|
OMEGA-3 (BALIK YAĞI): İNSÜLİN DİRENCİ, KARACİĞER YAĞLANMASI VE OBEZİTEDE FAYDALARI
PROF DR METİN ÖZATA
OMEGA-3 (BALIK YAĞI) İNSÜLİN DİRENCİ, KARACİĞER YAĞLANMASI VE OBEZİTE ÜZERİNDE FAYDALI OLUYOR
Yeni yapılan çalışmalar balıklardan elde edilen
omega-3 'ün karaciğer yağlanması, insülin direnci ve obezite
(şişmanlık) tedavisinde faydalı olabiliceğini ortaya koydu.
OMEGA-3 NEDİR?
Omega-3 ve omega-6 asitleri
vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken yağ asitleridir.
Bunlara bu nedenle tıp dilinde esasnsiyel yağ asitleri adı verilir.
Buradaki 3 ve 6 rakamları kimyasal yapılarındaki ilk çift bağlanmanın
olduğu karbon atomunu gösterir. eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) uzun zincirli omega-3 yağ asitleridir.
Görevleri:
1)Hücre
mebranı sabitler: Hücre memranların iyi çalışması omega-3 ve omega-6
ile olur. DHA özellkle retina ve sinir hücre membranlarında bulunur.
2)Görme:
DHA isimli omega-3 göz dibindeki retina hücrelerinde yüksek
konsantrasyonda bulunur. Retinanın gelişimi için DHA ayağa siti çok
önemlidir.
3)Sinir
Hücreleri: beyindeki gri dokuda bulunan posfolipidler yüksek oranda DHA
yağ asiti ve araşidonik asit bulunur. Hayvan çalışmaları beyindeki DHA
azaldığında öğrenmenin azaldığını göstermiştir.
4) iltihap hormonları üretimini azaltır
5)Gen etkileşimi yapar.
Yağ Asit Yetmezliği;
Esansiyel yağ siteleri
eksikliğinde klinik olarak bebeklerde büyüme ve gelişmede azalma,
enfeksiyonlara eğilimin artması, yara iyileşmesinin zor olması gibi
belirtiler olur. Omega-3 ve omega-6 az alınınca omega-9 kanda artar.
Kronik yağ emilim bozukluğunda, kistik fibroziste yağ asit yetmezliği
sık görülür.
Omega-3 ve Omega-6’nın Hastalık Önlenmesinde Kullanımı:
1)Erken Doğan Prematüre Bebeklerde mamalara Katılması:
Prematür doğan bebeklerde göz ve
sinir dokusu gelişimi için mamalara DHA katılması düşünülmüştür. Ancak
yapılan bilimsel çalışmalarda faydalı olduğunu bildiren sonuçlar olduğu
kadar faydalı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır.
2) Gebelik:
Gebelikte omega-3 almanın
gestasyonal diyabet (gebelik diyabeti), hipertansiyon ve eklampsi denen
hastalık oluşmasını önlemediği saptanmıştır. Avruapa’da yapılan
çalışmalarda yüksek riskli gebelere son trimestrde (son üç ayda) günde
2.7 gram EPA+DHA yağ asiti verildiğinde prematür doğum riskinin % 33
den % 21’e azaldığı gösterilmiştir. Gebelikte EPA ve DHA alan
annelerinin beyin fonksiyonlarının daha iyi olduğu iddia edilmişse de
ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
3) Kalp Hastalıkları:
Omega-6 Yağ Asiti Kullanımı: .
Omega-6 (linoleik asit, LA) ya
asiti kullanımı bazı çalışmalarda kalp hastalığını önlediği gösterilmiş
bazılarında ise gösterilememiştir. Omega-6 alanlarda kolesterol,
trigliserit ve LDL kolesteroö düzeyleri daha düşük bulunmuştur.
Omega-3 Kullanımı
Alfa linolenik asit (ALA) bir
omega-3 yağ asitidir ve yapılan çalışmalar günde 1 gram ALA alanlarda
koroner kalp hastalığının % 16 azaldığını , riskin % 47 azaldığını
göstermiştir. Omega-3 alınmasıyla kan kolesterolü düşmezken CRP denen
kalp hastalığı riskini gösteren protein azalır.
Uzun Zincirli Omega-3 Yağ Asiti EPA ve DHA Kullanımı:
EPA ve DHA alımı en etkili metot
olup bunları alanlarda kalp ve damar hastalıkları aritmilerin
önlenmesi, ani ölümün önlenmesi, pıhtı oluşumunun önlenmesi, kan
trigliserid düzeyinin azalması, damar sertliğinin azalması, damar
endotelinin düzelmesi ve enflamasyonun azalması ile kendini gösterir.
Bu nedenle kalp krizi ve inme azalır. Bu nedenle haftada en az 2 kez
yağlı balık yemelidir.
Hastalıkların Tedavisinde Kullanımı:
1)Koroner Kalp hastalığı varsa: Günde 1 gram EPA-DHA alınmalıdır
2)Şeker Hastalarında: Özellikle trigliserid yüksekse omega-3 alınmalıdır (1 gram/gün)
3)Trigliserrit Yüksekse: Günde 2 gram DHA+EPA alınmalıdır
4)Romatoit Artrit: Bu hastalarda diğer ilaçların dozunda azalmaya neden olur.
5)Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı: Bu hastalıklarda umut verici sonuçlar alınamıştır.
6)Astım Hastaları: Yapılan çalışmalarda faydası bulunamadı.
7)Depresyon
ve Manik-Depresyon, Şizofreni: Bazı çalışmalarda EPA+DHA alan
hastalarda deprosyonun kısmen düzeldiği veya faydalı olduğu
gösterilmiştir. Manik-Depresyon ataklarında da azalma olmuştur.
Şizofrenili hastalarda da kanda omega-3 yağ asitleri düşük
bulunduğundan EPA verilmiştir. Antipsikotik ilaçlarla birlikte EPA
verilen hastalarda iyileşma daha iyi bulunmuştur.
Hangi Gıdalarda Bulunur:
Omega-6 Yağ Asitleri:
Omega-6 yağ asitleri bitkisel
yağlarda bulunur. Soya yağı, ayçekirdeği yağı, mısır yağında ve susam
yağında omega-6 yağ asiti vardır. Ceviz, badem, fındık gibi kuru
yemişlerde vardır.
Omega-3 Yağ Asitleri:
ALA
(Alfa linoeik Asit) : ALA omega-3 yağ asiti keten tohumu, ceviz ve
bunların yağında bulunur. Kanola yağı da ALA kaynağıdır. Bu nedenle
Kanola yağı en iyi yağlardan birisidir.
Diyetle alınan omega -6’ nın
omega-3’e oranı giderek artmış ve son zamanlarda 10-20/1 olmuştur. Oysa
esas faydalı olan omega-3 yağ asit alımının artırılmasıdır. Bu nedenle
Amerikan Kalp Cemiyeti kalp ve damarları korumak ve ritm
bozukluklarından korunmak için haftada en az 2 defa balık yenmesini ve
koroner kalp hastalığı varsa yaklaşık 1 gram omega-3 ‘ün
eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) karışımı
olarak alınmasını önermektedir.
Eicosapentaenoic Acid (EPA) ve Docosahexaenoic Acid (DHA):
Bunlar en iyi omega-3 yağ
asitleridir. Bunların esas kaynağı yağlı balıklardır. Somon, sardunya,
Tuna balığı gibi yağlı balıklar bu yağ asitlerince zengindir.
Piyasada Nasıl Satılır?
Omega-6 Yağ Asiti:
Borage Oil (yağ), evening
primrose oil içinde çok fazla gama linoneik asit (GLA) vardır ve bu
omega-6’dır. Bu ilaçlar yüksek dozda mide ve barsaklarda yan etki
yapar. Primrose evening oil ürününü epilepsisi olanlar kullanmamalıdır.
Kasılmaları artırabilir.
Omega-3 Yağ Asiti:
Keten tohumu yağında omega-3
(ALA) yağ asiti vardır. Balık yağı içinde EPA ve DHA oranı çok
değişkendir. Bu nedenle bu tür ürünlerin etiketindeki EPA ve DHA
oranını okumak gerekir. Bu ürünler yemekle birlikte iyi emilir. Cod
liver oil de omega-3 içerir ancak bunda yüksek A vitamini vardır. Omega-3 alanlarda yan etki olarak reflüde artma, bulantı ve ishal olabilir.
Omega-3 Alırken Dikkat:
Omega-3 ürünleri 3 gram/güne
kadar güvenle alınırsa da kanama zamanında uzama olmasına dikkat
edilmelidir. Coumadin, aspirin gibi ilaç kulananlar kanama zamanı ve
INR ile takip edilmelidir. Bu ürünler bağışıklık sistemini
baskıladığından sık hastalanan (enfeksiyon geçiren) ve bağışıklık
sistemi bozuk kişilerde kullanmamalıdır. Bazı hastalar trigliserit
yüksekliği için balık yağı alırken LDL kolesterol düzeyini kontrol
etlidir. Yapılan bazı çalışmalarda balık yağı tüketen kişilerde LDL
kolesterolün arttığı saptanmıştır.
İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?
İnsülin hormonu, midenin altında bulunan pankreas
bezindeki beta hücrelerinden salgılanır. Pankreas bezinden insülin
salgılanması kan şekeri seviyesine göre ayarlanır. Kanda şeker artınca
ilk 1-2 dakika içinde pankreastan insülin salgısı hızlı olur ve buna ‘’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi
yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar
bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve
bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji
sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi
dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin
hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu
sayesinde olur. Bir bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir
hormondur. İnsülin hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa
şeker hücreye giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya
çıkar. Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen
diğer hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.
Obezite yani kilo almaya neden olan hormonlardan
birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır. Yüksek
glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten
karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep
yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, acıkma ataklarına ve
kilo almaya neden olur. Kandaki aşırı insülin kilo almanızın en önemli
nedenidir. Bu nedenle kanda insülin düzeyini normal sınırlarda tutmak
kilo vermenizi sağlamaktadır.
Kanda yüksek olan insülin
önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini
yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili
olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci’ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnciinsülin salgılanması gerekir. Pankreastan salgılanan insülin
hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok
çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya
çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.
İnsülin direncinin etkili olduğu
yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer
tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin
yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve
karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri
yükselir. ,
İnsülin hormonu yağ dokusundan
yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca
yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya
yağlar artmaya başlar.
Karaciğerde oluşan şeker üretimi
sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker
hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı
miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100
mg/dl ‘yi geçtiği andan itibaren karaciğerde şeker üretimi artmış
demektir.
İnsülin direnci kilolu kişilerde
daha fazladır ve o yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker
hastalığı görülme olasılığı artar. Özellikle yağın karında iç organlar
etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.
Yağ dokusundan çözünen yağ
asitlerinin kanda çok artması hem insülinin çalışmasını bozar hem de bu
yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da
şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.
KARACİĞER YAĞLANMASI NEDİR?
Karaciğer yağlanması şişman kişilerde sıklıkla
görülen bir durumdur. Karaciğer yağlanması, şişmanlık dışında şeker
hastalığı olanlarda, kan yağları yüksek olanlarda ve tansiyon
yüksekliği olan kişilerde sık görülmesine rağmen nedeni tam olarak
bilinmemektedir. Tedavisi konusunda da tam bir açıklık yoktur.
Karaciğer yağlanması olan hastaların çoğunda basit
yağlanma vardır ve bu hastalık genellikle iyi seyreder ve siroza
dönüşmez. Ancak karaciğerde iltihaplanma yani yağlı hepatit varsa (ikinci dönem) siroz gelişebilir.
Erişkin yaştaki şişmanların %57-75’inde, çocuk şişmanların ise %23-50’sinde karaciğer yağlanması vardır.
Karaciğer yağlanması teşhisi konulan kişilerin
çoğunda, herhangi bir şikayet ve belirti yoktur. Bir kısmı ise
yorgunluk, halsizlik ve karnın sağ tarafında dolgunluk hissederler.
Karaciğer yağlanması olan kişilerin karaciğerlerinde büyüme ortaya
çıkar.
Karaciğer yağlanması olan kişilerde AST (SGOT) ALT (SGPT), alkalen fosfataz ve GGT adı verilen karaciğer testlerinde yükselme olur. Bu testlerin yüksek çıkması o kişide karaciğerde hasar olduğunu gösterir.
Karaciğerde basit yağlanma olan hastaların %59’unda
zaman içinde hastalıkta herhangi bir değişiklik olmazken, %13’ünde
yağlanma kendiliğinden iyileşir. Bununla birlikte hastaların %28’inde
ilerleme ve siroza doğru bir gidiş olabilir.
Karaciğer yağlanmasının tedavisi için kilo vermeli
ve buna uygun bir diyet yapmalıdır. Birlikte şeker hastalığı ve kan
yağlarında yükseklik varsa bu hastalıkların da tedavi edilmesi gerekir.
Karaciğer yağlanması olan hastaların kilo verirken yavaş kilo vermeleri
çok önemlidir. Hızlı kilo verenlerde karaciğer hastalığı kötüleşir.
Çocukların haftada en fazla 500 gram, erişkinlerin ise haftada en fazla
1600 gram kilo vermesi gerekir. Tedavide doktorunuzun önereceği bazı
ilaçlar kullanılabilir.
KAYNAKLAR:
1. Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyeti, Erko yayıncılık, 2010
2. Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral Bitkisel Ürün Rehberi, Gürer yayınları, 2010
|