5 tane badem veya ceviz yemek daha iyi ve daha
faydalıdır.
Bazı hormon bozuklukları kilo almanın
önemli bir nedenidir. Fazla kilolu bir kişide bu hormon hastalıklarının
olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Kilo almanın sık görüldüğü
hormon hastalıkları, sıklıkla tiroid bezi yetmezliği veya böbreküstü
bezinin aşırı çalışmasıdır.
Tiroid bezi boynumuzda bulunan, kelebek şeklinde bir
salgı bezidir ve metabolizmamızı kontrol eden tiroid hormonlarını
salgılar. Tiroid hormonlarının T3 ve T4 olmak üzere iki tipi vardır. Bu
hormonlar az salgılandığında, hipotiroidi dediğimiz hastalık
oluşur, metabolizma az çalışır ve sonunda kilo alınır. Tiroid ameliyatı
geçirenlerde, Hashimoto tiroiditi denen tiroid hastalığı olanlarda ve
50 yaşından sonra kadınların çoğunda tiroid bezi yetmezliği gelişir. Bu
kişilerde halsizlik, yorgunluk, el ve yüzde şişme, unutkanlık, kan
yağlarında yükseklik ve en önemlisi kilo alma olur. Fazla kilolu
kişilerde mutlaka tiroid hormon tetkiklerinin yapılarak tiroid bezinin
az çalışıp çalışmadığı kontrol edilmelidir. Tiroid bezi yetmezliğinin
tedavi edilmediği fazla kilolu kişilerde kilo vermek çok zordur. Bu
hastalarda tiroid hormonu tedavisiyle TSH hormon düzeyinin normal
sınırlarda olmasının sağlanması gerekir.
Reaktif hipoglisemi dediğimiz kan şekeri düşüklüğü
kilo alımının ve kilo verilememesinin önemli nedenlerinden birisidir.
Bu kişilerde yemek sonrası kan şekeri düşer ve arkasından tatlı yeme
isteği oluşur. Bu nedenle yapılan tatlı atıştırmaları kilo alımına
neden olur. Pankreas bezinden aşırı insülin hormonu salgılanması ile
kendini gösteren insülin direnci denilen hastalıkta kanda yüksek
miktarlarda bulunan insülin hormonu kan şekerinde düşmeler yaparak kilo
alımına katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle zayıflayabilmek için bu
yüksek insülin düzeylerinin azaltılması gerekir. Bazı ilaçlar, kilo
verme ve spor yapmak insülin hormonunu azaltarak kilo vermeye ilave
katkıda bulunur. İnsülin hormonu yüksek kişilerde zayıflama olsa bile
tekrar kilo alımı olmaktadır.
Böbreküstü bezinin aşırı çalışması durumunda bu bezden fazla miktarda kortizol
hormonu üretilir. Kortizol hormonunun fazlalığı ise, vücutta özellikle
karın ve ensede yağ birikimine ve fazla kilolulığa neden olur. Bazı
hastalıkların tedavisinde kullanılan kortizon ilacı da aynı mekanizma
ile kilo alınmasına neden olmaktadır.
Kadınlarda fazla kiloluluğa neden olan önemli bir hormon hastalığı da polikistik over sendromu
denen ve yumurtalıkta kist oluşması, tüylenme ve adet bozukluğu ile
kendini gösteren hastalıktır. Bu kadınların önemli bir kısmında fazla
kilo ve şeker hastalığı görülür. Adet bozukluğu, tüylenme ve fazla
kilolu olmanın bir arada olduğu bu hastalarda yumurtalıkların
incelenmesi ve bu hastalığa yönelik tedavilerin yapılması gerekir. Bu
şekilde tedavisi yapılmayan kadınların zayıflaması zordur.
Kadınlarda süt salgılatan hormon olarak bilinen, prolaktin
hormonunun fazla salgılanması da kilo almaya yol açan bir hormon
bozukluğudur. Prolaktin hormonu beynimizde bulunan hipofiz bezinden
salgılanır. Hipofiz bezindeki tümörler aşırı prolaktin hormonu
salgıladığında adetlerde bozulma, memeden süt gelmesi, tüylenme ve kilo
alımı olur.
DİYET LİSTESİ
DİYET LİSTESİ
Bir gün boyunca yediğimiz gıdaların
%50-55’i karbonhidratlardan,
%20-30’unun yağlardan
%15-20’sini proteinlerden karşılamalıyız.
Günlük alınması gereken besin gruplarının ağırlık miktarı ise şöyledir:
150 gram karbonhidrat,
50 gram yağ,
70 gram protein,
4-5 gram tuz,
belirli miktarlarda vitamin ve minerallerle birlikte
2-2.5 litre su tüketmelidir.
Gıda Çeşitlerinin Vücutta Verdiği kalori Miktarı:
Bir gram karbonhidrat 4-5 kalori,
Bir gram yağ 9 kalori,
Bir gram protein 4 kalori
Bir gram alkol 7 kalori verir.
Besin Grupları
Besin maddeleri içerdikleri besin maddelerinin benzer özelliklerine dayanılarak dört ana gruba ayrılmıştır:
Grup I: Et grubu (et, balık, tavuk, yumurta, kuru baklagiller, peynir ve çeşitleri)
Grup II: Süt grubu (süt , yoğurt, ayran, cacık)
Grup III: Meyve- sebze grubu (meyve ve sebzeler)
Grup IV: Tahıl ve Ekmek grubu (ekmek, makarna, bulgur, pirinç, çorbalar, unlu yiyecekler, tarhana, bisküvi, unlar)
Her öğünde grupların hepsinden bir tane gıda
olmalıdır. Diğer bir deyişle her öğünde et, grubundan bir gıda (et,
yumurta, fasulye veya bezelye gibi), süt grubundan bir gıda (yoğut,
cacık veya ayran), meyve veya sebze grubundan bir gıda (salata, meyve
veya sebze yemeği) ve tahıl (ekmek, bulgur, çorba gibi) yenmesi
gerekir.
Sağlıklı bir beslenme için her öğünde yukarıda
gösterilen 4 ana temel besin grubundan bir gıda olmalıdır. Böylece çok
kolay bir biçimde dengeli beslenmiş oluruz. Bunu sağlamak için de aynı
gruptan bir besin yerine hangisini yiyebileceğimizi bilmemiz gerekir.
İşte bu seçimleri daha kolay yapabilmek için değişim listeleri
hazırlanmıştır. Bu listelerdeki gıdalardan birini bir öğünde yiyince
diğer öğünde aynı listeden farklı bir besini tercih ederiz. Böylece
aynı gıdalarla beslenmenin verdiği bıkkınlıktan kurtulmuş oluruz.
Bir öğünlük dengeli beslenme örnekleri aşağıda verilmiştir:
Bezelye (Et, kurubaklagil grubu)
Pilav (Tahıl grubu)
Yoğurt(Süt grubu)
Salata(sebze-meyve grubu)
Üç köfte kadar tavuk ızgara (Et grubu)
Makarna (Ekmek-tahıl grubu)
Yoğurt (süt grubu)
Salata (sebze-meyve grubu)
Çorba (tahıl grubu)
Kuru fasülye( Et-baklagil grubu)
Yoğurt (Süt grubu)
Elma (Sebze-meyve grubu)
Etli kabak dolma (Et ve sebze grubu)
Yoğurt (süt grubu)
Salata((sebze-meyve grubu)
Ekmek (Tahıl grubu)
1200 Kalorilik Gİ DİYETİ ÖRNEĞİ
Kahvaltı:
Şekersiz çay
1 Dilim yağsız beyaz peynir
3 Yemek kaşığı yulaf (1 Çay bardağı süt)
Domates, salatalık
Ara Öğün:
1 Meyve veya 3 adet kepekli bisküvi
Öğlen:
2 Yumurta büyüklüğünde tavuk veya hindi eti
2 Dilim kepekli ekmek
2-3 Adet salatalık, 1 Domates
1 Su bardağı ayran
Ara Öğün:
1 Meyve
Akşam:
1 Kepçe sebze çorbası
2 Köfte
3 Kaşık barbunya pilaki
1 Tabak salata
1 Dilim kepekli ekmek
Ara:
1 Meyve
1 Su bardağı süt
Önerimiz diyete başlamadan önce mutlaka obezite ile
uğraşan bir ENDOKRİN uzmanına başvurarak hormon ve metabolizma kontrolü
yaptırmanızdır. Aksi takdirde verilen kilolar çabuçak geri gelecektir.
ŞOK DİYET
ŞOK DİYET
Bazı kişler hızlı zayıflamak için Şok Diyet adı
verilen veya ''3 günlük şok diyet'' veya ''bir haftalık şok'' diye
adlandırılan diyetlerle zayıflayabileceklerini sanırlar. Oysa bilimsel
literatürde böyle bir diyet şekli yoktur. Zaten 3 günde vrya bir
haftada zayıflatan diyet kalorisi çok düşük olan diyetlerdir ki bunlar
genelde 800 kalorinin altında olup sağlığa zararlıdır. Bu diyetler
nedeniyle kişide kanda sodyum ve potasyum gibi mineraller azalır, kalp
ritim bozuklukları, adet ve seks bozuklukları görülebilir. Bu nedenle
şok diyetleri önermiyoruz.
ŞOK DİYET YERİNE NE YAPMALI?
Bir kişi zayıflamak istiyorsa öncelikli olarak kilo
almasına neden olan hormon veya metabolizma bozukluğunun saptanması
gerekir. Önce obezite ,ile uğraşan bir ENDOKRİN uzmanına başvurarak
kendisinde hangi metabolik bozukluğun olduğu ortaya konmalıdır.
HORMON BOZUKLUĞU SİZİ ZAYIFLATMAZ
Çabu kilo alıyor ve zor kilo veriyorsanız sizde
hormon bozukluğu vardır. Özellikle Hashimoto hastalığı, guatr, insülin
direnci, prolaktin, kortizol gibi hormon bozukluklarının araştırılması
ve ona uygun bir tedavinin yapılması gerekir. Aksi takdirde ne diyeti
yaparsanız yapın biraz kilo verseniz bile hızla kiloları geri alırsınız.
EN İYİ DİYET HANGİSİDİR?
En sağlıklı ve bilimsel diyet veya beslenme şekli Gİ
DİYETİ yani glisemik indeks diyetidir. Gıdaların glisemik endeksi yani
kan şekerini yükseltme gücüne göre gıdaların seçimini yapmak ve akılcı
karbıonhidat tüketimi yapmak en uygunudur.
Gİ DİYETİ NASIL YAPILIR?
Yüksek glisemik indeksli (GI) yiyecekler, düşük GI
yiyeceklere göre tokluk kan şekerinde ve yemek sonrası 2 saatlik kan
şekeri cevabında daha çok artışa neden olurlar. Dünya Sağlık Örgütü
sağlıklı yaşam için nişasta içermeyen polisakkaritlerden oluşan, düşük
GI’li karbonhidrat ağırlıklı diyetin (Enerjinin %55’inden fazlası
karbonhidrattan) tüketilmesini desteklemektedir.
Besinlerin kısa süreli doyurucu etkileri
incelendiğinde düşük GI’li besinlerin yüksek olanlara göre daha
doyurucu olduğu bulunmuştur. Yüksek GI ‘li öğünler, düşük GI’li
öğünlerle karşılaştırıldığında yemek sonrası dönemde, kan şekerinde
daha fazla yükselme ve düşmeye ve insülin düzeylerinde daha fazla
artışa sebeb olurlar. Sonuç olarak ileri saatlerde yağ asitlerinde ve
kan şekerinde daha fazla düşüşe ve acıkmaya neden olurlar. Düşük GI li
gıdalarla ise insülin fazla yükselmediğinden kan şekeri fazla düşmez ve
açlık olmaz.
Düşük GI’li besinlerin tüketilmesinin obez
çocuklarda vücut kitle indekslerinde (kilolarında) daha fazla azalmaya
neden olduğu bildirilmiştir
Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenince insülin
hormonunda azalma ve enerji artması oluştuğu gibi yağ depolanması
azalır ve mevcut yağlar yakılmaya başlar. Sonuçta da kilo kaybı oluşur.
Düşük GI’li beslenme kilo kaybını 2 mekanizmayla yapar:
1. Doygunluğu artırarak
2. Yağların yakılmasını artırarak
Düşük GI’li gıdalar yüksek GI’li gıdalara göre daha
uzun süre tok tutarlar ve bu nedenle sonraki öğünde daha az yemeyi
sağlarlar. Bir yemekteki GI oranını % 50 artırdığınızda doygunluk
hissinde % 50 azalma olmaktadır. Doygunluk hissindeki bu artış
bağırsaktan salgılanan kolesistokinin hormonunun düşük GI li diyetle
daha fazla artış göstermesine bağlıdır.
Diğer diyetlere karşılık bu Gİ diyetinin faydalı
olmasının nedeni insülin direncini kırmasıdır. 1200 kalorinin altında
diyet yapmak insülin direncini arttırır ve kilo aldırır. Kilo vermek
için acıkmanın ve tatlıya saldırmanın önlenmesi gerekir. Bunun yolu da
düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmekten geçmektedir.
Diyetteki yağı azaltmakla veya toplam kaloriyi çok
azaltmakla veya karbonhidrat miktarını çok azaltmakla açlık hissi
baskılanamaz ve tekrar kilo alırsınız. Düşük glisemik indeksli
beslenmede aç kalma veya özel bir beslenme şekli, yani bir gıdaya
dayalı beslenme, yoktur.
Düşük glisemik indeksli beslenme ile
1. Yemeklerden sonra oluşan uyku basması, öğleden
sonraları oluşan enerji kaybı, halsizlik yok olur. Enerji kaybı veya
halsizlik yemek sonrası oluşan insülin ve şekerdeki dalgalanmalardan
kaynaklanmaktadır. Beyine yeterli glukoz geldiğinden konsantre
olursunuz. ve yorgunluğunuz ortadan kalkar.
2.Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, tansiyon, depresyon ve bazı kanserler önlenir.
3.İyi uyku uyursunuz.
4. Acıkma nöbetleri azalır ve kalkar
Normalde acıkma vücudun yemek ihtiyacı olunca ortaya
çıkan bir durumdur. Ancak acıkmanın vücudun ihtiyacı olmadığı
zamanlarda oluşması normal değildir. Bu nedenle de ihtiyaç olmadan
yemek yenildiği için kilo alınır. Normal olmayan bu acıkma atakları
kandaki insülinin dalgalanmasından oluşur. Yüksek Gİ’li karbonhidrat
yenince kan şekeri ve insülin hızla yükselir ve sonra kan şekerini
hızla normalin altına indirir ve tekrar acıkma oluşur. Tekrar tatlı bir
şeyler yerseniz aynı durum tekrar eder gider. Eğer bu acıkmalar
sırasında yüksek GI’li gıda yerine düşük GI’li gıda yenirse acıkma
nöbetleri azalmaya başlar.
Acıkma ataklarını stres de artırabilmektedir. Stres
artınca tatlı gıdalara yönelme olmasının nedeni beyindeki serotonin
denen mutluluk hormonunun bu gıdalarla artması yüzündendir. Stresle
artan kortizol hormonu da serotonini azaltmaktadır. İyi uyuyamayan
kişilerde de acıkma atakları olma nedeni serotonin azlığındandır.
GI DIYETI
GI DIYETI
Yüksek glisemik indeksli (GI) yiyecekler, düşük GI
yiyeceklere göre tokluk kan şekerinde ve yemek sonrası 2 saatlik kan
şekeri cevabında daha çok artışa neden olurlar. Dünya Sağlık Örgütü
sağlıklı yaşam için nişasta içermeyen polisakkaritlerden oluşan, düşük
GI’li karbonhidrat ağırlıklı diyetin (Enerjinin %55’inden fazlası
karbonhidrattan) tüketilmesini desteklemektedir.
Avustralya’da gıdaların üzerine glisemik indeks değerleri yapıştıılmaktadır.
Harvard Üniversitesinde yapılan geniş kapsamlı
gözlemsel çalışmalar uzun dönem yüksek glisemik yüklü yiyeceklerin
tüketilmesinin tip 2 diyabet ve kalp hastalığı gelişimi için ciddi risk
olduğunu göstermişitir. Düşük GI’li diyetin obezite, kolon kanseri ve
meme kanseri gelişiminde de koruyucu olduğu gösterilmiştir.
Avrupada 31 merkezde 3000’den fazla Tip 1 şeker
hastasının katıldığı EURODIAB (Avrupa ve Diyabet) çalışmasında GI’ne
bakılarak yapılan beslenmenin HabA1c değerini yani kan şekeri ayarını
sağladığı gösterilmiştir. Ayrıca çalışmaya kuzey, doğu ve batı
bölgelerinden katılan merkezlerde, düşük GI’li diyet tüketen hastaların
iyi kolesterol denilen HDL kolesterol değerleri daha yüksek bulunmuştur
Besinlerin kısa süreli doyurucu etkileri
incelendiğinde düşük GI’li besinlerin yüksek olanlara göre daha
doyurucu olduğu bulunmuştur. Yüksek GI ‘li öğünler, düşük GI’li
öğünlerle karşılaştırıldığında yemek sonrası dönemde, kan şekerinde
daha fazla yükselme ve düşmeye ve insülin düzeylerinde daha fazla
artışa sebeb olurlar. Sonuç olarak ileri saatlerde yağ asitlerinde ve
kan şekerinde daha fazla düşüşe ve acıkmaya neden olurlar. Düşük GI li
gıdalarla ise insülin fazla yükselmediğinden kan şekeri fazla düşmez ve
açlık olmaz.
Düşük GI’li besinlerin tüketilmesinin obez
çocuklarda vücut kitle indekslerinde (kilolarında) daha fazla azalmaya
neden olduğu bildirilmiştir.
Düşük GI’li ve yüksek lifli besinler diyabetli
bireylerde tokluk kan şekeri ve kilo kontrolünde düzelmeye yol açtığı
için Kanada Diyabet Derneği, Avustralya Diyetisyen Cemiyeti, Avrupa
Diyabet Çalışma Cemiyeti tarafından önerilmektedirler.
Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenince insülin
hormonunda azalma ve enerji artması oluştuğu gibi yağ depolanması
azalır ve mevcut yağlar yakılmaya başlar. Sonuçta da kilo kaybı oluşur.
Düşük GI’li beslenme kilo kaybını 2 mekanizmayla yapar:
1. Doygunluğu artırarak
2. Yağların yakılmasını artırarak
Düşük GI’li gıdalar yüksek GI’li gıdalara göre daha
uzun süre tok tutarlar ve bu nedenle sonraki öğünde daha az yemeyi
sağlarlar. Bir yemekteki GI oranını % 50 artırdığınızda doygunluk
hissinde % 50 azalma olmaktadır. Doygunluk hissindeki bu artış
bağırsaktan salgılanan kolesistokinin hormonunun düşük GI li diyetle
daha fazla artış göstermesine bağlıdır.
Diğer diyetlere karşılık bu Gİ diyetinin faydalı
olmasının nedeni insülin direncini kırmasıdır. 1200 kalorinin altında
diyet yapmak insülin direncini arttırır ve kilo aldırır. Kilo vermek
için acıkmanın ve tatlıya saldırmanın önlenmesi gerekir. Bunun yolu da
düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmekten geçmektedir.
Diyetteki yağı azaltmakla veya toplam kaloriyi çok
azaltmakla veya karbonhidrat miktarını çok azaltmakla açlık hissi
baskılanamaz ve tekrar kilo alırsınız. Düşük glisemik indeksli
beslenmede aç kalma veya özel bir beslenme şekli, yani bir gıdaya
dayalı beslenme, yoktur.
Düşük glisemik indeksli beslenme ile
1. Yemeklerden sonra oluşan uyku basması, öğleden
sonraları oluşan enerji kaybı, halsizlik yok olur. Enerji kaybı veya
halsizlik yemek sonrası oluşan insülin ve şekerdeki dalgalanmalardan
kaynaklanmaktadır. Beyine yeterli glukoz geldiğinden konsantre
olursunuz. ve yorgunluğunuz ortadan kalkar.
2.Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, tansiyon, depresyon ve bazı kanserler önlenir.
3.İyi uyku uyursunuz.
4. Acıkma nöbetleri azalır ve kalkar
Normalde acıkma vücudun yemek ihtiyacı olunca ortaya
çıkan bir durumdur. Ancak acıkmanın vücudun ihtiyacı olmadığı
zamanlarda oluşması normal değildir. Bu nedenle de ihtiyaç olmadan
yemek yenildiği için kilo alınır. Normal olmayan bu acıkma atakları
kandaki insülinin dalgalanmasından oluşur. Yüksek Gİ’li karbonhidrat
yenince kan şekeri ve insülin hızla yükselir ve sonra kan şekerini
hızla normalin altına indirir ve tekrar acıkma oluşur. Tekrar tatlı bir
şeyler yerseniz aynı durum tekrar eder gider. Eğer bu acıkmalar
sırasında yüksek GI’li gıda yerine düşük GI’li gıda yenirse acıkma
nöbetleri azalmaya başlar.
Acıkma ataklarını stres de artırabilmektedir. Stres
artınca tatlı gıdalara yönelme olmasının nedeni beyindeki serotonin
denen mutluluk hormonunun bu gıdalarla artması yüzündendir. Stresle
artan kortizol hormonu da serotonini azaltmaktadır. İyi uyuyamayan
kişilerde de acıkma atakları olma nedeni serotonin azlığındandır.
Gıdaların doyma indeksi de önemlidir. Enerji
yoğunluğu düşük olan gıdalar daha hızla doygunluk sağlar. Patates,
elma, portakal ve makarna daha fazla doygunluk sağlar. Çikolata, fıstık
daha az tok tutar. Enerji yoğunluğu dışında tokluk derecesi gıdanın
GI’ne bağlıdır. Düşük GI’li gıdalar ince barsakta daha uzun kalır ve
açlık azalır. Yüksek GI’li gıdalar açlığı artırır çünkü kan şekerini
hızla artırır ve hızla düşürürler. Adrenalin ve kortizol gibi stres
hormonları kan şerkeri hızla düşünce artar ve iştahı artırır.
Gİ Diyeti kimler için faydalıdır?
Kilolu ve obezler,
Tip 1 Şeker hastaları
Tip 2 Şeker hastaları
Prediyabet-Gizli Şeker
Gebelik Şekeri Olanlar Diyabet,
Reaktif hipogisemisi-Kan şekeri düşük olanlar
Trigliseridi yüksek olanlar,
Metabolik sendromu olanlar,
Polikistik over sendromu olanlar,
Yağlı karaciğeri olanlar,
Sağlıklı yaşam için herkes
Gözdeki makula dejenerasyonunu önlemek için
Kanser, kalp hastalığı ve felçten korunmak için
Şeker hastalığı ve fazla kilo durumunda vücutta bir
enflamasyon (yangı) vardır. Bütün vücutta bulunan bu sessiz iltihap
damar sertliği ve kalp hastalığının en önemli nedenidir. Kanda
insülinin ve CRP denen bir proteinin artması enflamasyon olduğunu
gösterir. Gİ ve GY tip 2 Diyabet ve kronik hastalıkların ortaya
çıkmasında önemlidir. Yüksek GY ile beslenme kanda hassas CRP
düzeylerini artırır. Yani yüksek oranda hızla sindirilen ve emilen
karbonhidrat alımı vücutta enflamasyonu artırır. apılan bilimsel
çalışmalar düşük Gİli beslenme ile kanda CRP düzeylerini %50 azaldığını
göstermiştir.
41 aşırı kilolu kişi 10 hafta sukroz (masa şekeri)
veya tatlandırıcı aldıklarında CRP düzeyinde şeker alanlarda %6 artış,
tatlandırıcı kullananlarda %26 azalma bulunmuştur. Bu bulgu da GY’ün
önemini ortaya koymuştur.
Tam tahıllar incelendiğinde bunların lif ve diğer
besinler açısından çok iyi olduğunu ve düşük GI’e sahip olduğunu
göstermiştir. Tam tahıllarla beslenenlerde bu nedenle kalp-damar ve
şeker hastalığı riski daha az bulunmuştur. Tam tahıl alınınca kanda CRP
azalmaktadır. Gıdadaki lif oranı azaldıkça şeker, hipertansiyon ve
obezite artmaktadır Düşük GY ile beslenen kişilerde şu faydalar oluşur:
1.Kilo kaybı
2.Kan basıncı ve yağlarda azalma
3.İnsülin direncinde azalma
4.Kan şekerinde düşme
5.Kanda anitoksidanlarda artma
6.Sistemik enflamasyonda azalma olur
7. Daha enerjik olursunuz
8. Daha iyi konsantre olursunuz, psikolojiniz düzelir
BEYAZ ÇAY, ZAYIFLAMA VE DİYET
BEYAZ ÇAY ZAYIFLAMA DİYET
Ülkemizde bulunmayan beyaz çayın zayıflamaya
yardımcı olduğu ve yağların eritilmesinde katkıda bulunduğu yapılan
yeni çalışmalarla ortaya kondu.
BEYAZ ÇAY NEDİR?
Beyaz çay, çok genç çay yapraklarından yapılır ve az
oksitlenir. Yapraklar kurutulmadan hemen fırınlanır. En faydalı çay
beyaz çaydır. Türkiye’de beyaz çay satışı yoktur. Beyaz çayın içinde
yeşil çaydan daha fazla kateşin vardır. Beyaz çayın fiyatı yurtdışında
yeşil çaydan daha pahalıdır.
Çay bitkisinin fabrikada işlenmesindeki
değişiklikler çayın rengini ve tadını vermektedir. Çayda iki önemli
mineral vardır ki bunlar flor ve manganezdir. Çayda kateşin denen
maddeler vardır ve bunlar sağlık için çok faydalı maddelerdir.
Kateşinler birkaç çeşittir ve başlıcaları şunlardır:
epikateşin
Epikatesin 3 gallat
Epigallokateşin
Epigallokateşin 3 gallat (EGCG)
Bir bardak yeşil çay 200 mikrogram EGCG içerir.
Yapılan klinik araştırmaların bazılarında çayın
kanseri önlediği bazılarında ise böyle bir etkisinin olmadığı
saptanmıştır. Japonya’da 26311 kişide yapılan çalışmada yeşil çay
tüketimi ile mide kanseri arasında herhangi bir ilişki bulunamamıştır.
Günde 700 ml çay içenlerde kalp krizi riskinin %11 azaldığı ortaya konmuştur.
Çay içenlerde osteoporoz ve kemik kırık riski daha az bulunmuştur.
Çay içen çocuklarda diş çürüğü daha az görülmüştür
Böbrek taşı olanlar az çay içmelidirler. Çay fazla içilirse böbreklerde kalsiyum okzalat taşı gelişebilir.
Yeşil çay içenlerde metabolizma % 3-4 oranında
artmaktadır. Bu nedenle kilo vermek istiyenler yaşil ve beyaz çay
içmelidir. Yeşil ve beyaz çay içenlerde sağlıklı kiloya sahip
oldukları, uzun yaşadıkları, kalp hastalığından ve kanserden
korundukları saptanmıştır. Çayda bulunan polifenoller antioksidan
etkiye sahiptir, detoksifiye edici enzimleri uyarır, anormal hücre
büyümesini azaltır, LDL kolesterol oksidasyonunu azaltır ve ince
bağırsaklarda faydalı bakterilerin artmasını sağlar.
Siyah çay, çay bitkisinin tam oksitlenmesi ile olur. Bir bardakta 25-110 mg kafein içerir
Yeşil çay az oksitlenmiştir. Bunlar yapılırken çay yaprağı havada kurutulur ve sonra pişirilir
BEYAZ ÇAYIN FAYDALARI
1. Zayıflamaya yardımcı olur
2. Virüsleri öldürür
3. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, kanserden korur
4. Florid ten zengin olduğundan dişlerde plak ve çürük oluşmasını önler
5. Beyaz çay yeşil çaydan daha kuvvetli anti-viral ve anti-bakteriyel etkiye sahiptir.
6. Kuvvetli antioksidandır
7. Tansiyon ve kolesterolü düşürür
8. Kemiklere faydası olur. Osteoporozda faydalıdır.
9. Cildi güzelleştirir.
HİPOGLİSEMİ VARSA ÇAY İÇMEYİNİZ
Yemek sonraları kan şekeri düşmesi varsa çay içimek
(siyah, beyaz, yeşil farketmez) kan şekerini düşürür. Bu nedenle
hipoglisemi varsa içinde kafein olan çay, kahve ve kola içilmemelidir.
Bu kişiler diğer bitki çayı yani rezene, papatya, ıhlamur gibi
çaylardan içmelidir.
AŞIRI ÇAY İÇENLERDE TİAMİN VİTAMİNİ AZALIR
Aşırı çay ve kahve içenlerde tiamin’in vücuttan atılması fazladır. Bu nedenle B1 vitamini yani Tiamin azalır. Günde en fazla 3 bardak çay içilmelidir.
DEMİR EKSİKLİĞİNE BAĞLI KANSIZLIK VARSA ÇAYI YEMEKTEN BİR SAAT SONRA İÇİNİZ
Kanınızda ferritin denen demir az ise veya demir
yetmezliğine bağlı kansızlık varsa çayı yemekler arasında ve yemekten 1
saat sonra içmelidir. Çay gıdalarda bulunan demirin emilimini bozar.
KAYNAKLAR
1. http://www.vitamintr.com
2. http://www.zayiflamadr.com
KOLAY DIYET
KOLAY DIYET
Zayıflamak isteyen bir kişi için 3 hedef vardır. Bunlar:
* Kilo kaybını sağlamak
* Kilo kaybı sonrası ulaşılan kiloyu devam ettirmek
* Kilo almayı önlemek
Görüldüğü gibi ilk amaç kilo vermektir. Ancak kilolu
kişilerin çoğu bir süre sonra tekrar kilo aldığından, verilen kiloların
tekrar alınmaması da kilo vermek kadar önemlidir.
Kilo vermeyi başarabilmiş 3000 kilolu kişiye uygulanan bir ankette, bu kişilerin:
- Egzersiz yaptığı
- Daha az yediği (1400 kalori ve altında)
- Şeker ve tatlıları kestiği, az yağ ve çok sebze meyve yediği saptanmıştır.
Bu
nedenle kilo vermenin en önemli unsurları, kalorisi düşük bir beslenme,
egzersiz yapmak, tatlılardan ve şekerden uzak durmaktır.
DIYET ONCESİ NE YAPMALI?
Fazla kiloya sahip olmanın nedenleri ortaya konmadan
kilo vermek zordur. Günümüzde kilo fazlalığı hareketsizlikten ve aşırı
beslenmeden kaynaklanıyorsa da kandaki insülin hormununda oluşan artış
bu olayı hızlandıran en önemli etkendir. Yapılan araştırmalar kilolu
kişilerin çoğunda insülin hormunun iyi çalışmadığını ve bu nedenle
tatlı atakları veya açlık ataklarının ortaya çıktığını ve bunun da kilo
artışını artırdığı ve kilo vermeyi engellediğini ortaya koymuştur.
İkinci sıklıkla görülen hormon bozukluğu ise tiroid hormon
yetmezliğidir. Bu nedenle diyet öncesi bir ENDOKRİN uzmanına başvurmak
gerekir.
KOLAY DİYET NEDİR?
Bir diyet her zaman yapılabilir olmalı ve kilo
verdirmelidir. Bugüne kadar araştırılan diyetler içinde en sağlısının
ve etkili olanın Glisemik indeks diyeti olduğu ortaya konmuştur.
Glisemik indeks diyetini detaylı öğrenmek için Prof
Dr Metin Özata 'nın yazmış olduğu Gİ DİYETİ kitabını okuyunuz (Erko
yayıncılık).
KOLAY DİYET NASIL YAPILIR?
Zayıflamak isteyen kişilerin glisemik indeksi düşük
gıdalarla beslenmesi gerekir. Glisemik indeksi (şeker yükü) yüksek olan
gıdalar yani rafine edilmiş şekerler, nişastalı yiyecekler, baklava,
börek, reçel ve patatesin çok az yenmesi gerekir. Kişilerin her gıdanın
glisemik indeksini ayrı ayrı bilmesi çok zor ise de, zayıflamak isteyen
bir kişinin bazı gıdaların bu özelliğini bilmesi gerekir. Her türden
şeker, bal, reçel, muhallebi ve keşkül gibi sütlü tatlılar, baklava ve
kadayıf gibi irmikli ve unlu tatlılar, meşrubatlar, çikolata, bazı
meyve suları, meyve kompostoları, bira, tatlı kekler, kurabiyeler,
bisküviler ve tatlı pudingler fazla miktarda basit karbonhidrat (şeker)
içerirler ve glisemik indeksleri (şeker yükü) yüksektir. Bu tür
şekerlerden uzak durulmalı, beyaz ekmek, beyaz pirinç ve patates gibi
şeker yükü fazla olan gıdalar az tüketilmelidir. Tüketilmesi önerilen
düşük şeker yüklü gıdalar ise, yulaf, kuru baklagiller, kepek ekmeği ve
tam buğday ekmeğidir.
KOLAY DİYET İÇİN 3 ADIM
- Akılcı karbonhidrat seçimi yapmak, yani yüksek Gİ yerine düşük Gİ’li karbonhidratları yemek
- Gıdaların yaklaşık olarak Gİ değerlerini öğrenmek
- Günlük
karbonhidrat miktarını ölçülü almak ve düşük Gİ’li de olsa fazla
karbonhidrat almamak. Yani her öğünde asla fazla kalori almamak.
Bir
diyetin başarılı olması onun devam ettirilebilir olmasına bağlıdır. Bir
süre uygulanıp sonra devam ettirilemeyen diyet veya beslenmenin anlamı
yoktur. Herkesin vücudu, bağırsakları, gıdaları parçalayan enzimleri
aynı olduğuna göre gıda seçimi büyük önem taşımaktadır.
Kilo vermede en önemli konu iştah kontrolüdür. İştah
kontrolü için barsakta sindirimi uzun süren ve bu nedenle kan şekerini
hızla artırmayan düşük GI’li gıdaların seçilmesi önem taşımaktadır.
GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi Gİ
hesaplamak, elde tablolar ona göre beslenmek demek değildir. Önemli
olan kaliteli karbonhidrat yemektir.
Gıda Seçimi veya Beslenme Nasıl Olmalı?
Beslenmede en önemli ilke 3 ana öğün 3 ara öğün
yemektir. Yani kahvaltı, saat 10.30’da ara öğün, öğle yemeği, ikindi
ara öğün, akşam yemeği, gece saat 22.00 de ara öğün almalıdır.
Günlük beslenmenizde yüksek GI’li gıdalar yerine
düşük GI’li gıdalar yemek pratik noktadır. Örneğin sabah kahvaltıda
beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, tereyağı veya reçel yerine
yoğurt, meyve yenebilir. Yediğimiz gıdalar protein, karbonhidrat ve yağ
içerir. Et ve yumurtada protein çoktur. Ekmekte ise karbonhidrat
çoktur. Tereyağı ise yağdan oluşur. Önemli olan çeşitli gıdalardan
farklı ölçülerde yemektir. Her gıdanın GI’ini ölçmek imkansızdır.
Örneğin et, balık, tavuk, badem, tereyağı, sebzelerin GI’i ihmal
edebilir. GI’i yüksek olan gıdalardan az yemek kuralımızdır. Ancak
düşük GI’li sosis yememek lazımdır. Bunda doymuş yağlar çoktur. Yani
amacımız sadece düşük GI’li gıda yemek değildir. Yüksek ve düşük GI’li
gıdalar karışık yenirse GI ‘i orta derecede olur. Eğer yemeğinizde
yüksek GI’li gıda varsa düşük GI’li gıda ilave edebilirsiniz.
Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam
buğday ekmeği, veya üzerine az reçel sürüp yiyebilirsiniz. Bembeyaz
ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin.
Kahvaltı gevreği yerine müsli yiyin. Kek veya pasta yerine yoğurt
yiyin. Beyaz patates yerine tatlı patates yiyin.Cips yerine tane üzüm
veya çilek yiyin. Kruvasan yerine yağsız sütten yapılmış kapuçino için.
Kraker yerine dilimlenmiş havuç, biber yiyin. Şeker yerine kuru üzüm,
kuru kayısı, kuru meyeri yükselmez hem başka faydalar sağlanır.
Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve
mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar
ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha
iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Günde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir.
Kilo vermek için önemli beslenme önerileri:
1.Sebze ve meyve yemeğe fazla önem verin
2. Yağ miktarını azaltın.
3. Porsiyonları küçültün
3. Her yemekte en azından bir düşük GI’li gıda yiyin.
4. Öğün atlamayın, 3 ana öğün 3 ara öğün şeklinde beslenin
5. Yemek sonrası tatlı yerine meyve yiyin
6.Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği yiyin
7.Trigliserit yüksek değilse düzenli olarak ceviz, badem veya fındık yiyin
8. Kırmızı eti az beyaz eti çok yiyin
9. Süt ürünlerini yağsız olarak yiyin
10.Yağ olarak sadece zeytinyağı yiyiniz
Öğünlerin Zamanı
Bu beslenme şeklinde 3 ana öğün ve 3 ara öğün
vardır. Kahvaltı genellikle kalktıktan bir saat sonra yaklaşık saat
7.00 civarı olmalıdır. İlk ara öğün saat 10.30’da olmalı, öğle yemeği
saat 12.00-1300 arası olmalıdır. İkinci ara öğün saat 15.30-16.00
civarında olmalı, akşam yemeği saat 19.00 civarında olmalıdır. Son ara
öğün ise gece saat 22.30 civarında olmalıdır.
Kahvaltı:
Kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Kahvaltı yapan
kişiler gün içinde daha enerjik olurlar ve daha az atıştırma yaparlar
ve daha iyi kilo verirler. Bu kişilerin daha mutlu, işlerinde başarılı
olduğu saptanmıştır. Kahvaltı yapmayan kişiler yorgun, enerjisi azalmış
ve vücutlarında su miktarı daha az olarak yaşarlar. Sabah kahvaltı
yapacak zaman yok diyerek kahvaltı yapmayanlar yolda yiyebilecekleri
sağlıklı kahvaltı paketleri kendilerine hazırlayabilirler. Örneğin
kepekli ekmekten yapılmış sandviç ekmeği içine yağsız peynir, marul,
biber, domates ve salatalık konarak bir sandviç hazırlanabilir.
Kahvaltıda şekeri gıdalar yemek sizin çabuk
acıkmanıza neden olur. Kahvaltıda meyve veya meyve suyu, yağsız süt
veya yoğurt yenmeli, ekmek olarak tam buğday ekmeği yenmelidir.
Kahvaltıda taze meyve veya meyve suları yenerek başlanabilir.
Meyve ve yoğurt ile doymazsanız tam buğday ekmeği kahvaltıda yenebilir. Kahvaltıda çorba içmek de faydalıdır.
Öğle ve Akşam Yemekleri (Tabak modeli)
Bir öğünde yiyeceğiniz yemeklerin hepsini bir tabak
üzerinde olacağını düşünelim. Bu tabağın yarısını sebze ve meyve
doldurmalı, protein (et veya kuru baklagil) tabağın ¼’nü doldurmalı ve
geri kalan ¼’ü karbonhidrat olmalıdır. Yani her öğünde protein (et
türü), karbonhidrat, ve meyve-sebze olmalıdır. Öğünlerde et yemekle
karbonhidrat miktarı azalır ve tüm yemeğin Gİ’i düşer.
Öğle yemeği günün en iyi yemeği olmalıdır. Düşük
Gİ’li karbonhidratlar seçilmelidir. Öğleyin tam buğday ekmeği, kuru
baklagil, balık, yağsız et, tavuk, fazla miktarda salata ve arkasından
meyve yenmelidir.
Akşamları yemek hafif olmalı, sebze, et ve yoğurt yenmelidir. Tatlı yerine dondurma veya meyve yenmelidir.
Ara Öğünler:
Ara öğünlerde aşağıdakilerden birini seçiniz.
1.Bir portakal veya bir elma veya bir armut
2.Yağsız yoğurt
3.Bir bardak süt
4. 5-6 Kuru kayısı
5.Bir avuç kuru üzüm
7.Bir külah dondurma
8. Bir avuç badem
Nadiren Yenecekler gıdalar şunlardır:
1.Yüksek GI’li gıdalar (hamur işleri, pasta, kek, kurabiye)
2. Yağda kızarmış, kavrulmuş veya sos ilave edilmiş yiyecekler
3. Tüm yağlı gıdalar ( kaymak, krema, mayonez, margarin)
4. İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar
5.Hazır meyve suları, bunların yerine meyve yiyiniz
6.Tatlandırıcılar, bunlar iştahı artırabilir
7.Kahve ve kafein
8.Alkol azaltın, haftada bire indirin
9.Gazoz, kola içmeyin yerine su içiniz.
Öğleyin Kuvvetli, Akşam Hafif Yiyin
Metabolizma sabahları daha hızlı iken akşamları
yavaşlar. Bu nedenle akşam yemeklerinin hafif olması, sabah ve öğle
yemeklerinin biraz daha ağırlıklı olması kilo verme açısından çok
önemlidir. Oysa ülkemizde genellikle, öğle yemekleri bir sandviç veya
döner ile geçiştirilmekte ve metabolizmanın zayıfladığı saatlerde, yani
akşamları daha fazla yemek yenmekte ve bu durum kilo alınmasına neden
olmaktadır. Zayıflamak istiyorsanız bu beslenme şeklini tersine
çevirmeniz gerekir. Öğlen iyi yemeli akşamları ise az yemelidir.
Akşamları saat 19.00’dan sonra da yemek yenmemelidir. Geceleri yemekten
sonra çok acıkırsanız bir kase yoğurt içine elma dilimleri koyup
yiyiniz, veya 4-5 tane badem veya ceviz yiyiniz. Bunlar açlığınızı
giderecektir.
Yağ ve Protein Ne Kadar ve Nasıl Yenmeli?
Yağ ve proteinin glisemik indeks değeri yok kabul
edilebilir. Ancak yüksek yağlı ve yüksek proteinli diyetler insülin
direncini artırırlar. Bu nedenle de yenen karbonhidratlar kan şekerini
bu tür beslenen kişilerde daha fazla yükseltir. Yağ olarak zeytinyağı
yenmeli, tereyağı veya donmuş yağlar yenmemelidir. Proteini fazla
artırmak da damar sertliği yapar. Günlük diyette yeteri kadar protein
olmalıdır. Bunun miktarı avucunuz kadar et parçası yemek şeklinde
kabaca özetlenebilir. Protein bağırsaklardan gıdaların emilimini
azaltır ve daha fazla tok tutar. Salataların içine de proteinli gıdalar
konmalıdır. Protein denince yağsız süt ürünleri, yağsız tavuk-hindi
eti, deniz ürünleri, yumurta beyazı, bezelye, kuru fasulye, nohut
anlaşılmalıdır.
Günlük 65-70 gram proteine ihtiyacımız vardır.
800-1200 kalorilik bir diyette günlük protein alımı ideal vücut
ağırlığının her kilosu için en azından 1 gram olmalıdır. 1200 kalorinin
üzerindeki diyetlerde ise bu miktar ağırlığın her kilosu için 0.8 gram
olmalıdır. Proteinli gıdalar kişiyi daha fazla tok tutar ve mide
boşalmasını geciktirir. Bu nedenle zayıflarken ızgara veya haşlama
beyaz et yemeği ihmal etmemek gerekir. Bu et yemeklerinin yanına
patates püresi yerine bezelye, kuru fasulye (3-4 kaşık) ilave etmek ve
bol salata yemek faydalı olur.
EGZERSİZ MUTLAKA YAPIN
Hergün yarım saat mutlaka yürüyün. Veya yüzme, plates gibi sporlar yapın
TATLI KRIZI DIYETI
TATLI KRIZI DİYETİ
Tatlı krizi veya tatlı yeme isteğiniz var,
yemeklerden sonra uyku basıyorsa, halsizlik, yorgunluk,çabuk
sinirlenme, bazen terleme var ve sürekli kilo alıyorsanız ve diyet
yaptığınız halde kilo veremiyorsanız sizde şeker düşüklüğü veya Gizli
Şeker olabilir. Bu durumda hemen bir ENDOKRİN UZMANINA başvurunuz.
Gün içinde acıkma atakları oluyor ve şekerli
gıdalara saldırıyorsanız; öğleden sonraları baş ağrısı varsa; uykudan
birkaç saat sonra gece yarısı uyanıyor ve zor uyuyabiliyorsanız; kötü
rüyalar görüyor ve devamlı bir yorgunluk varsa; öğleden sonra canınız
şeker veya kahve içmeyi çok istiyorsa; baş dönmeleri varsa; yemek
yiyinceye kadar halsizlik ve yemek gecikince kendinizi bitkin
hissediyorsanız; halsizliğiniz yemek yiyince düzeliyorsa; yemek
gecikince ellerde titreme ve çarpıntı oluyorsa; çok duygusalsanız,
çabuk sinirleniyor ve kontrolünüzü kaybediyorsanız; yemek önceleri çok
huzursuzsanız; yemeklerden sonra uyku basıyor ve gün boyu
uyukluyorsanız, bu belirtiler kahvaltı öncesi de oluyorsa, kan
şekerinizde düşüklük olabilir. Bunun başlıca nedeni de dengesiz
beslenme, fazla karbonhidratlı, nişastalı gıdalar ve şeker yeme, stres
ve aşırı kafein alımı (kahve, çay, kola) veya ailenizde şeker hastalığı
olmasıdır.
Kilolu kişilerde hipoglisemi atakları daha fazla
görülürse de, normal kilolu ancak egzersiz yapmayan ve depresyon
yaşayan kişilerde de kan şekeri düşüklüğü olabilir. Bu kişilerin bir
kısmı psikolog ve psikiyatrlarda depresyon tedavisi görürler. Kan
şekerinde düşme, genellikle sabah saat 11.00 ve öğleden sonra saat
16.00 civarında daha sık olur. Bu hastalar bu saatlerde biraz daha
yorgun olurlar, hafif baş ağrısı, depresyon ve derin bir açlık
hissederler. Bu nedenle de, bu saatlerde çikolata, kek, pasta, kurabiye
yer veya kola içerler. Bu gıdaları alan kişinin şikayetlerinde hafif
bir düzelme olur. Sabah saat 11.00’de oluşan kan şeker düşüklüğünün
nedeni sabah kahvaltıda yenen şekerli ve nişastalı gıdalardır. Öğle
yemeğinde yenen tatlı ve nişastalı gıdalar da öğleden sonra, saat
16.00’da kan şekeri düşmesine neden olur. Buna karşılık sabah ve
öğleyin proteinli gıda alanların kan şekerinde pek düşme olmaz. Kan
şekeri düşünce yenen şekerli gıdalar 30-60 dakika süreyle bir rahatlık
sağlar, ama daha sonra kan şekeri tekrar düşer. Sonunda bu kişiler gün
içinde kan şekerinde yükselme ve düşmeler yaşar ve bol miktarda şeker,
çikolata ve buna benzer şekerli gıdalar tüketirler. Bu kişiler sabah
kalktıklarında huzursuzdurlar, kavga etmeye ve tartışmaya
eğilimlidirler. Bir şeyler yedikten sonra rahatlarlar
Bazı kilolu kişiler ise diyete başladıktan sonra,
baş dönmesi ve açlık atakları ortaya çıktığı için diyeti bırakırlar.
Bunun nedeni kan şekerinin düşmesidir. Kan şekerinin düşmesini önlemek
için, tam tahıl ürünleri (tam buğday ekmeği, çavdar gibi), sebze ve
meyve yemelidir. Bu kişiler diyet yaparken üç ana öğün üç ara öğün
yemek yemelidirler.
Hipoglisemi-şeker düşmesi ataklarının olması stres
hormonlarını yani adrenalini artırır ve anksiyete, panik atak ve
depresyon gibi psikoloji sıkıntılar ortaya çıkar.
Kısaca özetlersek, kan şekeri düşmelerine tıp dilinde hipoglisemi denir ve bu kişilerde şu belirtiler ortaya çıkar:
·Halsizlik, bitkinlik
·Psikolojik durumda değişiklik
·Sinirlilik
·Baş ağrısı
·Ellerde titreme
·Bulantı
·Görmede bulanıklık veya çift görme
·Soğuk terleme
·Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme
·El ve ayakta çözülme, iç titremesi ve kas ağrıları
·Baş dönmesi
·Soluk ve terli bir görünüm
·Ani başlayan bir yorgunluk hissi
·Şiddetli yorgunluk
·İç ezilmesi ve yeme isteği
·İsteksizlik
·Anksiyete, depresyon ve kontrolü kaybetme
·Allerjiler (astım, saman nezlesi ve ciltte alerjik bulgu eğilimi)
·Bazı şeylerden korkma (fobi)
·Uykusuzluk
·Şekerli gıdalara saldırma
·Unutkanlık
·Sebepsiz yere ağlama
·Şiddetli kan şekeri düşmelerinde bayılma ve koma
Geceleri uykuda kan şekeri düşüyorsa şu belirtiler görülebilir:
·Huzursuz bir şekilde uyanmak
·Pijama, gecelik ve yastık kılıflarının terden ıslanması
·Hızlı kalp çarpıntısı ile uyanma
·Huzursuzluk ve uykuya dalamama
·Sabah baş ağrısı ile uyanma
·Unutkanlık
·Üşüme ve ellerde soğukluk
·Bazen karın ağrısı ve kilo alamama da olabilir
·Sersem bir şekilde uyanma veya sabah uyanmada zorluk
TATLI KRIZI DIYETI
Prof Dr Metin Özata'nın hazırlamış olduğu Glisemik
İndeks (Gİ) DİYETİ kitabını okuyunuz ve buna uygun besleniniz. Ancak
bundan önce hormonlarınızın değerlendirilmesi için bir ENDOKRİN
UZMANINA mutlaka başvurunuz.
Gİ diyetinin uygulanmasında 3 önemli adım vardır:
- Akılcı karbonhidrat seçimi yapmak, yani yüksek Gİ yerine düşük Gİ’li karbonhidratları yemek
- Gıdaların yaklaşık olarak Gİ değerlerini öğrenmek
- Günlük
karbonhidrat miktarını ölçülü almak ve düşük Gİ’li de olsa fazla
karbonhidrat almamak. Yani her öğünde asla fazla kalori almamak.
Bir
diyetin başarılı olması onun devam ettirilebilir olmasına bağlıdır. Bir
süre uygulanıp sonra devam ettirilemeyen diyet veya beslenmenin anlamı
yoktur. Herkesin vücudu, bağırsakları, gıdaları parçalayan enzimleri
aynı olduğuna göre gıda seçimi büyük önem taşımaktadır.
Kilo vermede en önemli konu iştah kontrolüdür. İştah
kontrolü için barsakta sindirimi uzun süren ve bu nedenle kan şekerini
hızla artırmayan düşük GI’li gıdaların seçilmesi önem taşımaktadır.
GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi Gİ
hesaplamak, elde tablolar ona göre beslenmek demek değildir. Önemli
olan kaliteli karbonhidrat yemektir.
Gıda Seçimi veya Beslenme Nasıl Olmalı?
Beslenmede en önemli ilke 3 ana öğün 3 ara öğün
yemektir. Yani kahvaltı, saat 10.30’da ara öğün, öğle yemeği, ikindi
ara öğün, akşam yemeği, gece saat 22.00 de ara öğün almalıdır.
Günlük beslenmenizde yüksek GI’li gıdalar yerine
düşük GI’li gıdalar yemek pratik noktadır. Örneğin sabah kahvaltıda
beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, tereyağı veya reçel yerine
yoğurt, meyve yenebilir. Yediğimiz gıdalar protein, karbonhidrat ve yağ
içerir. Et ve yumurtada protein çoktur. Ekmekte ise karbonhidrat
çoktur. Tereyağı ise yağdan oluşur. Önemli olan çeşitli gıdalardan
farklı ölçülerde yemektir. Her gıdanın GI’ini ölçmek imkansızdır.
Örneğin et, balık, tavuk, badem, tereyağı, sebzelerin GI’i ihmal
edebilir. GI’i yüksek olan gıdalardan az yemek kuralımızdır. Ancak
düşük GI’li sosis yememek lazımdır. Bunda doymuş yağlar çoktur. Yani
amacımız sadece düşük GI’li gıda yemek değildir. Yüksek ve düşük GI’li
gıdalar karışık yenirse GI ‘i orta derecede olur. Eğer yemeğinizde
yüksek GI’li gıda varsa düşük GI’li gıda ilave edebilirsiniz.
Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam
buğday ekmeği, veya üzerine az reçel sürüp yiyebilirsiniz. Bembeyaz
ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin.
Kahvaltı gevreği yerine müsli yiyin. Kek veya pasta yerine yoğurt
yiyin. Beyaz patates yerine tatlı patates yiyin.Cips yerine tane üzüm
veya çilek yiyin. Kruvasan yerine yağsız sütten yapılmış kapuçino için.
Kraker yerine dilimlenmiş havuç, biber yiyin. Şeker yerine kuru üzüm,
kuru kayısı, kuru meyeri yükselmez hem başka faydalar sağlanır.
Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve
mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar
ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha
iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Günde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir.
Kilo vermek için önemli beslenme önerileri:
1.Sebze ve meyve yemeğe fazla önem verin
2. Yağ miktarını azaltın.
3. Porsiyonları küçültün
3. Her yemekte en azından bir düşük GI’li gıda yiyin.
4. Öğün atlamayın, 3 ana öğün 3 ara öğün şeklinde beslenin
5. Yemek sonrası tatlı yerine meyve yiyin
6.Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği yiyin
7.Trigliserit yüksek değilse düzenli olarak ceviz, badem veya fındık yiyin
8. Kırmızı eti az beyaz eti çok yiyin
9. Süt ürünlerini yağsız olarak yiyin
10.Yağ olarak sadece zeytinyağı yiyiniz
ZAYIFLAMA VE DİYET
ZAYIFLAMA VE DİYET
Zayıflamak isteyen bir kişi için 3 hedef vardır. Bunlar:
* Kilo kaybını sağlamak
* Kilo kaybı sonrası ulaşılan kiloyu devam ettirmek
* Kilo almayı önlemek
Görüldüğü gibi ilk amaç kilo vermektir. Ancak kilolu
kişilerin çoğu bir süre sonra tekrar kilo aldığından, verilen kiloların
tekrar alınmaması da kilo vermek kadar önemlidir.
Kilo vermeyi başarabilmiş 3000 kilolu kişiye uygulanan bir ankette, bu kişilerin:
- Egzersiz yaptığı
- Daha az yediği (1400 kalori ve altında)
- Şeker
ve tatlıları kestiği, az yağ ve çok sebze meyve yediği saptanmıştır. O
halde kilo vermenin en önemli unsurları, kalorisi düşük bir beslenme,
egzersiz yapmak, tatlılardan ve şekerden uzak durmaktır.
İstekli Olmanın Önemi
Kilo vermeye istekli olmak ve kilo vermenin
faydalarını bilmek zayıflamanın ilk kuralıdır. Zayıflamak isteyen
kişinin yeme davranışını değiştirmesi, hareketli bir yaşam sürdürmesi
gerektiğine ve egzersiz yapmanın faydalarına inanması gerekir. Diğer
bir deyimle, kilolu bir kişi kilo vermeye beyin olarak hazır ve
başarmak için kesin kararlı olmalıdır. Kilo verme programını takip
edemeyecek kişiler ise hiç değilse daha fazla kilo almamaya yönelik
önlemleri benimsemelidir.
Ne Kadar Kilo Vermeli?
Zayıflama eyleminin başlangıçtaki hedefi, 6-12 aylık
bir zaman içinde, vücut ağırlığının %10-15’i oranında kilo vermektir
(yaklaşık 5-10 kg). Diyette uygulayacağımız 500-1000 kilokalorilik bir
eksik bize haftada 0.5-1.0 kg verdirir. Bu durumda hedefimiz, haftada 1
kg, ayda 4 kg vermek olmalıdır. Daha sonraki hedef ise, bu kiloyu
korumak ve tekrar kilo almamaktır.
Zayıflayan kişilerin çoğu, kısa sürede %10 kilo
kaybı sağlarlar, ancak bunların 2/3’ü bir yıl içinde ve neredeyse
tamamı 5 yıl içinde, tekrar kilo alırlar. Bunun nedeni beslenme
alışkanlığını ve yaşam tarzı değişikliğini bırakmalarıdır. Bu nedenle
diyet (Gİ tipi beslenme) ve egzersiz, yaşam biçimi haline getirilerek
ömür boyu sürmelidir.
Kilo Vermenin Faydaları
Fazla kilolu bir kişinin kilo vermesi onun ömrünü uzatır ve hastalıklara yakalanma riskini büyük ölçüde azaltır.
10 kg’lık kilo kaybıyla ölüm riski %20’den fazla azalmaktadır. Yine 10 Kg’lık bir zayıflama büyük tansiyonda 1 cmHg,
diastolik
yani küçük tansiyonda 2 cmHg’lık azalma olmaktadır. Verilen her 1 kg
ile büyük ve küçük tansiyonda 0.1 mmHg azalma olmaktadır. Şeker
hastalığı varsa 10 Kg zayıflayınca açlık kan şekerinde %50 oranında
azalma olmaktadır.
1 kg zayıflamakla kandaki toplam
kolesterol düzeyinde 2.28 mg/dl,
LDL-kolesterol denen kötü kolesterolde 0.91 mg/dl ve
trigliserid denen bir başka yağ türünde 1.54 mg/dl düşme olmaktadır.
Kilo verildiğinde, kan dolaşımındaki, kalp hastalığına neden olan
C-reaktif protein (CRP)
adı verilen iltihap yapıcı proteinler ile kan pıhtılaşmasını artırarak
kalp krizine neden olan proteinlerde de ciddi azalmalar olur.
Görüldüğü gibi kilo vermek yaşamı uzatmakta,
tansiyonu düzeltmekte, yüksek olan kan yağlarını ve şekerini
düşürmektedir. O halde zayıflamanın bu faydalarından yararlanmak için
sağlıklı beslenme ve spor ile fazla kiloları vermek için uğraşmalıyız.
Hızlı Kilo Vermek İyi Değil
Hızlı kilo verenlerde, safra kesesinde taş oluşum
riski artabilir ve kandaki ürik asit düzeylerinde yükselme olabilir. Bu
nedenle kan ürik asit düzeyleri ölçülmeli ve safra kesesi
ultrasonu
yapılmalıdır. Aratan ürik asit düzeyinin böbrek taşı yapmasını
engellemek için kilo verirken günde en az 2 litre su içilmelidir.
Bayanlarda hızlı kilo verme adet bozukluğu ve hatta
adetlerin kesilmesine neden olabilir. Bu nedenle yavaş olarak kilo
vermek daha faydalıdır.
Kısa zamanda fazla kilo verenlerde saç dökülmesi,
halsizlik ve bitkinlik de görülebilir. Kandaki potasyum ve sodyum
düzeylerinde oluşacak değişiklikler kalp atım bozukluklarına neden
olabilmektedir.
Kilo Alıp Vermeler Zararlı mıdır?
Diyet veya egzersizle kilo verdikten sonra, zaman
içinde daha fazla kilo alma durumu ortaya çıkabilir. Bunun vücuda
zararlı olduğunu belirten bilimsel çalışmalar olduğu gibi, zararlı
olmadığını gösteren araştırmalar da vardır. Bununla birlikte devamlı
olarak aşırı kilo alıp vermeler vücuttaki bazı hormonların,
minerallerin ve hatta kalp ritmini etkileyerek zararlı olabilmektedir.
Bu nedenle aşırı kilo alıp vermelerden kaçınmak gerekir. İdeal olanı
kilo verdikten sonra zorda olsa o kiloda kalmayı başarabilmektir. Bunun
için de sağlıklı beslenme ve spor yapmayı yaşantımızın bir parçası
haline getirmek veya alışkanlık haline getirmek gerekir.
DİYET
Az ve Sık Yemeye Başlayın
Bir kişinin yemek yeme sıklığı, nerede yemek yediği,
yemeğin miktarı, yemek yerken ruhsal durumunun nasıl olduğu ve yaptığı
hareketler kilo verme açısından önemlidir.
Yeme öncesi ve sonrası nasıl bir psikolojik durum kazanıldığı da büyük önem taşır.
Fazla kilolu kişilerin üzüntü veya kızgınlık gibi
durumlarda aşırı yemek yediği bilinmektedir. Bu öğrenilmiş bir
davranıştır ve amaç negatif durumu yani üzüntü ve sıkıntıyı
düzeltmektir. Sevinçli ve neşeliyken ise durum bunun tam tersidir.
Üzülüp sıkıldığında aşırı atıştıran veya
tıkanırcasına yemek yeme nöbetleri yaşayan kişilerin, psikolojik destek
alıp tedavi olması gerekir. Bu kişilerin yeme alışkanlıklarını
değiştirmesi de çok önemlidir.
Tekrarlayan aşırı miktarda yemek yeme nöbetleri kilo
alımını artırır. Fazla kiloluların %30’u bu şekilde davranır ve bunun
kontrol edilmesi tedavinin başlangıcını oluşturur.
Yeme alışkanlıklarını değiştirmek için aşağıda sıralanan önlemler faydalıdır:
Günde üç defa ana öğün 3 defa da ara öğün yemek;
aynı saatlerde yemek yemek; evde aynı yerde oturarak yemek yemek; yenen
yiyeceğe konsantre olmak; yemek yerken gazete okumamak ve televizyon
seyretmemek; porsiyonların ve tabakların ufak olması; az miktarda yemek
pişirmek; her lokmadan sonra çatalın veya kaşığın masaya bırakılması,
yani yemeği yavaş yemek, iki lokma arasında su içmek ve yiyecek
alışverişine aç karnına değil yemekten sonra gitmek, acıkınca tatlı
yerine meyve yemek
Yaşam tarzı değişikliklerinden en önemlisi beslenme
şeklini değiştirmektir. Gıdaların seçimine dikkat etmek, düşük glisemik
indeksli gıdalarla beslenmek önem taşır. Hergün çikolata yiyorsanız bu
alışkanlıktan kurtulmak, kola içiyorsanız onun yerine su içmek gerekir.
Eğer bu tür davranış değişiklikleri yapmazsanız sadece az yemekle belki
kısa bir süre zayıflarsınız ancak sonra tekrar kilo alırsınız.
Davranış değişikliklerinden en önemlisi hareketli
olmaya çalışmaktır. Çalıştığınız yerde akşama kadar masa başında
oturmak yerine saat başı beş-on dakika ayağa kalkıp dolaşmak, öğle
arası biraz yürümek veya akşam mümkünse biraz yürümek faydalıdır.
Hareketi artırdıkça zayıflamaya başladığınızı göreceksiniz. Akşam eve
gelince televiyon başına oturup yatıncaya kadar bir şeyler yemek yine
kilo alınmasının en önemli nedenidir.
Bol Su İçiniz
Ülkemizdeki en önemli sorunlardan birisi su içme
alışkanlığı olmamasıdır. Sağlıklı bir yaşam için günde en az 2-2.5
litre su içmek gerekir. Yeterli ve bol su içen kişilerde fazla
kiloluluk daha az görüldüğü gibi çeşitli hastalıklara daha az
yakalandıkları ve yaşlanmanın geciktiği ortaya konmuştur. Günde en az 8
bardak su içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Az su içtiğinizde
idrarın rengi koyulaşır. İdrar rengine bakarsa da az su içip
içmediğimizi anlayabilirsiniz. Koyu sarı idrar varsa az su içiyorsunuz
demektir. Normalde idrar beyaz veya açık sarı renkte olur. Bu nedenle
idrar rengi açık oluncaya kadar su içiniz.
Gıdasız yaşamamızı sürdürebildiğimiz halde, suzuz
birkaç günden fazla yaşayamayız. İçilen su gıdaların emilimini ve
hazmını kolaylaştırdığı gibi dolaşıma faydalı olur, vücut sıcaklığını
kontrol eder, eklemlerin kayganlığını sağlar, cildin daha sağlıklı
olmasını sağlar ve vücuttan zararlı maddelerin atılımını sağlar.
Hergün idrar ve terle kaybettiğimiz suyun alınması gerekir. Vücut susuz kalınca biz bunu susayarak anlarız.
Vücudumuzda %1-2 oranında su kaybı olunca susamaya
başlarız ve su içeriz. Dışarısı sıcak olunca veya egzersiz yapınca su
ihtiyacı artar.
Yaşlandıkça susuzluk veya susama mekanizması daha az
çalışır. Bu nedenle yaşlılar suyu düzenli içmelidir ve idrarlarının
açık renkte olduğuna dikkat etmelidir.
Gİ BESLENMESİ
Zayıflamak isteyen kişilerin glisemik indeksi düşük
gıdalarla beslenmesi gerekir. Glisemik indeksi (şeker yükü) yüksek olan
gıdalar yani rafine edilmiş şekerler, nişastalı yiyecekler, baklava,
börek, reçel ve patatesin çok az yenmesi gerekir. Kişilerin her gıdanın
glisemik indeksini ayrı ayrı bilmesi çok zor ise de, zayıflamak isteyen
bir kişinin bazı gıdaların bu özelliğini bilmesi gerekir. Her türden
şeker, bal, reçel, muhallebi ve keşkül gibi sütlü tatlılar, baklava ve
kadayıf gibi irmikli ve unlu tatlılar, meşrubatlar, çikolata, bazı
meyve suları, meyve kompostoları, bira, tatlı kekler, kurabiyeler,
bisküviler ve tatlı pudingler fazla miktarda basit karbonhidrat (şeker)
içerirler ve glisemik indeksleri (şeker yükü) yüksektir. Bu tür
şekerlerden uzak durulmalı, beyaz ekmek, beyaz pirinç ve patates gibi
şeker yükü fazla olan gıdalar az tüketilmelidir. Tüketilmesi önerilen
düşük şeker yüklü gıdalar ise, yulaf, kuru baklagiller, kepek ekmeği ve
tam buğday ekmeğidir.
TIRNAK KIRILMASI, TIRNAK SOYULMASI VE TİROİD (GUATR)
TIRNAK KIRILMASI, TIRNAK SOYULMASI VE TİROİD (GUATR)
Tırnak kırılması ve tırnak soyulması bazı vitamin ve mineral eksikliğinde olabilidiği gibi guatr hastalığında da olabilir.
Tiroid yetmezliği yani tıbbi adıyla Hipotiroidi
varsa Tırnaklar kalın ve kırılgandır. Tırnaklar üzerinde yarıklar
vardır ve yavaş büyür.
Tiroid fazla çalışırsa yani zehirli guatr varsa
Tırnaklar yumuşaktır ve kırılabilir. Tırnaklarda çekilme özellikle 4.
ve 5. parmak tırnaklarında görülür.
Görüldüğü gibi tiroid hormonları tırnaklar üzerinde
çok etkilidir ve Tırnak sorunları varsa mutlaka tiroid hormonlarını
yani TSH T3 ve T4 hormonlarını ölçtürmek ve bir ENDOKRİN UZMANINA
başvurmak gerekir.
TİROİD YETMEZLİĞİ NEDİR?
Tiroid bezinin az çalışmasına ve bu nedenle tiroid
hormonlarını az üretmesine ve sonuçta kanımızda tiroid hormonlarının
(T3 ve T4) düşük olması durumuna tiroid yetmezliği veya tıp dilinde hipotiroidi
denir. Tiroid hormon yetersizliği sonucu vücudumuzun tüm metabolik
olaylarında yaygın yavaşlama vardır ve bu nedenle vücudun dengesi alt
üst olur. Vücuttaki bu bozuklukların yanı sıra ruhsal çöküntü,
unutkanlık, hareketlerde yavaşlama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik
döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeklerde zeka geriliğine
neden olabilmektedir.
Tiroid bezi yetmezliğinin en sık nedeni Hashimoto Hastalığı
geçirmektir. Hashimoto hastalarının hemen tamamında hipotiroidi kalıcı
olarak yerleşir. Bu hastalıkta tiroid bezi, nedeni bilinmeyen bir
şekilde küçülür ve hormon yapacak hücreler azalır; sonuçta tiroid
hormonu az yapıldığından tiroid yetmezliği ortaya çıkar.
tiroid bezi yetmezliği kolay yorulma, üşüme ve kilo
alma yapar. Metabolizmanın yavaşlaması sonucu vücut ısısı azalır ve
hastalar soğuğu sevmez ve sıklıkla üşümekten şikayet ederler.
Metabolizma hızı azaldığından iştahta ve gıda alımında azalma oluşur.
Vücut ağırlığı yaklaşık % 10 oranında artar ve
genellikle bazal metabolizmanın azalmasına, vücut yağının artmasına, ve
su ve tuz birikmesine bağlıdır.
Göz etrafındaki şişlik glikozaminoglikan denen maddelerin dokularda birikmesi nedeniyle oluşur.
Cildin soğuk olması ise damarların kasılması ve az kan gitmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
Teşhis için kanda tiroid hormonları ölçülür ve tedavisini ENDOKRİN UZMANI yapar.
2. HİPERTİROİDİ YANİ ZEHİRLİ GUATR NEDİR?
Elleriniz titriyor, ağzınız kuruyor ve çok yemek
yemenize rağmen kilo veriyorsanız yada çabuk sinirleniyor ve çevrenize
bağırıp çağırıyorsanız sizde tiroid bezi fazla çalışıyor olabilir.
Tiroid bezinin aşırı çalışmasına yani aşırı tiroid
hormonu üretmesine tıp dilinde hipertiroidi adı verilir. ‘’Hiper’’
Latince ‘’fazla’’ veya ‘’yüksek’’ manasına gelir. Hipertiroidi
hastalığına tıp dilinde ‘’tirotoksikoz ‘’ adı da verilir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına halk arasında ‘’zehirli guatr’’ veya ‘’iç guatr’’
isimleri de verilmektedir. hastalarda çarpıntı, sinirlilik, aşırı
heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları, cinsel güçte azalma,
kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme, sıcaktan hoşlanmama,
soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen yorulma ve nefes darlığı,
kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız kuruması, adetlerde azalma, uyku
bozukluğu ve bazı psikolojik bozukluklar olabilir.
İştah artışına rağmen kilo kaybı bu hastalığın en
önemli belirtilerinden birisidir. Bu hastalık metabolizmayı
hızlandırdığından aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı olur. Çok
nadiren kilo artışı da olabilir.
Çarpıntı veya kalp atım sayısında ve nabız sayısında
artış her 100 hastadan 96’sında görülür. İstirahatte iken nabız hızı
dakikada 89’tan fazladır.
Saç kılları incedir. Yaygın veya hafif saç dökülmesi görülebilir.
Hastalarda huzursuzluk ve aşırı sinirlilik vardır;
ajite haldedirler ve yerinde duramazlar. Bazen birden öfkelenirler.
Kalabalık yerlerden hoşlanmazlar. Ufak tefek şeyler için bağırıp,
çağırırlar.
Kas güçsüzlüğü bazen çok şiddetli olur ve hasta sandalyeden kalkmakta veya merdiven çıkmada zorluk çeker.
Tırnaklar yumuşaktır ve kırılabilir. Tırnaklarda çekilme özellikle 4. ve 5. parmak tırnaklarında görülür.
TEDAVİDE ilaçlar kullanınlır. Tedavinizi bir ENDOKRİN UZMANI yapar.
KAYNAKLAR:
SÜPER GIDALAR: ZEYTİN, NAR, BROKOLİ, YABAN MERSİNİ, SARMISAK VS.
SÜPER GIDA NEDİR?
Gıdaların süper gıda diye ayrılması aslında pek doğru olmas da bazı
gıdaların diğerlerine göre antioksidan ve polifenol açısından daha
zengin olması ve hastalıkları önleme yönünden daha faydalı olduğu
bilinmektedir. Bu nedenle bazı gıdarın daha faydalı olduğunu belitmek
için süper gıda tanımlaması ortaya atılmıştır. Bu tür gıdalara aslında
tıp dilinde ‘’fonksiyonel gıdalar’’ ismi de verilmektedir. Bu tür
gıdaların kalp-damar hastalıkları, diyabet, tansiyon ve kanser
gelişimini önledikleri kanıtlanmıştır. Somon balığı, ceviz , badem,
brokoli, ıspanak, yaban mersini ve böğürtlenler birer süper gıdadır.
Beslenmemizde bu tür gıdalara daha fazla yer vermek sağlığımız
açısından önemlidir. Yediklerimiz bizi ya hasta eder yada hastalıktan
korur. Günümüzde kanser ve birçok hastalığın yanlış beslenme sonucu
ortaya çıkmıştır. Bizi hastalandıran beslenme şeklinin özellikleri
şunlardır:Doymuş yağlarla beslenme, trans yağlar almak, hareketsizlik,
işlenmiş gıda yemek, sebze ve meyve az yemek, porsiyonların büyümesi,
az balık yemek, rafine şeker kullanımının artması, az çeşitli beslenme,
aşırı yağlı ve karbonhidratlı gıda ile beslenmek. Süper gıdalar
vücudumuzda oluşan ve dokulara hasar veren oksijen radikallerini önler
ve hastalık oluşmasını önlerler. Sper gıdalar yüksek miktarda faydalı
besinler içerdikleri gibi kalorileri de yüksek değşildir. Bunların
diğer bir özelliği tam besin olması yani işlenmemiş olmalarıdır.
Zeytin ve Zeytinyağı
Kalp hastalığı, iltihap ve kanserden koruyan zeytinyağını doğal bir
meyve suyu olarak olarak kabul edebiliriz. Zeytinyağı içinde bulunan
tekli doymamış yağ sitleri sayesinde kalp hastyalıklarına karşı ve
kansere karşı koruyucu görev yapar. Zeytinyağı içinde bulunan
polifenoller ve özellikle oleuropein antioksidan etkileri sayesinde
hastalıklardan korur. Zeytinyağının rafine edilmemiş şekli ise en
faydalı olanıdır. Yapılan çalışmalarda günde 25 ml zeytinyağı
kullananlarda kötü kolesterol olan LDL kolesterolün azaldığı, total
kolesterolün düştüğü iyi kolesterolün arttığı saptanmıştır. Amerikan
Gıda İlaç Teşkilatı (FDA) günde 2 yemek kaşığı zeytinyağı yiyen
kişilerde koroner kalp hastalığı riskinin azaldığını belirtmiştir.
Laboratuar çalışmalarında zeytin ve zeytinyağı içinde bulunan
oleuropein’in antioksidan etki gösterdiği ve yaşlanmayı önlediği
gösterilmiştir.
Zeytin yaprakları da sağlığa faydalı maddeler vardır. Yapılan
çalışmalar zeytin ağacı yapraklarının antibiyotiklere cevap vermeyen
enfeksiyonlarda faydalı olduğunu göstermiştir. Yaprakta bulunan
oleuropein isimli madde mikropları önleyici ve antioksidan etkiye
sahiptir. Bu maddenin virüs geçişini ve HIV geçişini önlediği, diabetik
sıçanlarda şekeri düşürdüğü de saptanmıştır. Elenolic asit isimli bir
asit de vücutta oleuropeinden oluşur ve mikropları öldürür.
Nar
Nar ve Nar Suyu damar sertliğini önlemesi, geri çevirmesi ve prostat
kanserini önlemesi ve geriletmesi açısından çok önemlidir. Yapılan
bilimsel çalışmalar narın damarların içini saran endotel zarının iyi
görev yapmasını sağladığı, kan basıncını düşürdüğü, LDL kolesterolün
oksitlenmesini önlediği ve bu şekilde damar sertliğinden koruduğu
saptandı. Nar ayrıca prostat kanserini yavaşlatır, meme, barsak ve
akciğer kanser hüclerinin büyümesini önleyici etkileri vardır. Narın
içinde bulunan punicalagin isimli maddeler kuvvetli antioksidandırlar.
Cilde sürülen nar ekstresi cildin ultraviole ışığı hasarından
korumakta, yara iyileşmesini artırmaktadır. Marletlerde satılan nar
suyunun antioksidan gücü kırmızı şarap ve yeşil çayın üç katı kadardır.
Bunun nedeni kabuktaki tanenlerin suya geçmesidir. En iyi meyve suları
şişenin dibinde tortu bırakan meyve sularıdır. İçmeden önce şişeyi
çalkalamalıdır. Meyve suyu faydalı diye fazla miktrda içememelidir.
Kalorisi yüksektir. İçine su katıp içebilirsiniz. Meyve suyu içerken %
100 meyve suyu olduğuna dikkat edin. Öbür meyve sularında şeker, şurup
veya su vardır.
Brokoli
Brokoli kanserden koruyan, karaciğeri destekleyen ve besin maddeleri
sağlayan bir sebzedir. Brokoli gibi karnabahar, kabak, Brüksel lahanası
da kansere karşı koruyucudur. Bu sebzelerde bulunan glucosinolat
ismindeki madde vücutta indol-3 karbinole ve izotiyosiyanata dönüşür.
Bunlar kolon, meme, tiroid ve diğer kanserlerden korur. Brokoli
içindeki bazı maddeler karaciğerdeki bazı enzimleri aktive eder ve
detoksifikayon denilen vücuttaki zararlı toksik maddelerden bizi koruma
işlemine faydası olur. . Brokoli ayrıca çeşitli vitamin ve mineraller
sağlar. Bunlar kalsiyum, manganez, potasyum, mağnezyum, fosfor,
riboflavin (B2 vitamini), B6 folat, karatenoid , K vitamini ve C
vitamini vardır. Günde yarım veya bir su bardağı kadar yenmesi
önerilir. Çiğ veya pişmiş olarak yenebilir. Vejteryanlar için iyi bir
demir kaynağıdır. Sigara içenlerin borokoli yemesi önerilir. Brokoli
filizlerinin kanserden korunmada daha etkin olduğu ortaya konmuştur.
İçinde bulunan kalsiyum miktarı bizi kemik erimesinden korur. Bir su
bardağı brokolide 41 mg kalsiyum, 79 mg c vitamini, 50 mg folat vardır.
Ispanak gibi içinde Koenzim Q10 olan nadir besinlerdendir. Brokoli
alırken taze , koyu renkli, sıkı ve sık çiçekli olanlarını seçin.
Sasraran çiçekler brokolinin zamanının geçtiğini gösterir.
91 gram çiğ brokoli aşağıdaki besinleri içerir:
- Kalori: 31
- Total yağ: 0 gram
- Total karbonhidrat: 6 gram
- Fiber (lif) : 2 gram
- Şeker: 2 gram
- Protein: 3 gram
- Vitamin and mineraller:
- Vitamin A: 567 IU
- Vitamin C: 81.2 mg
- Vitamin E: 0.7 mg
- Vitamin K: 92.5 mg
- Lutein ve zeaxanthin: 1,277 mcg
- Folat: 57.3 mcg
- Tiamine: 0.1 mg
- Riboflavin: 0.1 mg
- Niacin: 0.6 mg
- Piridoksin: 0.2 mg
- Kalsium: 42.8 mg
- Mağnesium: 19.1 mg
- Demir: 0.7 mg
- Fosfor: 60.1 mg
- Sodyum: 30.0 mg
- Potasyum: 206 mg
- Çinko: 0.4 mg
- Manganese: 0.2 mg
- Selenyum: 2.3 mcg
Yaban Mersini
Yaban mersini ve diğer böğürtlen ve çilek gibi meyvelerin içinde
insüline benzer maddeler vardır ve kan şekerini düşürür. Ayrıca meme,
prostat ve ağız kanser hüclerini laboratur ortamında öldürür.
Kolon(kalın bağırsak) kanserine karşı korur. Yaban mersini ayrıca
cranberry gibi idrar yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir etki
gösterir ve E.coli bakterisinin idrar yollarına yapışmasını önler.
Yaban mersini içinde bulunan antosiyanin isimli antioksidan madde
iltihap yapan sitokinleri önlemektedir. İçinde bulunan ellajik asit
kanser oluşumunu önler. Yaban mersininden hergün bir-iki su bardağı
kadar yemek gerekir. Yaban mersini içinde polifenoller, salisilik asit,
karaotenler, lif, folik asit, C vitamini, B vitamini, potasyum,
manganez, mağnezyum, demir, riboflavin, niasin, fitoöstrojenler vardır.
İçinde bu kadar faydalı besin içeren çok az gıda vardır. Yaban mersini,
ıspanak ve deniz somonu en önemli üç süper besindir. Yalnızca bu üç
besini tüketmek bile sizi birçok hastalıktan korur. Sadece bir
porsiyonu beş porsiyon kadar havuç, elma , brokoli ve balkabağı kadar
antioksidan madde içerir. Yarım su bardağı yaban mersini 1733 üniteE
vitamini, 1200 mg C vitamini içerir. Taban mersini yaşlanmayı önler ,
vücuttaki sarkmaları önler, kanserden korur. Alzheimer, bunama, makula
dejeneransı gibi hastalıklardan bizi korur. Koyu mavi-mor renkli bu
meyvenin rengini antosiyanidin pigmetleri verir. Meyvenin rengi ne
kadar koyu olursa bu pigment yani faydalı etkisi o kadar fazladır. Bu
meyve multipli sklerozisli hastalarda da faydalı olabilir. Bağırsaklara
ve sindirim sistemine faydalıdır, kabızlık ve ishale iyi gelir. Yaban
mersinin kurusunu da tüketebilirsiniz. Yaban mersini kurusu, erik
kurusu yulaf ezmesiyle birlikte yiyebilirsiniz. Kuru meyveler
kırışıklıkları giderir. Ülkemizde yaban mersini başta rize olmak üzere
Karadeniz bölgesinde, Antalya ve Isparta bölgesinde yetişmektedir.
Rize’de LİKAPA, Trabzon’da LİGARBA, Rize Pazar ilçesinde KASKANAKA,
Ardeşen ilçesinde ise ÇERA, Artvin’de MORSİVİT veya MAHABAK olarak
isimlendirilen yaban mersini göz yorgunluğunu giderici ve gece görme
özelliğini artırıcı özelliği de vardır. Varis ve basur (hemoroid) için
de faydalıdır. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe
Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Çelik yaban mersininin
Türkiye'de yaygınlaşması için büyük uğraş veren bir bilim adamımızdır (
http://maviyemislikapa.sitemynet.com...iyemis/id4.htm, www.uzumsu.com)
Böğürtlen:
Böğürtlenler idrar yolu iltihaplarının tedavisi için 1920’li yıllardan
bu yana kullanılmaktadır. Yeni bir araştırma böğürtlende bulunan tannin
(proantosiyanidin)’ in isimli maddenin koli (Escherisha Coli)
mikrobunun idrar yollarının içine saran epitele yapışmasını önlediğini
göstermiştir. Böylece kişiler idrar yolu iltihabından korunmaktadırlar.
Böğürtlenlerin bu faydalı etkisi nedeniyle ağız içinde oluşan
iltihapların tedavisinde de kullanılabileceğini düşündürmüştür. İdrar
yolları iltihabı olanların ve özellikle şeker hastası bayanların
böğütlen yemeleri bu yönden faydalıdır. Böğürtlen, ahududu,
yabanmersini ve çilek gibi meyvelerin kalp hastalığı ve kanserden
koruduğu, yaşlanmayı yavaşlattığı, görme keskinliğini artırdığı iddia
edilmiştir. İçinde bulunan lutein göz sağlığı için çok faydalıdır.
Yaban mersini içinde antosiyanin denen antioksidan polifenol ve
kanserle savaşan ellagik asit, coumarik asit ve ferulik asit vardır.
Bunlar ayrıca Helikobakter pilori bakterisi öldürerek ülser ve
gastritte faydalı olurlar. Bunların içinde antioksidan potansiyeli en
fazla olan yaban mersinidir. Çin’de bulunan Goji Berri adlı böğürtlen
tipi de bu tür faydalı etkilere sahiptir.
Sarmısak:
Faydalı etkisi içindeki organosülfür bileşiklerden oluşur (allian,
allylik sulfidler). Sarmısak tansiyonu 1-2 cmHg civarında hafif
derecede düşürür.
Sarmısak yiyenlerde mide kanser sıklığının daha az görüldüğü
saptanmıştır. Mide ülserine neden olan ve midede bulunan helikobakter
pilori isimli mikrobun sarımsak yiyenlerde azaldığı saptanmıştır.
Sarımsak kan kolesterol düzeyini %4-6 oranda azaltır. Bu kadar çok
faydaları olan sarımsağı yemeklerinizde ihmal etmeyin. Son yapılan
çalışmalar sarımsakın yorgunluğa iyi geldiğini göstermiştir. Hayvan
çalışmalarında ayrıca fizik kapasiteyi artırdığı saptanmıştır.
Badem ve Ceviz:
Yakın zamana kadar ceviz ve bademin yağlı olmaları nedeniyle sağlığa
zararlı olduğu sanılırdı. Yapılan araştırmalar ceviz ve bademin
sağlığımız için çok faydalı olduğunu gösterdi. Ceviz ve bademdeki
yağlar sağlığa faydalı yağlardır. Düzenli olarak haftada en azından 5
defa ceviz veya badem yiyenlerde koroner kalp hastalığı daha az
görülmekte ve kalp krizinden ölüm % 48 oranında azalmaktadır.
Klinik çalışmalar badem yiyenlerde kan total kolesterolünde %4-12
oranında, LDL-kolesterolünde ise %6-15 oranında düşme olduğunu
saptamıştır.
Cevizle yapılan araştırmalar ceviz tüketimin total kolesterol ve LDL kolesterolü azalttığını gösterilmiştir.
Cevizde bulunan besin ögeleri ve faydaları şunlardır:
Cevizde omega 3 yağ asitleri yani alfa linolenik asit (ALA) vardır ve
bu yağ asiti kalp krizine karşı koruyucudur ve kalp atım bozukluklarını
önler Avuç içi kadar ceviz 2 gram ALA (omega -3 yağ asiti) sağlar
İçinde bulunan folat, E vitamini ve potasyum kalp hastalığına karşı korur
Cevizde steroller adı verilen maddeler ve posa vardır ki, bunlar
kolesterolün bağırsaklardan emilimini önleyerek kanda kolesterol
yükselmesini önler.
Cevizde mağnezyum, manganez ve bakır vardır ve bunlar antioksidan etki yaparak bizi hastalıklardan korur.
Cevizde bukunan Ellagic asit (flavonoid) isimli bir madde bizi kansere karşı korur.
Badem ve ceviz yiyenlerde Tip 2 şeker hastalığının görülme sıklığı azdır. Diğer bir deyimle hastalığın ortaya çıkmasını engeller
Badem kalp sağlığı, kilo kontrolü ve daha fazla faydaları olan bir
besindir. Badem kalori olarak yoğun olmasına karşın sağlıklı yağ, kas
yapıcı proteinler, doğal lif, bakır ve mağnezyum gibi mineraller ve
antioksidanlar içerir. Badem yiyenlerde kilo kontrolünün daha iyi
olduğu saptanmıştır. Ara öğünlerde birkaç badem yemek sizi tok tutar,
açlığı önler ve uzun sürede daha az yemeye neden olur. Badem içinde
sağlıklı yağ sayesinde kalp hastalığına karşı koruduğu gibi safra taşı
oluşmasını önler ve kanserden korur. Badem yiyenlerde LDL kolesterol
denilen zararlı kolesterolde azalma olmaktadır.
Ortalama 28.3 gram bademde ( ortalama 23 badem) bulunan besinler
- Total yağ: 14 gram
- Doymuş yağ: 1 gram
- Tekli doymamaış yağ: 9 gram
- Çoklu doymamaış yağ: 3.5 gram
- Trans yağ: 0 grams
- Total karbonhidrat: 6 gram
- Fiber: 3 gram
- Şeker: 1 gram
- Vitamin ve mineraller
- Vitamin A: 1.4 IU
- Lutein ve zeaxanthin: 0.3 mcg
- Vitamin E: 7.3 mg
- Folate: 8.2 mcg
- Tiamine: 0.1 mg
- Riboflavin: 0.2 mg
- Niacin: 1.1 mg
- Kalsium: 70 mg
- Mağnesiyum: 78 mg
- Demir: 1.2 mg
- Fosfor: 134 mg
- Sodyum: 0.3 mg
- Potasyum: 206 mg
- Çinko: 0.9 mg
- Bakır: 0.3 mg
- Selenyum: 0.8 mcg
Ceviz, badem veya yerfıstığı yiyenlerin bir kısmında allerji gelişebilir.
Bir avuç ceviz veya badem yaklaşık 160 kalori sağladığından diğer
gıdalardan bu oranda kalori azaltması yaparak yenmelidir. Aksi takdirde
kilo alımı olur. Özellikle patates cipsi veya şeker yerine badem
yiyiniz. Et yiyemiyorsanız proteini badem veya cevizden alabilirsiniz.
Böylece fazla kalori almazsınız.
Antep Fıstığı:
Antep fıstığında demir, folat, potasyum, pantotenik asit, niasin,
riboflavin, çinko ve steroller gibi sağlığa faydalı vitamin ve
mineraller vardır. Bu maddeler kandaki LDL kolesterolü azaltır. Antep
fıstığında yağlar % 67’sini oluşturur. Bu yağlar sağlığa faydalı
yağlardır.
Fındık:
Fındıkta % 66 oranında yağ vardır. Bununla birlikte bu yağ doymamış
yağlardan oluşur ve sağlığa faydalıdır. Fındıkta bulunan yağın
%70-75’ni tekli doymamış yağlar, geri kalanını çoklu doymamış yağlar
oluşturur.
Kırmızı Şarap , Üzüm ve Üzüm Çekirdeği
Fransa’nın kırmızı şarap içilen bölgelerinde 1970’lerde yapılan
araştırmalarda kalp hastalığının yağlı gıdalar yenmesine rağmen daha az
görüldüğü saptandı. Yağlı gıdalar yenmesine rağmen kalp hastalığının az
olması şaşırtıcı olmuş ve bu nedenle bu duruma “Fransız paradoksu
(çelişkisi)” ismi verimiştir. Son yapılan çalışmalar kırmızı üzüm
kabuğunda antioksidan maddelerin çok fazla olduğunu göstermiştir.
Ayrıca günde 2 kadeh şarap içenlerde kalp hastalığı riskinin azaldığı
da saptanmıştır. Üzüm suyunda bol miktarda antioksidan madde vardır.
Üzüm suyu kan pıhtılaşmasını azaltarak veya kanı sulandırarak kalp
krizinden bizi korur.
Üzüm çekirdeğinin yapısında proantosiyanidin isimli kuvvetli
antioksidan bir madde vardır. Bu madde C vitamininin etkisini artırdığı
gibi küçük kılcal damarlardaki serbest radikal hasarını önler ve
kollajen denilen damarın sağlamlığını sağlayan maddenin üretimini
artırır. Üzüm çekirdeğindeki antioksidan madde C vitamininden 20-40 kat
daha fazla antioksidan etkiye sahiptir. Anti-aging (yaşlanmayı
azaltıcı) olarak kullanıldığı gibi antioksidan olarak da kullanılır.
Gözdeki makula dejenerasyonu denilen hastalıkta, varis, cilt
kırışıklığı ve alerjiye karşı iyi geldiği iddia edilmiştir.
Üzüm çekirdeğinin faydalı etkilerinden faydalanmak için kuru veya taze üzümün çekirdeğini çiğneyerek yiyiniz.
Çikolata:
Çikolata flavonoidler (prosyanidin) denilen antioksidan maddeler içerir
ve bunlar LDL kolesterol adını verdiğimiz kötü kolesterolün damar
sertliği yapmasını önler. Çikolata yiyecekseniz siyah (bitter) çikolata
yemeye çalışın. Siyah çikolata kalp için en faydalı olan çikolatadır.
Siyah çikolatanın içindeki kakao oranı ne kadar yükse o kadar faydalı
olur. Bu nedenle siyah çikolata içindeki kakonun % 60’dan fazla olması
daha faydalıdır.
Yeşil, Siyah ve Beyaz Çay:
Çay bitkisinin fabrikada işlenmesindeki değişiklikler çayın rengini ve
tadını vermektedir. Çayda iki önemli mineral vardır ki bunlar flor ve
manganezdir. Çayda kateşin denen maddeler vardır ve bunlar sağlık için
çok faydalı maddelerdir. Kateşinler birkaç çeşittir ve başlıcaları
şunlardır:
epikateşin
Epikatesin 3 gallat
Epigallokateşin
Epigallokateşin 3 gallat (EGCG)
Bir bardak yeşil çay 200 mikrogram EGCG içerir.
Yapılan klinik araştırmaların bazılarında çayın kanseri önlediği
bazılarında ise böyle bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Japonya’da
26311 kişide yapılan çalışmada yeşil çay tüketimi ile mide kanseri
arasında herhangi bir ilişki bulunamamıştır.
Günde 700 ml çay içenlerde kalp krizi riskinin %11 azaldığı ortaya konmuştur.
Çay içenlerde osteoporoz ve kemik kırık riski daha az bulunmuştur.
Çay içen çocuklarda diş çürüğü daha az görülmüştür
Böbrek taşı olanlar az çay içmelidirler. Çay fazla içilirse böbreklerde kalsiyum okzalat taşı gelişebilir.
Yeşil çay içenlerde metabolizma % 3-4 oranında artmaktadır. Bu nedenle
kilo vermek istiyenler yaşil çay içmelidir. Yeşil çay içenlerde
sağlıklı kiloya sahip oldukları, uzun yaşadıkları, kalp hastalığından
ve kanserden korundukları saptanmıştır. Çayda bulunan polifenoller
antioksidan etkiye sahiptir, detoksifiye edici enzimleri uyarır,
anormal hücre büyümesini azaltır, LDL kolesterol oksidasyonunu azaltır
ve ince bağırsaklarda faydalı bakterilerin artmasını sağlar.
Siyah çay, çay bitkisinin tam oksitlenmesi ile olur. Bir bardakta 25-110 mg kafein içerir
Yeşil çay az oksitlenmiştir. Bunlar yapılırken çay yaprağı havada kurutulur ve sonra pişirilir
Beyaz çay, çok genç çay yapraklarından yapılır ve az oksitlenir.
Yapraklar kurutulmadan hemen fırınlanır. En faydalı çay beyaz çaydır.
Türkiye’de beyaz çay satışı yoktur. Beyaz çayın içinde yeşil çaydan
daha fazla kateşin vardır. Beyaz çayın fiyatı yurtdışında yeşil çaydan
daha pahalıdır.
Domateste Bulunan Likopen:
Domateste likopen adında antioksidan özelliğe sahip bir madde vardır.
Domates yiyenlerde prostat kanseri, akciğer ve mide kanserinin daha az
görüldüğü ve bunun likopen sayesinde olduğu ortaya konmuştur. 1995’de
47000 kişide yapılan çalışmada (1986-1992 arası) haftada 10 dan fazla
domates, domates suyu veya domatesli pizza yiyenlerde prostat kanseri
riskinin %35 oranında azaldığı ortaya konmuştur. Likopen prostat kanser
riskini azaltır. Likopen, prostat bezinde birikir ve antioksidan bir
etki gösterir. Üç hafta süreyle günde 30mg likopen alan kişilerde
prostat DNA sında oksidatif hasarın anlamlı olarak azaldığı
saptanmıştır. Günlük olarak 22 mg likopen ihtiyacı vardır. Yarım bardak
domates püresinde 27.2 mg, bir su bardağı domates suyunda 22 mg, bir
dilim karpuzda 13 mg, 5 çeri domateste 2.2 mg, orta boy bir domateste
3.2 mg likopen vardır. Salçada likopen daha fazladır. Sandviçlere
güneşte kurutulmuş domates konmalı, yemeklere salça konmalı ve domates
tüketimi artırılmalıdır.
Ispanak ve Kabak
Ispanak ve kabakta bulunan Lutein, zeaxantin ve mesozeaxanthin göz
dibindeki makula bölgesinde bulunan bir pigmenti (renk maddesi)
oluştururlar. Luteinin göz sağlığı üzerinde etkisi araştırılmış ve
soınuçta antioksidan etkili olduğu ve ışığın zararlı etkisini
(fototoksite) önlediği ortaya konmuştur. Makula dejenerasyonu olan
hastalarda lutein ve zeaxantin düzeyi düşük bulunmuştur.
Luteini gıdalarla fazla alanlarda yaşa bağlı makula dejenerasyonu (sarı
nokta hastalığı) isimli göz hastalığı veya katarakt daha az görülür.
Luteinin gıdalarla alınması kapsül şeklinde alınmasından daha fazla faydalıdır..
Lutein ıspanakta ve kabakta bol miktarda vardır. Yüz gram ıspanakta 7.4
mg ve 100 gram pişmiş kabakta 14.4 mg lutein bulunur. Ispanak haftanın
birçok günü bir su bardağı kadar pişmiş olarak veya 2 su bardağı kadar
çiğ olarak yenebilir. Ispanakta bulunan besin içerikleri şunlardır:
lutein/zeaksantin, beta karoten, bitlisel omega-3, glutatation,
alfa-lipoik asit, C ve E vitamini, B vitaminleri, mineraller (kalsiyum,
demir, mağmezyum, manganez, çinko), polifenoller ve betain. Ispanak ,
yaban mersini ve somon ile birlikte süper besinler grubunun en önemli 3
gıdasından birisidir. Ispanak yiyenlerde kalp ve damar hastalığı,
kanser, yaşa bağlı gözdeki makula dejenerasansı ve katarakt görülmesi
azalır. Bir su bardağı çiğ veya yarım su bardağı pişmiş sebze bir
porsiyondur. Ispanak konezim Q10 un ve K vitaminin başlıca kaynağıdır.
Ispanakta bulunan betain kandaki homosistein denilen kalp hastalığı
riskini gösteren maddeyi azaltır. Turuncu renki dolmalık biber de
ıspanağa yakın bitkidir ve benzer besin maddeleri içerir. Marul ve
aysberg de ıspanağa benzer. Ancak marul aysbergten daha faydalıdır.
Peynir Altı Suyu veya Whey Protein
Whey protein veya kesilmiş sütün suyu esassiyel amino asitler içeren
bir proteindir. Sütün içeriğinin % 87’si su % 13’ü katı maddelerdir. Bu
katı maddelerin ise % 30’u yağ, % 37’i laktoz (süt şekeri) ve % 27’si
proteindir. Bu süt proteinlerinin ise % 80’i kazein % 20’si whey
proteinden oluşur. Whey protein kazeinden daha kolay erir ve emilir. Bu
protein sporcular için, kilo vermek isteyenler için , bağışıklık
sistemini güçlendirerek ve kemikleri güçlendirerek faydalı olur. Whey
protein içinde beta-laktoglobulin, alfa-laktalbümin, immünglobülinler,
bovin serum albümin, glikomakropeptit, laktoferrin, laktoperoksidaz ve
lizozim vardır.
Whey proteinin faydalı olduğu alanlar şunlardır:
1.Sporcu Beslenmesinde ve Yaşlılıkta: atletler ve diğer sporcuların
protein ihtiyacı diğer kişilerden fazla olup bu proteini whey proteini
ile sağlayabilirler. Whey proteini daha iyi emilmekte ve kaslarda daha
iyi kuvvetlilik yapmaktadır. İçinde bulunan lösin aminoasiti kaslarda
protein oluşmasını artırır. Vücutta glutatyonu artırarak bağışıklık
sistemini güçlendirirler. Yaşlılarda oluşan kas erimesinde bu nedenle
faydalı olur.
2. Kilo Vermede: Kilo verme açısından whey proteinin büyük faydası
olmaktadır. Vücut proteinleri yakmak için daha çok enerji harcar ve bu
kilo vermede faydalı olur. İçinde karbonhidart ve yağ olmadığı için
düşük glisemik indeksli diyet için faydalı bir destektir. Ayrıca
içindeki lösin amino asiti yağların erimesine kasların artmasına
katkıda bulunur. Whey protein ayrıca iştahı baskılayan kolesistokinin
ve glukagon like peptid-1 hormonlarını artırarak kilo vermede faydalı
olmaktadır. Arar öğünlere whey protein ilave ederek açlık atakları daha
kolay önlenebilir.
3. Kalp ve Damar Sağlığına Faydası: Whey proteinin tansiyon
yüksekliğine faydalı olduğu ve tansiyonda düşme yaptığı saptanmıştır.
Whey protein alanlarda kolesterol düzeyinin azaldığı da saptanmıştır.
4. Kanser Hastalarında: Kanser hastaları radyoterapi ve kemoterapi
nedeniyle iştahsızlık, bulantı ve kusma olayını sık yaşarlar ve bu
nedenle yeteri kadar protein ve gıda alamaz ve sonuçta kilo kaybı, kas
erimesi oluşur. Whey protein bu protein eksikliği için çok faydalıdır.
Whey proten içindeki sistein glutatyonu arırır ve bağışıklık sistemini
kuvvetlendirir. Hayvanlarda yapılan çalışmalar whey proteininin çeşitli
kanserlerin büyümesini önlediğini gösterdi.
Whey Protein Ne Kadar Alınmalı?
Günlük protein ihtiyacı kg başına 1 gramdır. Eğer aşırı egzersiz yapan
bir kişiyseniz bu 1.5-2 gram/Kg a kadar çıkabilir. Bazı hastalıklarda
da protein ihtiyacı artabilir. Süt içerek whey protein yeteri kadar
alaınamaz. Sütün % 1’i whey proteindir. Piyasada bazı besin
desteklerinin içinde olduğu gibi ayrı olarak toz halinde de
satılmaktadır. Bunlardan ‘’isolate’’ olan yani pür olarak hazırlanmış
olanları tercih etmek gerekir. Protein ihtiyacına göre alınması
gerekir. Fazla alınırsa zararlı olur.
Kuru Fasulye, Nohut ve Mercimek
Kuru baklagiller süper gıda grubuna dahildir. Haftada en az 4-5 bardak
kuru fasulye veya nohut gibi kuru baklagil yemek gerekir. Bitkisel
protein kaynağı olan bu besinler et yerine yenebilir. Bir bardak
mercimekte 17 gram protein vardır. Kuru fasülyede diğer gıdalarda pek
olmayan karnitin yapımında kullanılan lisin vardır. Fasülyede tiamin,
riboflavin, niasin, folik asit gibi vitaminler vardır. İçinde lif oranı
çok fazla olduğu için baklagiller kalp hastalığından korur ve
kolesterolü düşürür. Yarım bardak fasulyede 5.5 gram posa, mercimekte 8
gram posa vardır. Fasulye yiyenlerin kilo verdiği, kanserden korunduğu,
şeker hastalarında kan şekerinin düştüğü saptanmıştır.
Deniz Somon Balığı
Somon balığının soğuk sulardaki yetişen türünde omega-2 daha fazla
olduğu için bu balık öne çıkarılmıştır. Balık türlerinin yağlı
olanlarının da omega-3 fazladır vu bu tür balılklar yani sardalye,
ringa, deniz levreği ve hamsi gibi balıklar mutalaka haftada en 2 kez
yenmelidir. Somon balığında ve diğer balıklarda omega-3 yağ asitleri, D
vitamini, B vitaminleri, selenyum, porasyum ve protein vardır. Konserve
ton balıklarını da haftada bir defadan fazla yememelidir. Omega -3 yağ
asitleri sayesinde balık yemek kalp hastalıuğından korur, kan basıncını
yani tansiyonu kontrol altında tutar, kansere karşı korur, gözdekşi
yaşlılıkta oluşan sarı nokta hasarından korur, romatizlal hastalıkları
hafifletir ve depresyona iyi gelir.
Tavuk Eti Yerine Hindi Eti Yenmeli
Hindi etinin gögüs kısmı hem yağsız hem de içerdiği besinler bakımından
daha faydalıdır. Yağ oranı en düşük hayvansal et kaynaklarından
birisidir. İçinde niasin, selenyum, çinko, B6 ve B12 vitamini vardır.
Yoğurt ve Kefir
Yoğurt içerdiği prebiyotik ve probiyotikler nedeniyle sağlığımız için
çok faydalı bir besindir. Günde 2 su bardağı kadar yağsız olanından
tüketilmelidir. Yoğurt sindirim sistemini güçlendirdiği gibi bağışıklık
sistemini de güçlendirir. Yoğurt içine D vitami konursa daha iyi olur.
Boyalı olanları almayınız. Sade olanını tercih ediniz. İçindeki
probiyotikler kanserden korur, alerji ve egzemaya iyi gelir, bağırsak
hastalıklarını düzeltir, kolesterol ve ishale iyi gelir.
Kefir, kendini iyi hissetme anlamına gelir ve yüzyıllardır Orta Asya ve
Kafkasya’da tüketien bir süt ürünüdür. Son yıllarda ülkemizdede satışı
başlamıştır. Ayrı bir mayalanma ile elde edilen kefiri sade veya nar
suyu veya diğer saf meyve sularıyla karıştırıp içebilirsiniz. Tadı
biraz ekşi veya kekri olsa da zamanla alışılır. İçinde laktobasiller
yani faydalı bakteriler, hafif alkol, karbondioksit ve aromatik
bileşikler vardır. İçinde kefiran denen polisakkarit vardır ve sağlığa
faydayı bu sağlar. Kefir bağışıklık sistemini güçlendirir, laktoz
sindirimini artırır, tümör gelişimi önler, mantarları ve mikropları
öldürür. Helikobakter pilori denen ülser yapan midedeki bakteriyi
öldürür. Kefirde triptofan isimli aminoasit fazla miktarda vardır.
İçindeki kalsiyum, mağnezyum, fosfor, B12 vitamini, B1 vitamini ve K
vitamini, biotin gibi vitamin ve mineraller de sağlığımıza fayda
sağlar. Kefir yoğurttan daha çok ve faydalı bakteriler içerir. Bu
bakımdan bağırsak sağlığı ve bağırsakların temizlenmesi açısından daha
faydalıdır. Antibiyotik ve antifungal (mantarları öldürme) özelliği
vardır. Laktoz intoleransı olan kişiler kolayca kefir içebilir.
Alıç
Alıç küçük sarı, turuncu, kırmızı rekte bir meyvedir. Meyvesi,
yaprakları ve çiçeği sağlık için kullanılır. Alıç koroner kalp
hastalıklarından koruyan ve kalbi güçlendiren bir meyvedir. Howtorn
ismiyle yurtdışında bulunur. Ülkemizde akdiken, edran, geviş, yemişen
adlarıyla da anılır. İçinde prosiyanadin, flavonlar, kateşin, kafeik
asit, viteksin,ursolik asit, rutin, quarsetin, sterol ve tanen vardır.
Başarılı olabilmek yani etkisinin görülmesi için 6 hafta süre
kullanılmalıdır. Yaprak ve çiçeğinin çayı kullanılabildiği gibi meyvesi
de faydalıdır. Günde 2-3 bardak çayı aç karna içilir. Kalp
hastalıklarına , anjina pektorise, bradikardik kalp hastalığına iyi
gelir. Böbrek taşına, ishale ve boğaz ağrısına iyi gelir.
Gilaburu
Kayseri ve çevresinde yetişen bir meyvedir. Yöresel olarak Dağdığan,
Geleboru, Gilabada, Gildar, Girabolu gibi isimlerle anılır. Gilaburu
meyvesinde ursolik asit, sinamik asit, sitosterol, tanen, pektin,
demir, mağnezyum, potasyum, kalsiyum ve sodyum vardır.
İdrar yolu enfeksiyonlarında, bbrek taşı ve prostat hastalıkları, astım
ve romatizmal hastalıklarda faydalı olduğu iddia edilmiştir.
Antioksidan ve antibakteriyel etkisi olduğu saptanmıştır. Kramp çözücü,
yatıştırıcı, adet ağrılarına karşı faydalı olabilir. (gerekli bilgi
için
www.gilaburu.com.tr). İçindeki polifenollerin birçok meyveden fazla olduğu da ğlkemizde yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur.
Karadut
Karadut içinde bulunan şeker, organik asit, tanen, pektin ve C vitamini
içerir. İşçinde kuvvetli antioksidanlar vardır. Bu nedenle bağışıklık
sistemini güçlendirir. Mide ve bağırsak hastalıklarına iyi geldiği gibi
kalp ve damar hastalıklarından korur. Kardut şurubu ağızdaki yaraları
ve pamukçuğu iyeleştirir. Halsizlik ve yorgunluğa , uykusuzluğa
faydalıdır. Öksürük ve balgam çıkarmada faydalıdır. Kabızlığa iyi
gelir.
Kiraz ve Vişne
100 gram vişnede 60 kalori, kirazda ise 80 kalori vardır. Kiraz ve
vişnede C vitamini, karbonhidrat, posa, protein, A vitamini, B1
vitamini, B2 vitamini, niasin, kalsiyum, fosfor, demir ve potasyum
vardır. Kiraz ve vişnede anthosiyanin vardır ve bu rengi veren
pigömenttir. Bu antosiyanin ağrı ve enflamasyonu azaltır. Bunlar
antioksidan özelliklere sahiptir. Kiraz ve vişnede melatonin hormonu
vardır. Melatonin ise bağışıklık sistemine faydalı olur. Kiraz ve vişne
kandaki ürik asiti düşürür ve gut hastalığında faydalı olur.
Portakal ve turuçgiller
Portakal ve diğer turunçgillerin kabuğunda bulunan limonen kanserden
korunmada faydalıdır. Bunun ilaç olarak kullanımı henüz test
edilmemiştir.
Portakalda C vitamini, lif, folik asit, potasyum, polifenoller ve
pektin vardır. Portakal kanser, inme, diyabetten bizi korur. Orta boy
bir portakalda 83 mg C vitamini sağlar. Bir su bardağı taze portakal
suyunda 124 mg C vitamini vardır. Portakalda bulunan hesperidin isimli
polifenol ve pektin bizi kanserden, kalp damar hastalıklarından ve
diğer hastalıklardan korur. Portakal, mandalina, limon ve greyfurt
kabuğunda bol miktarda limonen vardır. Meyvenin göbeğinde bu azdır. Bu
nedenle portakal kabuğunun altındaki beyaz kısım yenebilir. Çaylarınıza
limon kabuğu koymak ve limonata yapmak faydalı olur. Greyfurttun pembe
olanı daha iyidir (likopen içerir). İlaç kullanıyorsanız greyfurt
yemeyiniz. İlaçların etkisini azaltır veya artırdığından ilaç
kullananlar özellikle tansiyon ve kolesterol ilaçları alanlar greyfurt
yememelidir. Bu kişiler portakal , limon veya mandalina yiyebilir.
Günde 1 portakal yenmesi önerilir.
Bal Kabağı
Bal kabağı içinde bulunan karoten, yüksek lif, C ve E vitamini,
potasyum, mağnezyum ve pantotenik asit vitamini yönünden çok faydalı
bir meyvedir. Kalorisi de düşüktür. Besinlerden içinde karotenoid
miktarı en yüksek olanlardan birisidir. Günde yarım su bardağı bal
kabağı ihtiyacımız olan A vitamini (karaotenoidler) miktarının birkaç
katını karşılar. Alınan karotenoid sizi kalp hastalığı, karatarkt, ve
makula göz dejeneransından korur. Bir su bardağı pişmiş bal kabağında
11.7 mg alfa karoten vardır. Bir su bardağı pişmiş havuçta ise 6.6 mg
alfa karoten vardır. Lif miktarı fazla olduğundan (yarım su bardağında
5 gram lif vardır) kabızlığı iyi gelir. Balkabağından haftada birkaç
gün yarım su bardağı tüketebilirsiniz. Bal kabağının çekirdeği veya
kabak çekirdeği de sağlığa faydalıdır. Kabak çekirdeğinde E vitamini,
potasyum, mağnezyum, çinko,omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vardır.
Yulaf ve Keten Tohumu
Yulaf içinde bulunan bol lif, protein, E vitamini, mağnezyum, potasyum,
çinko, bakır, manganez, selenyum , fitoöstrojen, polifenol,ve tiamin
nedeniyle çok faydalı bir tahıldır. Hergün bir kase yulaf ezmesi yemek
sağlığınızı güçlendirir. İçinde bulunan beta-glukan isimli lif
bağışıklık sistemini güçlendirir ve bizi kolesterol ve şekerden korur.
Yulaf ezmesi şeker hastalarında kan şekeri düşmesine katkıda bulunduğu
gibi gün içinde tatlı yeme isteği olanlar yani kan şekeri düşenler
yulaf ezmesi yiyerek bu şikayetlerinde azalma olduğunu görürler. Yulaf
gibi diğer tam tahıllar da sağlığa faydalıdır. Arpa ve buğday
parçalanmadan doğal haliyle sağlığa faydalıdır.
Keten tohumu içerdiği omega-3 yağları nedeniyle vücudumuza faydalıdır.
Keten tohumunun içinde bulunan omega 3 yağ asidi, alfa-linolenik asit
(ALA) adı verilen bir asit şeklindedir. Amerikan Kalp Cemiyeti
tarafından da keten tohumunun faydalı bir besin olduğu belirtilmiştir.
Keten tohumu kandaki kötü kolesterolü orta derecede azaltır. Vücutta
antioksidan etki gösterek oksijen yanma ürünlerini yok eder. Bunun
yanında iltihabı önleyici, kan şekerini ve tansiyonu hafif derecede
düşürücü özellikleri de vardır. Keten tohumunda%41 oranında yağ, %28
oranında posa, % 21 oranında protein vardır. Keten tohumu yağının
%55’ni omega 3 yağ asitleri oluşturur. Keten tohumu, ceviz, kanola
yağı, soya yağı gibi diğer omega-3 kaynaklarından 5 kat daha fazla
omega 3 sağlayan bir bitkisel kaynaktır. Bir çay kaşığı keten tohumunda
(yaklaşık 11 gram) 2.5 gram omega-3 yağı, 3 gram posa vardır ve 50
kalori sağlar. Keten tohumunda çözünür posa oranı da yüksek olup kalp
hastalıklarından korunmada bu posa türü çok faydalıdır. Keten tohumu
açlık ve tokluk kan şekerinde azalma yaptığı için şeker hastaları
tarafından da kullanılabilir.İçindeki posa nedeniyle keten tohumu
kabızlığı da önlemektedir. Bağırsak hareketlerini % 30 oranında
artırmaktadır. Günde 50 grama kadar (yaklaşık 5 çay kaşığı veya bir
yemek kaşığı) keten tohumu, bir yan etkiye neden olmaksızın
kullanılabilir. Keten tohumunun içinde, kadınlık hormonu denilen
östrojen hormonuna benzer etkiler gösteren maddeler vardır. Bu nedenle
menopozdaki kadınlarda östrojen yerine kullanılıp kullanılamayacağı
hususu araştırılmaktadır. Prostat kanserli hastalarda erkeklik hormonu
denilen testosteronu azalttığı gösterilmiştir. Bu nedenle prostat
kanserli hastalarda faydalı olup olmayacağı incelenmektedir. Keten
tohumu gebelik ve emzirme döneminde kullanılmamalıdır. 10 çay
kaşığından fazlasının zehirlenmeye yol açabileceği bilinmektedir. Keten
tohumu tüketiminin bu sınırın üstüne çıkmaması gerekir.
Bir günde 15-50 gram (1-5 çay kaşığı veya bir tatlı kaşığı) keten
tohumu tüketmek kolesterol düzeylerinde orta derecede bir azalmaya yol
açar. Buna karşılık trigliserit denen kan yağında veya iyi kolesterol
denen HDL kolesterolde herhangi bir değişiklik yapmaz. Aslında ayçiçek
yağı veya mısır yağı yerine, keten tohumu yağı kullanmanın daha fazla
omega 3 sağlayarak faydalı olabileceği düşünülmekteyse de, uzun süreli
kullanımının güvenli olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Keten
tohumunu havanda döğerek veya öğütülmüş halde kullanmak gerekir.
KARBONHİDRAT VE ZAYIFLAMA
KARBONHİDRAT
Buğday, patates, pirinç, kuru fasulye gibi yiyecekler karbonhidratlı gıdalardır. Karbonhidratlar, vücutta glukoz
(kan şekeri) halinde kullanılır. Besinlerle aldığımız günlük kalorinin
en büyük kısmını karbonhidratlar karşılar. Sağlıklı bir diyette günlük
besin alımının % 40-45’i karbonhidratlardan sağlanmalıdır. Günlük
karbonhidrat ihtiyacı 100-125 gram kadardır.
Karbonhidratlar basit ve kompleks olmak üzere 2 gruba ayrılır.
a)Basit şekerler (karbonhidratlar: Bunlar
çok kolay sindirilen ve hızla kana karışan karbonhidratlardır. Basit
karbonhidratlara örnek olarak, meyve şekeri (diğer adı fruktoz), mısır şekeri (diğer adı glukoz), üzüm şekeri ( diğer adı glukoz veya dekstroz), toz şeker (diğer adı sukroz) ve süt şekeri (diğer adı laktoz) sayılabilir.
Unlu ve şekerli besinler, bağırsaktan çok çabuk emildiğinden, kan
şekerini ve insülin hormonu nu kanda çok hızlı yükseltirler. Yüksek
insülin hormonu ise birkaç saat sonra kan şekerini çok fazla düşürür ve
acıkma ve şekerli gıdalara saldırma meydana gelir. Şeker, bal, reçel,
muhallebi, keşkül, gibi sütlü tatlılar, baklava, kadayıf gibi unlu
tatlılar, meşrubatlar, çikolata, bazı meyve suları, meyve kompostoları,
bira, kekler, kurabiyeler, bisküviler ve tatlı pudingler fazla miktarda
basit karbonhidrat (şeker) içerirler. Bu tür şeker yükü fazla
besinlerden uzak durulmalıdır. Doğal halinde olan, yani işlenmemiş
meyve, tatlandırılmamış komposto ve konserveler, tatlandırılmamış doğal
meyve suyu ise doğal basit şekerler içerirler.
b) Kompleks karbonhidratlar: Sindirimi basit
karbonhidratlara oranla biraz daha zordur ve yavaş emilirler. Bu
nedenle, kan şekerini birden yükseltmezler. Ekmek, galeta, diyet
bisküviler, baklagiller, makarna, pirinç (özellikle kabuklu), un,
çorba, patates ve mısır gibi yiyecekler kompleks karbonhidratlardır.
Bunlarda bulunan nişasta bağırsaklarda parçalanarak şeker oluşturur.
Sağlıksız, yani zararlı olan karbonhidratlar, şekerler, rafine nişastalar, beyaz ekmek, beyaz pirinç ve beyaz makarnadır.
Sağlıklı karbonhidratlar ise tam buğdaydan yapılmış ekmek, kahverengi pirinç ve tam buğday makarnasıdır.
Zararlı olan sadece şeker değil rafine nişastalardır. Rafine nişastalar kan şekerini daha çabuk yükseltirler.
Karbonhidratları, basit şekerler zararlıdır, kompleks karbonhidratlar
faydalıdır diye, kolayca ikiye ayırmak da yanlıştır. Karbonhidratları
faydalı veya zararlı diye ayırmada en iyi ölçüt onların şeker yükü ve
işlenmiş olup olmadığıdır. Glisemik indeksi yüksek olan yani kan
şekerini kolay yükselten patates az tüketilmeye çalışılmalıdır.
Fazla karbonhidrat yemek kan şekerini, kandaki insülin hormon düzeyini, kandaki trigliserit
isimli yağı artırırken, iyi kolesterol dediğimiz HDL kolesterolü
azaltır. Uzun süre şeker yükü fazla karbonhidratlarla beslenenlerde,
şeker ve kalp hastalığı ortaya çıkar.
Yüksek karbonhidratlı beslenme, özellikle şişman kişiler için çok zararlıdır. Alınan karbonhidratlar kan şekerini artırır ve insülin direnci
denen, insülin hormonunun etkisini kaybetmesi durumu ortaya çıkar. Bu
kişiler çok az şekerli gıdalar yemeli, iyi yağlarla (sıvı yağlar)
beslenmeli ve tam tahıl ürünleri tüketmelidirler. Karbonhidrat olarak
tam tahıl yiyenlerde kabızlık, kanser, şeker ve kalp hastalığı daha az
görülür.
Karbonhidratların Glisemik İndeksi veya Şeker Yükü:
Karbonhidratların kan şekerini yükseltme gücüne glisemik indeks veya şeker yükü denir. Glisemik indeksi fazla olan karbonhidratlar kan şekerini daha fazla çıkarırlar. Glisemik indeksi düşük olanlar ise kan şekerini daha az yükseltirler. Bu nedenle glisemik indeksi az olan karbonhidratları daha fazla tüketmeye çalışılmalıdır. Beyaz ekmeğin glisemik indeksi 100 kabul edilerek diğer besinlerin glisemik indeksi şöyle hesaplanmıştır:
Patates püresi (1 bardak) % 104
Beyaz ekmek (bir dilim) %100
Siyah ekmek (bir dilim) %102
Muz (1 orta boy) % 88
Beyaz pirinç (1 bardak) %102
Pizza (bir dilim) % 86
Makarna (1 bardak) %71
Kek (2 tane 6cm ebadında) %86
Kola (1 bardak) %90
Pişmiş havuç %131
Çiğ havuç %131
Basit Şekerler %99
Portakal suyu %75
Toz veya kesme şeker %84
Dondurma % 42
Patates kızartması % 95
Reçel %91
Elma %55
Yağsız süt %46
Böğürtlen suyu %105
Görüldüğü gibi patates püresi, beyaz ekmek, havuç ve beyaz pirinç, kan
şekerini, kesme şekerden daha fazla yükseltme gücüne sahiptir. Bu
nedenle şeker yükü az olan tam tahıldan yapılmış besinleri yemek daha
faydalıdır. Böylelikle hem kan şekeri yükselmez hem başka faydalar
sağlanır. Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve
mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar
ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha
iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Diyetteki Şeker Yükünü Azaltmak İçin Ne Yapmalı?
- Sebze, meyve, kuru baklagil, ceviz, badem ve tam tahıl tüketimini artırırın
- Patates, beyaz pirinç, kek, şeker, tatlılar ve kola gibi yüksek şeker yüklü besin ve içecekleri azaltın
Lif veya Posa:
Posa veya lif, bağırsaklarda sindirimi zor olan karbonhidratlardır.
Bitkisel besinler başta olmak üzere bir çok yiyecek kitle sağlayan,
besinlerin mide ve bağırsaktan geçişini kolaylaştıran lifler içerir.
Lifli yiyeceklerin tüketilmesi sağlığa birçok açıdan faydalıdır. Lifli
besin tüketiminin kabızlığı önlediği, kan şekerinin daha dengeli
yükselmesini sağladığı, kan yağlarının azalttığı ve bazı kanser
türlerinin önlenmesinde yararlı olduğu saptanmıştır. Bunun için beyaz
ekmek yerine kepekli
ekmeği, meyve suları yerine kabuklarıyla birlikte doğal meyveleri
yemeli, sebzeleri mümkün olduğunca kabuklarıyla pişirmeli ve öğünlere
sebze eklemeli, salatalara keten tohumu serpiştirilmeli, çorbalara arpa
ve buğday konmalıdır. Diyetle alınan posa miktarı artırıldıkça koroner
kalp hastalığı ve buna bağlı ölüm oranında azalma olduğu
saptanmıştır. Posa alımında her 10 gramlık artış, koroner kalp
hastalığında %14 oranında bir azalma ve kalp krizinden ölümde %27’lik
bir azalma meydana getirmiştir. Posalı beslenme, kandaki bir iltihap göstergesi olan CRP düzeylerini azaltarak faydalı olmaktadır. Kanda CRP proteini artınca kalp hastalığına yakalanma riski artmaktadır.
Posa, tam buğday taneleri ve bunlardan saflaştırılmaksızın yapılmış
tahıl ürünleri, kuru baklagiller, sebze ve meyvelerde bol bulunan bir
maddedir.
Besinlerdeki posa
·çözünür posa veya diğer adıyla suda eriyen lif
·çözünmez posa veya diğer adıyla suda erimeyen lif
olmak üzere ikiye ayrılır.
Çözünür posa, kan yağlarını ve yemek sonrası kanda artan şeker düzeyini azaltır.
Çözünmez posa, esas olarak bağırsaklarda hacim oluşturur, dışkı hacmini
artırır ve bağırsaktan geçiş zamanını düzenler. Posalı besinlerle
beslenmek kalın bağırsak ve rektum kanserini önler. Yulaf unu ve kuru
baklagillerde bulunan çözünür posanın kanımızdaki kötü kolesterol denen
LDL kolesterolünü düşürücü etkisi olduğu, fakat HDL kolesterol denen
iyi kolesterolü artırmadığı saptanmıştır.
Özellikle buğday kepeğinden zengin olan yüksek posalı diyetler dışkı
hacmini arttırır, kolon içi basıncı düşürür ve geçiş zamanını düzenler.
Bu nedenle kabızlık ve bağırsak divertikülü denen bir hastalığın tedavisinde yararlı etkiler gösterir. Bağırsakların Spastik kolon
adı verilen bir hasatlığında çözünür ve çözünmez posa kaynaklarının
birlikte bağırsak hareketlerini düzenlediği gösterilmiştir. .
Yüksek posalı diyetler şeker hastalarında tedavide kullanılan insülin
ihtiyacını azaltmakta ve insülin hormonunun daha iyi çalışmasını
sağlamaktadır. Posa, uzun süre doygunluk hissi yaratıp besin alımını
azalttığı için kandaki kolesterol yağlarında azalma yapar.
Posalı besinler kanser yapıcı zararlı maddelerin bağırsakta kalma
süresini kısaltığı ve bağırsak duvarı ile temasını azalttığı için
kanserden korunmada faydalı olurlar.
TATLI KRİZİ (İSTEĞİ) VE DİYET
TATLI KRİZİ (İSTEĞİ) HİPOGLİSEMİ (ŞEKER DÜŞÜKLÜĞÜ) VE GİZLİ DİYABET (ŞEKER HASTALIĞI) BELİRTİSİ OLABİLİR
Tatlı krizi veya tatlı yeme isteğiniz var,
yemeklerden sonra uyku basıyorsa, halsizlik, yorgunluk,çabuk
sinirlenme, bazen terleme var ve sürekli kilo alıyorsanız ve diyet
yaptığınız halde kilo veremiyorsanız sizde şeker düşüklüğü veya Gizli
Şeker olabilir. Bu durumda hemen bir ENDOKRİN UZMANINA başvurunuz.
Gün içinde acıkma atakları oluyor ve şekerli
gıdalara saldırıyorsanız; öğleden sonraları baş ağrısı varsa; uykudan
birkaç saat sonra gece yarısı uyanıyor ve zor uyuyabiliyorsanız; kötü
rüyalar görüyor ve devamlı bir yorgunluk varsa; öğleden sonra canınız
şeker veya kahve içmeyi çok istiyorsa; baş dönmeleri varsa; yemek
yiyinceye kadar halsizlik ve yemek gecikince kendinizi bitkin
hissediyorsanız; halsizliğiniz yemek yiyince düzeliyorsa; yemek
gecikince ellerde titreme ve çarpıntı oluyorsa; çok duygusalsanız,
çabuk sinirleniyor ve kontrolünüzü kaybediyorsanız; yemek önceleri çok
huzursuzsanız; yemeklerden sonra uyku basıyor ve gün boyu
uyukluyorsanız, bu belirtiler kahvaltı öncesi de oluyorsa, kan
şekerinizde düşüklük olabilir. Bunun başlıca nedeni de dengesiz
beslenme, fazla karbonhidratlı, nişastalı gıdalar ve şeker yeme, stres
ve aşırı kafein alımı (kahve, çay, kola) veya ailenizde şeker hastalığı
olmasıdır.
Kilolu kişilerde hipoglisemi atakları daha fazla
görülürse de, normal kilolu ancak egzersiz yapmayan ve depresyon
yaşayan kişilerde de kan şekeri düşüklüğü olabilir. Bu kişilerin bir
kısmı psikolog ve psikiyatrlarda depresyon tedavisi görürler. Kan
şekerinde düşme, genellikle sabah saat 11.00 ve öğleden sonra saat
16.00 civarında daha sık olur. Bu hastalar bu saatlerde biraz daha
yorgun olurlar, hafif baş ağrısı, depresyon ve derin bir açlık
hissederler. Bu nedenle de, bu saatlerde çikolata, kek, pasta, kurabiye
yer veya kola içerler. Bu gıdaları alan kişinin şikayetlerinde hafif
bir düzelme olur. Sabah saat 11.00’de oluşan kan şeker düşüklüğünün
nedeni sabah kahvaltıda yenen şekerli ve nişastalı gıdalardır. Öğle
yemeğinde yenen tatlı ve nişastalı gıdalar da öğleden sonra, saat
16.00’da kan şekeri düşmesine neden olur. Buna karşılık sabah ve
öğleyin proteinli gıda alanların kan şekerinde pek düşme olmaz. Kan
şekeri düşünce yenen şekerli gıdalar 30-60 dakika süreyle bir rahatlık
sağlar, ama daha sonra kan şekeri tekrar düşer. Sonunda bu kişiler gün
içinde kan şekerinde yükselme ve düşmeler yaşar ve bol miktarda şeker,
çikolata ve buna benzer şekerli gıdalar tüketirler. Bu kişiler sabah
kalktıklarında huzursuzdurlar, kavga etmeye ve tartışmaya
eğilimlidirler. Bir şeyler yedikten sonra rahatlarlar
Bazı kilolu kişiler ise diyete başladıktan sonra,
baş dönmesi ve açlık atakları ortaya çıktığı için diyeti bırakırlar.
Bunun nedeni kan şekerinin düşmesidir. Kan şekerinin düşmesini önlemek
için, tam tahıl ürünleri (tam buğday ekmeği, çavdar gibi), sebze ve
meyve yemelidir. Bu kişiler diyet yaparken üç ana öğün üç ara öğün
yemek yemelidirler.
Hipoglisemi-şeker düşmesi ataklarının olması stres
hormonlarını yani adrenalini artırır ve anksiyete, panik atak ve
depresyon gibi psikoloji sıkıntılar ortaya çıkar.
Kısaca özetlersek, kan şekeri düşmelerine tıp dilinde
hipoglisemi denir ve bu kişilerde şu belirtiler ortaya çıkar:
·Halsizlik, bitkinlik
·Psikolojik durumda değişiklik
·Sinirlilik
·Baş ağrısı
·Ellerde titreme
·Bulantı
·Görmede bulanıklık veya çift görme
·Soğuk terleme
·Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme
·El ve ayakta çözülme, iç titremesi ve kas ağrıları
·Baş dönmesi
·Soluk ve terli bir görünüm
·Ani başlayan bir yorgunluk hissi
·Şiddetli yorgunluk
·İç ezilmesi ve yeme isteği
·İsteksizlik
·Anksiyete, depresyon ve kontrolü kaybetme
·Allerjiler (astım, saman nezlesi ve ciltte alerjik bulgu eğilimi)
·Bazı şeylerden korkma (fobi)
·Uykusuzluk
·Şekerli gıdalara saldırma
·Unutkanlık
·Sebepsiz yere ağlama
·Şiddetli kan şekeri düşmelerinde bayılma ve koma
Geceleri uykuda kan şekeri düşüyorsa şu belirtiler görülebilir:
·Huzursuz bir şekilde uyanmak
·Pijama, gecelik ve yastık kılıflarının terden ıslanması
·Hızlı kalp çarpıntısı ile uyanma
·Huzursuzluk ve uykuya dalamama
·Sabah baş ağrısı ile uyanma
·Unutkanlık
·Üşüme ve ellerde soğukluk
·Bazen karın ağrısı ve kilo alamama da olabilir
·Sersem bir şekilde uyanma veya sabah uyanmada zorluk
GİZLİ ŞEKER VEYA ŞEKER DÜŞÜKLÜĞÜ VARSA:
Prof Dr Metin Özata'nın hazırlamış olduğu Glisemik
İndeks (Gİ) DİYETİ kitabını okuyunuz ve buna uygun besleniniz. Ancak
bundan önce hormonlarınızın değerlendirilmesi için bir ENDOKRİN
UZMANINA mutlaka başvurunuz.
Bu kişilere önerilerimiz şunlardır:
- Yemekler az ve sık yenmeli, proteinden
zengin, ancak düşük glisemik indeksli karbonhidratlar (kan şekerini
yükseltmeyen) yenmelidir
- Şeker düşmesi atakları sık oluyorsa, yemek aralıkları üç saatten fazla olmamalıdır (Günde 3 ana öğün 3 ara öğün alınmalıdır)
- Rafine gıdalar (beyaz ekmek, patates püresi ve şeker gibi) gıdalar yenmemelidir
- Protein alımı (beyaz et, balık) biraz artırılmalıdır
- Tam
tahıl, bakliyat, sebze ve meyveye dayalı bir beslenme uygulanmalıdır.
Ceviz, badem tüketimi artırılmalıdır (diğer gıdalardan az yiyerek)
- Kahve, çay, sigara, kola gibi kan şekerini düşüren içeceklerden uzak durmalıdır
- Yatmadan önce hafif bir ara öğün alınmalıdır
- Süt ve süt ürünleri azaltılmalıdır
- Günde 6-8 bardak su içilmelidir
- Egzersiz yapılmalıdır (günde yarım saat, fazlası şekeri düşürür)
- Kan krom ve magnezyum düzeylerinde eksiklik varsa, bunlar ilave olarak alınmalıdır.
POPULER DİYETLER: ATKİNS DİYETİ, MONTIGNAC DİYETİ, ZONE DIYETİ - FAYDA VE ZARARLARI
ATKİNS DİYETİ, MONTIGNAC DİYETİ, ZONE DIYETİ vs. POPÜLER DİYETLER ile BUNLARIN İYİ VE KÖTÜ YÖNLERİ
ATKIN DİYETİ (Yüksek Proteinli Diyet)
Bu diyet, çok az karbonhidrat,
bol miktarda et ve hayvansal gıda önerir. Bir anlamda yüksek proteinli
ve düşük karbonhidratlı bir diyettir. Karbonhidrat alımı azaltılınca,
zayıflama olabilir, ancak aşırı hayvansal yağ almanın tehlikeleri
vardır. Daha önce de söylediğimiz gibi, bir günde 100 gramdan az
karbonhidrat alımını öngören diyetler, protein yıkımına ve kanda keton
ismi verilen bazı asitlerin artmasına neden olur. Çok az karbonhidrat
ve yüksek protein alındığından, kandaki kolesterol düzeyi
yükselir ve kalp hastalığı riski artar. Alınan yüksek protein kandaki
ürik asit düzeyindeki yükselme yapar ve bu nedenle gut hastalığı denen
ve eklem ağrılarıyla kendini gösteren bir hastalığa neden olabilir.
Yüksek ürik asit düzeyleri nedeniyle bu kişilerde böbrek taşı gelişme
riski de artar. Yüksek proteinli beslenmek kemiklerden kalsiyumu
çektiği için kemik erimesinde artış olur. Beynin iyi çalışabilmesi
için, günde en az 50-100 gram karbonhidrat alınması gereklidir.
Karbonhidrat az alınınca beyin fonksiyonlarında bozulma oluşur. Yapılan
bilimsel çalışmalar
Atkin Diyeti’nin alti aydan sonra klasik
diyetle aynı oranda kilo verdirdiğini göstermiştir. Görüldüğü gibi bu
diyetle zayıflamaya çalışmak sizde kalp hastalığı, kemik erimesi ve
böbrek taşı gibi hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle biz bu
diyeti önermiyoruz.
ZONE DİYETİ (40/30/30 DİYETİ)
Bu diyete 40/30/30 planı da
denir. Alınan enerjinin %40’ı karbonhidrat, % 30’u yağ ve %30’u
proteinlerden oluşur. Aslında bu oran zayıflamak için uygun olabilir.
Uzun sürede etkili olduğunu ve yan etkisi olmadığını gösteren bilimsel
çalışmalar yoktur. Bu diyet kolesterolün zararından hiç söz etmez, kilo
aldıran gerçek tehlikenin insülin yüksekliği ve
ekizonoidler denen ve dokularda oluşan hormonlar olduğunu iddia eder. Dokularda oluşan
prostaglandin, tromboksan, ve
lökotrien gibi hormonlara
ekizonoidler adı verilmektedir. Dr. Barry Sears tarafından 1995 yılında ortaya konan
Zone Diyeti, bu hormonları ‘iyi’ ve ‘kötü’ hormonlar diye ikiye ayırır ve kilo verdiren bir diyetin iyi
ekizonoidleri artıracak fakat kötü
ekizonoidleri
azaltacak şekilde ayarlanması gerektiğini iddia eder. Düşük
karbonhidratlı bu diyette kronik hastalıkların karbonhidratlardan
kaynaklandığı düşünülerek hareket edilmektedir. Bizim önerdiğimiz
klasik diyetlerde ise % 55 karbonhidrat, %15 protein ve %30 yağ oranı
vardır.
Zone Diyeti’nde protein/karbonhidrat oranının her öğün
0.75 olması veya her 4 gram karbonhidrat için 3 gram protein alınması
önerilir. Bu klasik diyettekinden üç kat fazla protein alınmasının
önerildiği anlamına gelmektedir. Bu diyet yapılınca insülin hormonunun
azaldığı
glukagon isimli hormonun arttığı ve iyi
ekizonoid
denen hormonların arttığı iddia edilmektedir. Aslında karbonhidratlar
insülin salınımını artırırken proteinler glukagon salınımını artırır.
Bu diyet, protein ve karbonhidratın birlikte alınmaması
gerektiği, birlikte alındığında insülin salınımının daha da arttığını
iddia eder. Bu iddianın bilimsel hiçbir temeli yoktur. Protein ve
karbonhidratı birlikte almanın kilo açısından hiçbir zararı yoktur.
Önemli olan alınan kalorinin miktarıdır. Yapılan bilimsel bir
çalışmada, bu diyetle yağ yakılımı açısından anlamlı bir farkın
olmadığı ortaya konmuştur.. Bu nedenle, bilimsel veriler
Zone Diyeti’ni
desteklememektedir. Bununla birlikte gıdaları ayırma özelliği dikkate
alınmazsa veya uygulanmazsa %40 karbonhidrat, %30 yağ ve % 30 oranında
protein önerdiği için iyi bir diyet olabilir. Akdeniz diyetinde bu oran
40-40-20’dir.
MONTIGNAC DİYETİ
Fransız Montignac tarafından
1999 yılında oluşturulan bir diyettir. Bu diyette krema, çikolata,
sufle ve şaraba izin vardır. Bu diyetin en belirgin özelliği, gıda
gruplarının birlikte yenmemesi gerektiğini öne sürmesidir; örneğin
patates ile etin birlikte yenmesi yasaktır. Ancak bunun bilimsel bir
dayanağı yoktur. Gıdaları birlikte almak bu yazarın iddia ettiği gibi
yağ yapımını artırmaz. Yağ birikimini artıran alınan fazla kalori
miktarıdır. Bu nedenle karbonhidratlarla proteinler ister birlikte
yensin, ister ayrı yensin, fazla kalori içeriyorlarsa hiçbir şey fark
etmez. Aslında karbonhidrat ve yağ birlikte alınırsa kan şekeri ve
insülin daha az yükselir.
Bu yazara göre, insülin direnci
obezite yüzünden oluşmaz; obeziteye neden olan insülin direncidir.
Diyetin esası düşük kaloriye dayanır, ama yüksek yağlı bir diyettir.
Montignac’a göre, insanlar diyetin yağ ve kolesterol içeriğine bakmadan
zayıflayabilirler. Montignac, Fransız insanının zayıf olmasının
nedenini, öğlen çok yemek, akşam az yemeğe bağlamaktadır. Bu görüş
doğrudur ve biz de öğlen daha fazla fakat akşam az yenmesini
öneriyoruz. Glisemik indeksi (şeker yükü) 50’nin üzerinde olan
karbonhidratlar bu diyette yasaklanmıştır. Örneğin çok faydalı vitamin
ve mineral içeren karpuz, üzüm ve muz yasaktır. Elbette düşük glisemik
indeksli gıdalarla beslenmek kilo vermek için faydalıdır, ama bazı
karbonhidratları tamamen yasaklamanın da bir anlamı yoktur.
Bu diyetin 2 aşaması vardır. İlk
aşamada ideal kiloya gelinceye kadar farklı bir diyet yapılır, ondan
sonra ikinci aşama başlar ve verilen kiloları kontrol etmek, yani geri
almamak için diyet yapılır. Bu diyete göre, karbonhidratlar glisemik
indeksine (şeker yüküne) göre kötü ve iyi karbonhidratlar olarak ikiye
ayrılır.
Bu diyete göre yüksek glisemik indekse (GI) sahip olan aşağıdaki karbonhidratların alınması yasaktır:
Bira (GI: 110)
Glukoz (GI: 100)
Fırında patates (GI: 95)
Hamburger ekmeği (GI: 85)
Şeker (sakaroz) (GI: 70)
Mısır (GI: 70)
Beyaz pirinç (GI:60)
Muz (GI: 60)
Kurabiyeler (GI: 55)
Düşük glisemik indeksli (şeker yükü) karbonhidratlar:
Kahverengi pirinç (GI:50)
Yulaf (GI: 40)
Çavdar ekmeği (GI:40)
Çiğ havuç (GI: 30)
Süt ürünleri (GI: 30)
Yeşil hububat (GI:22)
Taze kayısı (GI:15)
Yeşil sebzeler (GI <15)
Bu diyetin ilk aşamasında üç ana
öğün ve ara öğünler vardır. Sabah kahvaltısında bol posalı yulaf,
buğday gevreği veya ezmesi (şekersiz) yenir ve yağsız süt içilir. Öğle
yemeği akşamdan daha ağır yenir. Öğle yemeğinde et, tavuk veya balık ve
bunun yanında mutlaka sebze veya salata yenir. Akşam yemeğinde yüksek
posalı ve iyi karbonhidrat denen tam buğday ekmeği ve sebze yemeği
yenir. Meyveler yemekten ayrı yenir veya yemekten bir saat önce veya
bir saat sonra yenir. Meyvede sınırlama yoktur. Karbonhidratlardan
sadece glisemik indeksi 0-35 arasında olanlar yenilir. Bu arada protein
ve yağ alımı da vardır.
İkinci aşamada ömür boyu
glisemik indeksi 0-50 olan karbonhidratlar yenmelidir. Bu yazara göre
rafine şeker zehirdir ve tatlandırıcı alınmamalıdır. Onun yerine meyve
şekeri olan fruktoz alınması önerilir. Bu aşamada 2 bardak şarap
içilebilir ve kabuklu pişirilmek şartıyla patates yenebilir. Tatlı
olarak şekersiz koyu renk (bitter) çikolataya (% 60 kakao olan) müsaade
edilir.
Görüldüğü gibi bu diyete
uyarsanız ömrünüz boyunca bazı karbonhidratları hiç yemeyeceksiniz
demektir ve bu da sağlık açısından çok zararlıdır. Düşük kalorili bir
diyet olduğu için başta kilo verilir
ancak bu diyete uzun süre devam etmek çok zordur. Düşük glisemik
indeksli gıdaların yenmesini tavsiye etmesi iyi bir uygulamadır.
Bununla birlikte ömür boyu bazı gıdaları yasaklamak uygun değildir.
Montignac Diyeti bilimsel
metotlarla klinik bir çalışma olarak incelenmemiş ve bu konuda hiçbir
yayın yapılmamıştır. Kalori miktarının önemli olmadığını savunmasına
rağmen aslında önerilen diyet kalorisi düşük bir diyettir.
‘HEM YE HEM ZAYIFLA’ ya da ‘YEMEYİ KISITLAMADAN ZAYIFLAYIN’ METOTLARI
Şişman bir kişinin hem yemek
yemesi hem zayıflaması olanaksızdır. Yenen her gıdanın bir kalorisi
vardır ve enerjiden yoğun yiyecekler yiyerek zayıflamak mümkün
değildir. Aslında bu diyetler incelendiğinde, düşük kalori önerdikleri
görülecektir.
TAŞ DEVRİ - MAĞARA DEVRİ DİYETİ
Dr. Richard Mackarness
tarafından ortaya konan bir diyettir. Bu görüşe göre insan, sekiz bin
yıl önce tarımın başlamasıyla kilo almaya başlamıştır. Dört milyon yıl
önce, insan yaşamak için avlanır ve et yiyerek yaşardı. Bu nedenle, ete
dayalı metabolizmamızın bitkiye dayalı hale gelmesiyle zorlukların
başladığı ve kilo sorunun ortaya çıktığı iddia edilir. Bu diyete göre
günde 60 gramdan fazla karbonhidrat yenmemeli, yüksek oranda protein ve
yağ yenmeli ve protein-yağ oranı 3/1 olmalıdır. Bir hafta aç kalmak
veya oruç tutmak da bu diyetin bir parçasıdır. Görüldüğü gibi sağlığa
zararlı doymuş yağları içeren bu diyet faydalı olamaz.
EN IYI DIYET GLISEMIK INDEKS DIYETI YANI GI DIYETIDIR.
Kaynak:
Prof Dr Metin Ozata, Gi diyeti, Erko yayıncılık, 2010