|
ZAYIFLAMAYA ENGEL OLAN İNSÜLİN HORMONU VEYA İNSÜLİN DİRENCİ
İnsülin Nasıl Salgılanır?
İnsülin hormonu, midenin altında bulunan pankreas
bezindeki beta hücrelerinden salgılanır. Pankreas bezinden insülin
salgılanması kan şekeri seviyesine göre ayarlanır. Kanda şeker artınca
ilk 1-2 dakika içinde pankreasdan insülin salgısı hızlı olur ve buna ‘’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi
yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar
bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve
bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji
sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi
dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin
hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu
sayesinde olur. Bir bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir
hormondur. İnsülin hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa
şeker hücreye giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya
çıkar. Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen
diğer hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.
İnsülin Kilo Yapar
Obezite yani kilo almaya neden olan hormonlardan
birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır. Yüksek
glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten
karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep
yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, açıkma ataklarına ve
kilo almaya neden olur. Kandaki aşırı insülin kilo almanızın en önemli
nedenidir. Bu nedenle kanda insülin düzeyini normal sınırlarda tutmak
kilo vermenizi sağlamaktadır.
İnsülin Direnci
Kanda yüksek olan insülin
önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini
yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili
olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci’ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreasdan salgılanan insülin
hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok
çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya
çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.
İnsülin direncinin etkili olduğu
yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer
tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin
yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve
karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri
yükselir. ,
İnsülin hormonu yağ dokusundan
yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca
yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya
yağlar artmaya başlar.
Karaciğerde oluşan şeker üretimi
sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker
hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı
miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100
mg/dl ‘yi geçtiği andan itibaren karaciğerde şeker üretimi artmış
demektir.
İnsülin direnci kilolu kişilerde
daha fazladır ve o yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker
hastalığı görülme olasılığı artar. Özellikle yağın karında iç organlar
etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.
Yağ dokusundan çözünen yağ
asitlerinin kanda çok artması hem insülinin çalışmasını bozar hem de bu
yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da
şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.
Yağ dokusundan salgılanan
leptin, adiponektin, TNF-alfa gibi hormonların fazla veya azlığı da
şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.
İnsülin Yüksekliğinin Belirtileri:
Yüksek insülin düzeyleri sizde şu sıkıntılara ve şikayetlere neden olur:
a) Sık acıkma ve şekerli gıdalar yemeye neden olur
b) Sabah yorgun kalkarsınız ve kendinizi gün boyu yorgun hissedersiniz. Özellikle öğleden sonraları bitkin olursunuz.
c) Daha sabırsız ve öfkeli olursunuz
d) Enerjiniz azalır, halsiz, bitkin ve yürüyecek haliniz kalmaz
e) Yemeklerden sonra uyku basar ve gün içinde uyuklamalar olur
f) Konsantre olamazsınız, beyin faaliyetleriniz zayıflar, sersemlemiş vaziyette gezersiniz.
g) Horlama ve uyku bozuklukları sıktır
İnsülin Yüksekliğinin İki Önemli Nedeni:
İnsülin yüksekliğinin belenmeyle ilgili iki önemli nedeni şunlardır:
1)Bir öğünde aşırı karbonhidrat yemek
2)Bir öğünde aşırı kalori almaktır.
Karbonhidratların fazla alınması insülin
salgılanmasını artırdığı gibi kalorinin fazla alınması da yağ
oluşmasına neden olacak şekilde insülin yüksekliği oluşturur.
GECE YEME SENDROMU, TIKANIRCASINA YEMEK YEME ve İŞTAH KONTROLU
GECE YEME SENDROMU VE TIKANIRCASINA YEMEK YEME
Gece Yeme Sendromu:
Gece yeme sendromu, bir günde yenen gıdaların en
azından %25-50’sini akşam yemeği ile ertesi sabah arasında geçen sürede
yenmesi durumudur. . Bu kişilerde sabah kahvaltı yapma isteği veya
iştah yoktur. Diğer önemli bir özellik ise uykuya dalmakta zorluk
çekmeleridir. Bu kişiler gece uykudan uyanır ve buzdolabına koşarak
kontrolsüz bir şekilde aşırı yemek yerler. Gece yeme durumu sıklıkla
stresli kişilerde görülür ve fazla kilolulığa neden olur. Fazla kilolu
kişilerin önemli bir kısmında gece yeme durumu vardır. Gece yeme
sendromu olan kişilerde stres hormonu dediğimiz kortizol hormonu ve
beyinden salgılanan CRH hormonunun salgılanmasında ve strese verdikleri
cevapta anormallik vardır.
Gece yemelerinin altında uyku bozuklukları veya
uykuda nefes durması gibi hastalıklar olabilir. Bu nedenle gece çok
atıştıran ve uykudan uyanıp buzdolabına koşan kişilerde uyku
bozuklukları ve uyku apnesi hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır.
Bu kişilerin çoğu gece yeterli uyku uyuyamadıkları
için gündüzleri uyuklar vaziyette dolaşırlar. Sabahları ise sersemlemiş
bir vaziyette uyanırlar ve çok öfkeli olurlar.
Bu kişilerde psikoterapi, kas gevşeme eğitimleri, egzersiz yapmak ve bazı ilaçların faydalı olduğu ortaya konmuştur.
Gece yemelerini azaltmak için şeker yükü fazla olan
reçel, bal, şeker, beyaz ekmek, patates püresi, beyaz pirinç pilavı
gibi gıdalar almamalı, egzersiz yapılmalı, gece saat 22.00’de yatmalı
ve stres yaratan etkenlerden uzak durulmalıdır.
Tıkanırcasına Yemek Yeme:
Tıkanırcasına yemek yeme (Binge eating) bir
psikiyatrik hastalıktır. Kontrol edilemeyen aşırı yemek yeme nöbetleri
vardır. Fazla kiloluların %1.3-30.1’inde tıkanırcasına yemek yeme
durumu vardır. İlginç olanı tıkanırcasına yeme sıklığı fazla kilolu
olmanın derecesi artıkça artar. Bu kişilerde sıklıkla depresyon
belirtileri vardır ve yeme nöbetleri çoğunlukla gece ortaya çıkar. Yeme
nöbetlerinin iki özelliği vardır:
1. Belirli bir zaman içinde (örneğin 2 saat içinde) başka kişilere nazaran aynı şartlarda daha çok yemek yemek.
2. Bu nöbetler sırasında aşırı yemek yemeyi kontrol edememek.
Bu hastalar aşırı yeme durumundan sıkıntı duyarlar
ve pişman olurlar. Tıkanırcasına yemek yeme hastalığının teşhisi için,
kişinin haftada en az iki kez yeme nöbeti yaşaması ve bunu en az altı
ay sürdürmesi gerekir. Çoğu kişi tedavi olmadan düzelebilirse de bu
kişilerin çoğunda aşırı kilo alma gözlenir. Bu tür yeme nöbetleri olan
kişiler bir psikolog veya psikiyatristen yardım almalıdırlar.
Yemek Yeme Olayının Başlaması ve Sonlandırılması:
Günlük yaşantımızda bize basit gibi gelen yemek
yemeye başlama ve doygunluk hissi duyarak yemeği kesmemiz, aslında
üzerinde uzun yıllardır araştırma yapılan ve hâlâ önemli bir kısmı tam
anlamıyla bilinmeyen bir olaydır. Yemeğe başlama olayında öğrenilmiş
davranışlar, vücuttan gelen uyarılar, psikolojik etkiler, gıdanın
görümü, kokusu, lezzeti, sosyal ortam ve çevre değişiklikleri etkindir
ve bunların hiçbirinin hormonlarla ilgisi yoktur. İnsanlar açlık hissi
duymadan da yemek yemektedirler.
Aslında yemeye başlamamız, daha çok öğrenilmiş bir
olaydır. Yemeğin sonlandırılması ise hormonlarla sağlanır. Yemek
yedikten sonra midenin şişerek gerilmesi ve bağırsaklardan salgılanan
hormonlar doygunluk hissi yaratarak yemeği sonlandırırlar.
Alınan gıdanın içeriği de tokluk hissinde etkili
olur. Proteinler daha fazla tokluk hissi verirken, yağlar fazla
doygunluk sağlamaz. Tersine, yemeğin yağlı olması, yemeğin tadını
artırarak daha fazla yemek yenmesine yol açar. Posalı gıdalar ise
kişileri daha fazla tok tutar.
Gıda alımının başlaması, devam etmesi ve
sonlandırılması vücudumuzdan beynimize gelen bazı uyarıların etkisiyle
olur. Bu sinyal veya uyarılardan bazıları şunlardır:
· Beynimizin hipotalamus bölgesinden salgılanan bazı hormonların iştah üzerinde yaptığı etkiler
· Yemek yiyince kanda artan insülin hormonunun beyinde yaptığı etkiler
· Yağ dokularından salgılanan ve beyine etki eden leptin hormonu
· Kan şekerinin azalması veya artması beyine etki ederek iştahı azaltır veya artırır
· Vücudumuzdaki sinir dokularıyla beyine ulaştırılan iştah ile ilgili bazı sinyaller
· Mide ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonların beyine etki etmesi
Yukarıda belirtildiği gibi gerek beyinden salgılanan
hormonlar gerekse bağırsaklarımızdan salgılanan bazı hormonlar yeme
olayında etkili olmaktadır. Bu nedenle yeme olayının başlaması ve
sonlandırılması çok karmaşık bir olaydır.
Kandaki şeker düzeyinde geçici bir azalma, beyindeki
bazı bölgeleri harekete geçirerek yeme davranışını başlatmaktadır.
Ancak kandaki şeker düşüklüğünün beyin tarafından nasıl saptandığı
henüz tam olarak bilinmemektedir.
Tüm bu sinyallerin karmaşık etkisiyle gıda alımında
düzenleme ve böylece yeme davranışı oluşur. Bu sinyallerdeki küçük bir
hata, aşırı beslenmeye yol açarak kilo alınmasına neden olmaktadır.
Beynimizin hipotalamus bölgesinde, iştahın
düzenlenmesinde rol alan hormonlar daha yeni ortaya çıkarılabilmiştir,
ancak her geçen gün bu bölgeden salgılanan yeni bir hormon
saptanmaktadır.
Beynimizde Bulunan Açlık ve Tokluk Merkezleri
Beynimizin hipotalamus bölgesinde ‘arkuat nukleus’
denen bir bölge vardır ve bu bölge vücudumuzdan gelen uyarı veya
sinyalleri alan ve bunları beynin diğer merkezlerine yönlendiren ve
beslenmeyi düzenleyen bir doyum merkezidir. Beynimizin bu bölgesine
vücudumuzdan salgılanarak buraya kan yoluyla gelen leptin ve insülin gibi hormonlar etki ederek iştah üzerinde etkili olurlar. Hipotalamus’un
yan bölümleri ise bir yemek yeme merkezidir ve bu merkezin hasara
uğraması durumunda açlık, aşırı yeme ve sonunda fazla kilolulık ortaya
çıkar.
Açlık ve Tokluk Sırasında Salgılanan Hormonlar
Hormonlarla ilgili yeni keşifler, insanların nasıl
acıktığı veya nasıl tokluk duyduğunu daha iyi anlamamızı sağlamıştır.
Bununla birlikte insanların neden yemek yediği, bu hormonlarla kısmen
açıklanabilmektedir. İnsanlar vücut ihtiyaç duyduğu için, psikolojik
nedenlerle veya bilinmeyen başka nedenlerle yemek yerler.
En azından bir düzine hormon açlık ve tokluk hissi yaratmaktadır. Son yapılan keşifler kalın bağırsaktan salgılanan PYY3-36 isimli bir hormonun doygunluk hissi verdiğini, mideden salgılanan Ghrelin isimli hormonun yemek öncesi kanda hızla artarak yemeyi başlattığını göstermiştir. Yağ hücrelerinden salgılanan leptin isimli hormon ise iştah konusunda ve kilo alıp vermede insülin
hormonu ile birlikte kilit bir rol oynamaktadır. Bu hormonları kontrol
edebilirsek kilo vermede veya fazla kilolu olmanın tedavisinde büyük
adımlar atılmış olacaktır.
İnsanların bir kısmı tok olduğu halde, yemeye devam
ettiği gibi, huzursuz olduğunda, stresli olduğunda veya üzgün olduğunda
da yemek yer. Ancak şeker yükü fazla olan ve kan şekerini ve insülin
hormonunu kanda hızla yükselten beyaz ekmek, beyaz pirinç pilavı,
kurabiye gibi gıdalar, yendikten kısa bir süre sonra tekrar acıkmaya
neden olmaktadır. Bu gıdalar yendikten sonra kanda yükselen insülin
hormonu kan şekerini daha fazla düşürerek açlık hissi duymamıza neden
olmaktadır. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi gıdalar arasında, en
fazla tokluk hissi veren proteinlerdir. İştahın veya tat almanın
oluşmasında genlerimizin rolü de büyüktür. Bazı bilim adamları ise
insanların her gün aynı hacimde gıda aldığını, bu nedenle gıda hacminin
posalı gıdalar, meyve ve sebzelerden oluşmasının kilo kaybında önemli
olduğunu ileri sürmektedirler.
Açlık durumunda hormonlarımızda da bazı değişiklikler olmaktadır. Açlık durumunda kandaki şeker düşünce böbrek üstü bezinden adrenalin hormonu salgılanır. Arkasından pankreas bezinden glukagon isimli hormon salgılanır. Bu hormonlar yani adrenalin ve glukagon karaciğer ve kaslarda depolanmış olan şekerin kana karışmasını sağlarlar ve kan şekeri daha fazla düşmez. Ancak glikojen dediğimiz bu glikoz depoları
biterse kan şekeri düşmeye başlar. Düşen şeker bu depo şekerden
karşılandığı gibi proteinlerin şekere dönüştürülmesi ile de
dengelenmeye çalışılır. Ancak vücudumuzdaki yağlardan şekere dönüşüm
olmaz. Burası çok ilginçtir. Kandaki şeker fazla olunca yağ halinde
depolandığı halde, yağlar şeker haline dönüşemez. Bu nedenle şeker
azlığının olduğu uzun açlıklarda bu defa yağ asitleri yanmaya başlar.
Bu arada kandaki insülin ve leptin hormonu da azalır. Bu
yağ asitleri yanınca vücudumuzda keton denen başka yağ asitleri oluşur
ve beynin çalışması için bunlar kullanılmaya başlar. Vücutta artan
ketonlar da açlık hissini artırır.
Beyinde Oluşan, Mutluluk ve Doygunluk Hazzı Veren Serotonin Hormonu:
İştah ve uykunun düzenlenmesinde rol oynayan çok önemli bir hormon olan serotonin beyinde salgılanır. Yediğimiz karbonhidratlar insülin salgılanmasını uyarırken, serotonin hormonunda da geçici olarak aşırı bir salınmaya neden olurlar. Beyinde serotonin azalınca tatlı şeylere hücum eder, tatlı yemek isteriz. Özellikle çikolatada bol bulunan triptofan isimli aminoasit beyinde serotonine dönüşerek mutluluk verir. Atıştırma ile pankreas bezinden insülin salınır ve bu insülin serotoninin
geçici olarak yükselmesini sağlar. Böylece fazla kilolulık için bir
tuzak olan bu atıştırmalar kilo almaya neden olur. Bu nedenle insülin ve serotoninin kontrol altına alınması kilo kaybı açısından çok önemlidir. Stresli durumlarda da beyindeki serotonin azalır ve daha fazla serotonine ihtiyaç duyulduğundan atıştırmalar başlar. Bu nedenle kilo vermek isteyen kişiler düzenli bir serotonin salgısı için düzenli uyumalı ve stresten uzak durmalıdır.
GİZLİ ŞEKER, METABOLİK SENDROM VE ZAYIFLAMA
KİLOLU KİŞİLERDE GİZLİ ŞEKER RİSKİ
Şeker Hastalığının Gelişim Evreleri
Kilolu bir kişide şeker hastalığı 4 aşamada adım
adım gelişir. Aşağıda verilen bu aşamaları her kişi fark edemez ve kan
şekeri yükselince şeker hastası olduğunu anlar.
Bu aşamalar aşağıda verilmiştir:
- Reaktif hipoglisemi (Kan şekeri düşüklüğü) evresi
Ailesinde
şeker hastalığı olan kişilerde 5-10 yıl önce yemek sonrası kan
şekerinde düşmeler olmaya başlar. Bunu anlamak için şeker yükleme testi
3 veya 4 saatlik yapılır. 3. ve 4. saatte kan şekerini 80 mg/ dl’nin
altına düşmesine hipoglisemi veya kan şekeri düşüklüğü diyoruz. Bu
esnada terleme, çarpıntı, nabız ve bazen tansiyon yükselmesi görülür.
Bu durumun nedeni insülin seviyesinin yenen yemek sonrası kanda hızla
yükselmesi ve daha sonrası kan şekerini düşürmesidir.
- Dönem: Açlık kan şekerinde bozukluk:
Açlık kan şekeri 90 ile 126 mg./dl arasında olduğu halde tokluk kan şekerinin normal olmasıdır.
- Dönem: Tokluk kan şekerinde yükselme:
Tokluk
kan şekerinin, yani yemek sonrası 2. saatte 140-199 mg/dl arasında
olması durumudur. Bu duruma “gizli şeker “ hastalığı da denir. Bu
hastalarda bir süre sonra şeker hastalığı gelişir.
Bu
dönemde şeker hastalığı ortaya çıkmıştır. Artık kan şekeri 126 mg/dl
veya daha yüksektir veya tokluk kan şekeri 2. saatte 200mg/dl’den daha
yüksektir.
Aşırı Kilo Şeker Hastalığı Yapar:
Aşırı kilolu kişilerde Tip2 diabetes mellitus dediğimiz erişkin tipi şeker hastalığı oluşma riski normal kilolu kişilere göre 4 kat daha fazladır. Tip 2 diabetli
hastaların %60-90’ı fazla kiloludır. Orta derecede fazla kilolu
kişilerde normal kilolu kişilere göre şeker hastalığı görülme riski
30-40 kat daha fazladır.
Fazla kilolu kişilerde şeker hastalığı gelişimine neden olan 3 esas neden şunlardır:
1) kandaki insülin hormonunun yüksekliği ve etki gösterememesi,
2) kanda yağların fazla olması
3) yağ hücrelerinden şeker hastalığı yapan bazı hormonların fazla salgılanması neden olmaktadır.
Fazla kilolu kişilerde kan şekerini yükselten dört neden vardır. Bunlar:
1-Pankreasdan insülin salgısının azalması
2-Karaciğerden glukoz (şeker) üretiminin artması
3- Kan dolaşımında yağların artması
4-Kan şekerinin kas ve yağ dokusu tarafından hücre içine alınamamasıdır
Fazla kilolu olmanın şeker hastalığı oluşturması şu etkenlere bağlıdır:
1-Fazla kilolu olmanın derecesi: Fazla kilolulık derecesi arttıkça şeker hastalığına yakalanma riski artar.
2-Fazla kilolu olmanın süresi: Fazla kilolulık süresi uzadıkça şeker hastası olma olasılığı artar.
3-Vücut ağırlığının hızla artması: Birden hızla kilo alma şeker hastalığının ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
4-Yağların vücutta biriktiği yer: Yağların
mide ve iç organların etrafında toplandığı erkek tipi fazla kilolulık,
şeker hastalığı yönünden daha büyük risk taşır ve bu tip fazla
kilolular şeker hastalığına daha kolay yakalanırlar.
Fazla kilolu Kişiler Şeker Hastalığından Nasıl Korunur?
Fazla kilolu kişiler şeker hastalığı gelişimi önlemek için şu önlemleri almalıdırlar:
1-İdeal kiloya kadar zayıflamak.
2- Gİ diyeti uygulamak:: Lifli sebze ve meyveyi
fazla, unlu ve şekerli gıdaları az tüketmek, doymuş yağ yerine doymamış
yağ yemek,
3-Egzersiz yapmak: Her gün en az 30 dakika yürüyüş yapmak
Tip 2 Diyabet Oluşumunda Beslenmenin Yeri
Yavaş sindirilen liften zengin besinlerin bizi şeker
hastalığından koruması mümkündür. Lifli yani posalı gıdalarla beslenen
kişilerde tip 2 diyabet gelişme sıklığı azdır. Harvard Tıp
Fakültesinden Prof. Willet’in yaptığı 30 yıllık bir beslenme ve
hastalık ilişkisi çalışmasında tahıllı liflerden fakir ve glisemik
yükleri yüksek besinlerle beslenen kişilerde tip 2 diyabet riskinin
arttığı saptanmıştır. Tam tahıl yiyenlerde rafine yani işlenmiş tahıl
yiyenlere göre şeker hastalığı daha az görülür. Bu yüzden beyaz ekmek
yerine tam buğday unundan yapılmış ekmek yemek çok büyük önem taşır.
Sebze ve meyve ile daha çok beslenmek, baklagilleri ve tam tahılları daha fazla tüketmek bizişeker hastalığından korumaktadır.
İnsülin hormonu sıvı yağ tüketenlerde daha iyi
çalışmaktadır. Bu nedenle margarin gibi katı yağlar yenmemelidir. Omega
–3 alımı şeker hastalığını önlemektedir. Omega 3 alımını artırmak için
balık tüketimini artırmak gerekir.
Gizli Şeker veya Pre-Diabet
Açlık kan şekerinin 90 ile 126 mg/dl arasında olmasına ‘’Açlık Kan şekeri Bozukluğu’’
adı verilirken, kan şekerinin yükleme testi sırasında (75 gram glukozla
yapılan şeker yükleme testinde) 2. saattte 140 ile 199 mg/dl arasında
çıkmasına ise '‘ Şeker tolerans bozukluğu’’ veya ‘’Gizli Şeker’’ adı verilir. İşte hem açlık kan şekeri bozukluğuna hem de glukoz tolerans bozukluğuna ‘’Pre-Diabet’’ adı verilir. ‘’Pre’’ sözcüğü latince ‘’ön’’
anlamına gelmektedir. Diğer bir deyimle şeker hastalığının ön devresi
demektir. Bu kişilerde düşük glisemik indekse dayalı beslenme ile (Gİ
diyeti ile) hastalık geriletilebilir veya ortaya çıkması geciktirilir.
Metabolik Sendrom
Kalp ve damar hastalıklarına neden olan
hipertansiyon, fazla kilolulık, şeker Hastalığı ve kan yağlarında
yükseklik gibi hastalıkların aynı kişide birarada görülmesine metabolik sendrom veya metabolik travma denir. Bu duruma ‘insülin rezistans sendromu’ adı da verilir.
Metabolik sendrom’un başlıca özelliği veya başlatıcı özelliği vücutta yağ miktarının artmasıdır. Yağ miktarı artınca kanda insülin düzeyi artmakta ve sonunda insülin yüksekliğine
bağlı olarak şeker hastalığı, kan yağlarında yükselme, tansiyon
yükselmesi ve fazla kilolulık aynı kişide ortaya çıkmaktadır.
Metabolik sendromlu hastalarda karaciğer yağlanması, kanda ürik asit yüksekliği, kadınlarda polikistik over sendromu ve erkeklerde prostat büyümesi de sık görülmektedir.
Bir kişide metabolik sendrom var diyebilmek için, o kişide aşağıda sıralanan bozuklukların bir arada bulunması gerekir:
· Erkek tipi fazla kilolulık (yağların karında
birikmesi): Erkeklerde bel çevresinin 102 cm’den fazla olması,
kadınlarda 88 cm’den fazla olması
· Kanda trigliserit denen yağın 150 mg/dl den fazla olması
· HDL kolesterol denen iyi kolesterolün erkeklerde kanda 40 mg/dl, kadınlarda ise 50 mg/dl’den az olması
· Tansiyon yüksekliği (Hipertansiyon) bulunması: Büyük tansiyonun 13, küçük tansiyonun 8.5’ dan fazla olması
· Açlık kan şekerinin 90ZAYIFLAMA NASIL OLMALI - NE KADAR KİLO VERMELİ?
NE KADAR KİLO VERMELİ?
Zayıflamada Hedefler Nedir?
Zayıflamak isyeyen bir kişi için 3 hedef vardır. Bunlar:
* Kilo kaybını sağlamak
* Kilo kaybı sonrası ulaşılan kiloyu devam ettirmek
* Kilo almayı önlemek
Görüldüğü gibi ilk amaç kilo vermektir. Ancak kilolu
kişilerin çoğu bir süre sonra tekrar kilo aldığından, verilen kiloların
tekrar alınmaması da kilo vermek kadar önemlidir.
Kilo vermeyi başarabilmiş 3000 kilolu kişiye uygulanan bir ankette, bu kişilerin:
- Egzersiz yaptığı
- Daha az yediği (1400 kalori ve altında)
- Şeker
ve tatlıları kestiği, az yağ ve çok sebze meyve yediği saptanmıştır. O
halde kilo vermenin en önemli unsurları, kalorisi düşük bir beslenme,
egzersiz yapmak, tatlılardan ve şekerden uzak durmaktır.
Motive Olmanın Önemi
Kilo vermeye istekli olmak ve kilo vermenin
faydalarını bilmek zayıflamanın ilk kuralıdır. Zayıflamak isteyen
kişinin yeme davranışını değiştirmesi, hareketli bir yaşam sürdürmesi
gerektiğine ve egzersiz yapmanın faydalarına inanması gerekir. Diğer
bir deyimle, kilolu bir kişi kilo vermeye beyin olarak hazır ve
başarmak için kesin kararlı olmalıdır. Kilo verme programını takip
edemeyecek kişiler ise hiç değilse daha fazla kilo almamaya yönelik
önlemleri benimsemelidir.
Ne Kadar Kilo Vermeli?
Zayıflama eyleminin başlangıçtaki hedefi, 6-12 aylık
bir zaman içinde, vücut ağırlığının %10-15’i oranında kilo vermektir
(yaklaşık 5-10 kg). Diyette uygulayacağımız 500-1000 kilokalorilik bir
eksik bize haftada 0.5-1.0 kg verdirir. Bu durumda hedefimiz, haftada 1
kg, ayda 4 kg vermek olmalıdır. Daha sonraki hedef ise, bu kiloyu
korumak ve tekrar kilo almamaktır.
Zayıflayan kişilerin çoğu, kısa sürede %10 kilo
kaybı sağlarlar, ancak bunların 2/3’ü bir yıl içinde ve neredeyse
tamamı 5 yıl içinde, tekrar kilo alırlar. Bunun nedeni beslenme
alışkanlığını ve yaşam tarzı değişikliğini bırakmalarıdır. Bu nedenle
diyet (Gİ tipi beslenme) ve egzersiz, yaşam biçimi haline getirilerek
ömür boyu sürmelidir.
Kilo Vermenin Faydaları
Fazla kilolu bir kişinin kilo vermesi onun ömrünü uzatır ve hastalıklara yakalanma riskini büyük ölçüde azaltır.
10 kg’lık kilo kaybıyla ölüm riski %20’den fazla azalmaktadır. Yine 10 Kg’lık bir zayıflama büyük tansiyonda 1 cmHg, diastolik
yani küçük tansiyonda 2 cmHg’lık azalma olmaktadır. Verilen her 1 kg
ile büyük ve küçük tansiyonda 0.1 mmHg azalma olmaktadır. Şeker
hastalığı varsa 10 Kg zayıflayınca açlık kan şekerinde %50 oranında
azalma olmaktadır.
1 kg zayıflamakla kandaki toplam kolesterol düzeyinde 2.28 mg/dl, LDL-kolesterol denen kötü kolesterolde 0.91 mg/dl ve trigliserid denen bir başka yağ türünde 1.54 mg/dl düşme olmaktadır.
Kilo verildiğinde, kan dolaşımındaki, kalp hastalığına neden olan C-reaktif protein (CRP)
adı verilen iltihap yapıcı proteinler ile kan pıhtılaşmasını artırarak
kalp krizine neden olan proteinlerde de ciddi azalmalar olur.
Görüldüğü gibi kilo vermek yaşamı uzatmakta,
tannsiyonu düzeltmekte, yüksek olan kan yağlarını ve şekerini
düşürmektedir. O halde zayıflamanın bu faydalarından yararlanmak için
sağlıklı beslenme ve spor ile fazla kiloları vermek için uğraşmalıyız.
Hızlı Kilo Vermek İyi Değil
Hızlı kilo verenlerde, safra kesesinde taş oluşum
riski artabilir ve kandaki ürik asit düzeylerinde yükselme olabilir. Bu
nedenle kan ürik asit düzeyleri ölçülmeli ve safra kesesi ultrasonu
yapılmalıdır. Aratan ürik asit düzeyinin böbrek taşı yapmasını
engellemek için kilo verirken günde en az 2 litre su içilmelidir.
Bayanlarda hızlı kilo verme adet bozukluğu ve hatta
adetlerin kesilmesine neden olabilir. Bu nedenle yavaş olarak kilo
vermek daha faydalıdır.
Kısa zamanda fazla kilo verenlerde saç dökülmesi,
halsizlik ve bitkinlik te görülebilir. Kandaki potasyum ve sodyum
düzeylerinde oluşcak değişiklikler kalp atım bozukluklarına neden
olabilmektedir.
Zayıflamak İçin Ne Yapmalı?
Zayıflamak için 3 araç vardır. Bunlar:
1- Davranış veya yaşam tarzı değişikliği
2- Sağlıklı beslenmek veya Gİ diyeti
3- Egzersiz
Zayıflamak isyeten kişinin eski alışkanlıklarını değiştirmesi, glisemik indeks diyeti uygulaması ve egzersiz yapması gerekir.
Beslenme değişikliğinden itibaren düzenli olarak ağırlığınızı ve bel çevrenizi ölçü kaydediniz.
mg/dl’ den fazla olması
Son zamanlarda metabolik sendromlu hasta sayısında giderek büyük bir artış görülmektedir. ABD’de metabolik sendromlu hasta sayısı, orta yaşlardaki kişilerde %20-30’u hatta son zamanlarda %40’ı bulmuştur. Ülkemizde de % 30 civarındadır.
Metabolik sendrom yaşam süresini kısaltan çok önemli bir sağlık sorunudur.
Sabah yorgunluğunuz varsa, gece uykudan kalkıp tatlı
bir şeyler yemek istiyorsanız veya öğle yemeği sonrası yorgunluk ve
halsizlik oluyorsa insülin direnci olabilir. İnsülin direnci
kalıtımsal olabildiği gibi öğün atlamak, hareketsizlik, şekerli ve unlu
gıdaları fazla yemek ve fazla kilolulık nedeniyle de oluşur.
Metabolik sendrom’dan korunmak ve kandaki insülin düzeyini azaltmak için düşük glisemik indeksli karbonhiratları yemek yani Gİ diyeti uygulamak gerekir.
ZAYIFLAYAMAMANIN EN ÖNEMLİ NEDENİ: AÇLIK ATAKLARI VE TATLI İSTEĞİ
KİLO VEREMEMENİN ÖNEMLİ NEDENİ: TATLI İSTEGİ VE ACIKMA ATAKLARIDIR
Yemek sonraları kan şekeri düşüklüğü, yaşamı çok
kötü etkileyen, enerjiyi düşüren, halsizlik, yorgunluk ve baş dönmesi
yapan, iş verimini düşüren ve sizi kızgın, öfkeli, sabırsız bir hale
getiren bir durumdur. Çok sık olmasına rağmen üzerinde pek durulmayan
önemli bir hastalıktır. Kilo veremeyen kişilerin çoğunda reaktif
hipoglisemi vardır.
Gün içinde acıkma atakları oluyor ve şekerli
gıdalara saldırıyorsanız; öğleden sonraları baş ağrısı varsa; uykudan
birkaç saat sonra gece yarısı uyanıyor ve zor uyuyabiliyorsanız; kötü
rüyalar görüyor ve devamlı bir yorgunluk varsa; öğleden sonra canınız
şeker veya kahve içmeyi çok istiyorsa; baş dönmeleri varsa; yemek
yiyinceye kadar halsizlik ve yemek gecikince kendinizi bitkin
hissediyorsanız; halsizliğiniz yemek yiyince düzeliyorsa; yemek
gecikince ellerde titreme ve çarpıntı oluyorsa; çok duygusalsanız,
çabuk sinirleniyor ve kontrolünüzü kaybediyorsanız; yemek önceleri çok
huzursuzsanız; yemeklerden sonra uyku basıyor ve gün boyu
uyukluyorsanız, bu belirtiler kahvaltı öncesi de oluyorsa, kan
şekerinizde düşüklük olabilir. Bunun başlıca nedeni de dengesiz
beslenme, fazla karbonhidratlı, nişastalı gıdalar ve şeker yeme, stres
ve aşırı kafein alımı (kahve, çay, kola) veya ailenizde şeker hastalığı
olmasıdır.
Kilolu kişilerde hipoglisemi atakları daha fazla
görülürse de, normal kilolu ancak egzersiz yapmayan ve depresyon
yaşayan kişilerde de kan şekeri düşüklüğü olabilir. Bu kişilerin bir
kısmı psikolog ve psikiyatrlarda depresyon tedavisi görürler. Kan
şekerinde düşme, genellikle sabah saat 11.00 ve öğleden sonra saat
16.00 civarında daha sık olur. Bu hastalar bu saatlerde biraz daha
yorgun olurlar, hafif baş ağrısı, depresyon ve derin bir açlık
hissederler. Bu nedenle de, bu saatlerde çikolata, kek, pasta, kurabiye
yer veya kola içerler. Bu gıdaları alan kişinin şikayetlerinde hafif
bir düzelme olur. Sabah saat 11.00’de oluşan kan şeker düşüklüğünün
nedeni sabah kahvaltıda yenen şekerli ve nişastalı gıdalardır. Öğle
yemeğinde yenen tatlı ve nişastalı gıdalar da öğleden sonra, saat
16.00’da kan şekeri düşmesine neden olur. Buna karşılık sabah ve
öğleyin proteinli gıda alanların kan şekerinde pek düşme olmaz. Kan
şekeri düşünce yenen şekerli gıdalar 30-60 dakika süreyle bir rahatlık
sağlar, ama daha sonra kan şekeri tekrar düşer. Sonunda bu kişiler gün
içinde kan şekerinde yükselme ve düşmeler yaşar ve bol miktarda şeker,
çikolata ve buna benzer şekerli gıdalar tüketirler. Bu kişiler sabah
kalktıklarında huzursuzdurlar, kavga etmeye ve tartışmaya
eğilimlidirler. Bir şeyler yedikten sonra rahatlarlar
Bazı kilolu kişiler ise diyete başladıktan sonra,
baş dönmesi ve açlık atakları ortaya çıktığı için diyeti bırakırlar.
Bunun nedeni kan şekerinin düşmesidir. Kan şekerinin düşmesini önlemek
için, tam tahıl ürünleri (tam buğday ekmeği, çavdar gibi), sebze ve
meyve yemelidir. Bu kişiler diyet yaparken üç ana öğün üç ara öğün
yemek yemelidirler.
Hipoglisemi-şeker düşmesi ataklarının olması stres
hormonlarını yani adrenalini artırır ve anksiyete, panik atak ve
depresyon gibi psikoloji sıkıntılar ortaya çıkar.
Kısaca özetlersek, kan şekeri düşmelerine tıp dilinde hipoglisemi denir ve bu kişilerde şu belirtiler ortaya çıkar:
· Halsizlik, bitkinlik
· Psikolojik durumda değişiklik
· Sinirlilik
· Baş ağrısı
· Ellerde titreme
· Bulantı
· Görmede bulanıklık veya çift görme
· Soğuk terleme
· Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme
· El ve ayakta çözülme, iç titremesi ve kas ağrıları
· Baş dönmesi
· Soluk ve terli bir görünüm
· Ani başlayan bir yorgunluk hissi
· Şiddetli yorgunluk
· İç ezilmesi ve yeme isteği
· İsteksizlik
· Anksiyete, depresyon ve kontrolü kaybetme
· Allerjiler (astım, saman nezlesi ve ciltte alerjik bulgu eğilimi)
· Bazı şeylerden korkma (fobi)
· Uykusuzluk
· Şekerli gıdalara saldırma
· Unutkanlık
· Sebepsiz yere ağlama
· Şiddetli kan şekeri düşmelerinde bayılma ve koma
Geceleri uykuda kan şekeri düşüyorsa şu belirtiler görülebilir:
· Huzursuz bir şekilde uyanmak
· Pijama, gecelik ve yastık kılıflarının terden ıslanması
· Hızlı kalp çarpıntısı ile uyanma
· Huzursuzluk ve uykuya dalamama
· Sabah baş ağrısı ile uyanma
· Unutkanlık
· Üşüme ve ellerde soğukluk
· Bazen karın ağrısı ve kilo alamama da olabilir
· Sersem bir şekilde uyanma veya sabah uyanmada zorluk
Bu tür şikayetleri olan kişilerin gece, sabaha karşı 02.00 civarında kan şekerini ölçmek gerekir.
Kan şekeri düştüğünde hemen 1-2 kesme şeker yenmesi
gerekir. Durum bununla düzelmiyorsa, hemen bir acil servise
başvurulmalı ve serum takılmalıdır.
Yukarıdaki belirtileri sık sık yaşayan kişilerde hipogliseminin nedeni araştırılmalıdır.
Hipogliseminin nedenleri şunlar olabilir:
· Kanda insülinin yüksek olması (insülin direnci)-aşırı kilo
· Kortizol düşüklüğü (böbrek üstü bezinin az çalışması)
· Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi)
· Pankreasta insülinoma denen tümör olması veya pankreas iltihabı (pankreatit)
· Böbrek ve karaciğer hastalığı
· Beyinde bulunan ve birçok hormon salgılayan Hipofiz bezinin az çalışması
· Şeker hastalığının başlangıcında
· Mide ameliyatı geçirmiş olmak
· Alınan şekerli gıdaya reaksiyon olarak (reaktif hipoglisemi)
· Çok alkol almak
· Uzun süre stres altında kalmak
· Çok düşük kalorili diyet yapmak
· Kısa zamanda çok kilo vermek
· Şekerli gıdaları çok yemek
· Yetersiz gıda alıp aşırı egzersiz yapmak
· Aşırı sigara içmek
· Kafeinli içecekler (kahve,çay, kola) ve fazla çikolata yemek
Bu nedenlerin araştırılması ve nedene uygun tedavi
yapılması gerekir. Uzun süreli şeker yükleme testi (Oral glukoz
tolerans testi) (OGTT) teşhiste faydalı bir yöntemdir. Bu testte kişiye
önce 75 gram glukoz içirilir ve yarım saat, 1 saat, 2 saat, 3 saat
sonra kan şekerine bakılır. Alınan bu kanlarda, kan şekerinin 80
mg/dl’nin altına inmesi reaktif hipoglisemi olduğunu gösterir.
Normal bir kişide OGTT sırasında şeker içildikten yarım saat sonra, kan
şekeri 100 mg/dl civarında, 1 saat sonra 120 mg, 2 saat sonra 140 mg
civarında olur ve 3. ve 4. saatlerde açlık seviyesi olan 80-90 mg/dl’ye
düşer. Kan şekeri düşünce mide ve bağırsaklarda ritmik kas kasılması
başlar ve açlık hissedilir. Anormal açlık hissinde kasılma daha fazla
olur ve kramp ve ağrı yapabilir.
Kan şekeri düşüklüğünden kurtulmak için Gİ diyeti uygulamak gerekir. Bu kişilere önerilerimiz şunlardır:
- Yemekler
az ve sık yenmeli, proteinden zengin, ancak düşük glisemik indeksli
karbonhidratlar (kan şekerini yükseltmeyen) yenmelidir
- Şeker düşmesi atakları sık oluyorsa, yemek aralıkları üç saatten fazla olmamalıdır (Günde 3 ana öğün 3 ara öğün alınmalıdır)
- Rafine gıdalar (beyaz ekmek, patates püresi ve şeker gibi) gıdalar yenmemelidir
- Protein alımı (beyaz et, balık) biraz artırılmalıdır
- Tam
tahıl, bakliyat, sebze ve meyveye dayalı bir beslenme uygulanmalıdır.
Ceviz, badem tüketimi artırılmalıdır (diğer gıdalardan az yiyerek)
- Kahve, çay, sigara, kola gibi kan şekerini düşüren içeceklerden uzak durmalıdır
- Yatmadan önce hafif bir ara öğün alınmalıdır
- Süt ve süt ürünleri azaltılmalıdır
- Günde 6-8 bardak su içilmelidir
- Egzersiz yapılmalıdır
- E
vitamini, B6 vitamini ve C vitamini alınması, avokado yenmesi kan
şekeri düşüklüğüne faydalı olur. Özellikle B6 vitamini bu konuda çok
faydalıdır.
- Kan krom ve magnezyum düzeylerinde eksiklik varsa, bunlar ilave olarak alınmalıdır.
Kan Şekeri Düşüklüğü ve Psikoloji Durum Arasındaki İlişki
Vücudumuzdaki diğer organların aksine beyin yüksek
oranda enerjiye ihtiyaç duyar. Vücut ağırlığının %2’sini oluşturduğu
halde, yakılan enerji veya kalorinin %20’si beyin tarafından
kullanılır. Ağırlığına oranla bu kadar yüksek enerji tüketen beyinde
enerji depolanmaz. Beynin kullanacağı enerji devamlı olarak kan
damarları ile sağlanan kan şekeri ile olur. Diğer bir deyimle beyin
devamlı olarak kan şekerine ihtiyaç duyar ve az şeker gitmesi durumunda
çalışması azalır. Bunun sonucunda da unutkanlık ve psikolojik
bozukluklar ortaya çıkabilir. Beyinde oluşan asetilkolin maddesinin hatırlama işlevi açısından büyük önemi vardır. Beyine giden şeker, asetilkolin yapımını
artırarak hatırlamada etkili olmaktadır. Zaten Alzheimer hastalığının
tedavisinde de,kolin içeren sinirlerin etkisi artırılarak unutkanlık
tedavi edilmeye çalışılır. Kan şekeri ile kişinin performansı arasında
iyi bir ilişki vardır. Kahvaltı yapmayan öğrencilerin okul
performansları ve hatırlama yetilerinin iyi olmadığı, yapılan bilimsel
çalışmalarla ortaya konmuştur. Kan şekerinin normal olması bu faydaları
sağlarken, şeker hastalığında olduğu gibi fazla olması da beyin
faaliyetlerini bozmaktadır.
Kan şekerinin psikolojik durum ile ilişkisi de
bilinmektedir. Birçok insan sıkıntılı ve üzüntülüyken tatlı şeyler
yemek ister. Bazıları şekerli şeyler yiyince sakinleşirler. Bunun
nedeni, beyinde mutluluk veren serotonin hormonunun artmasıdır. Depresyondaki kişilere verilen ilaçlar da, beyinde serotonin
düzeyini artırmaktadır. Karbonhidratları çok az yiyen kişilerin sinirli
olduğu da ortaya konmuştur. Bu bilgiler bize, kan şekeri düşüklüğünün
kişilerin davranışını ve psikolojik durumunu etkilediğini
göstermektedir. Kan şekerinin normal olması beynin iyi çalışması için
gereklidir. Kan şekerinin düşmesi veya yükselmesi beyin faaliyetlerini
bozmaktadır.
ZAYIFLAMA İÇİN GLİSEMİK İNDEKSİ ÖĞRENİNİZ
GLİSEMİK İNDEKS (Gİ) NEDİR?
Glisemik indeks kavramı ilk defa Kanadalı
Profesör Dr. David Jenkins tarafından 1980’li yıllarda ortaya
konmuştur. Bir gıdanın veya karbonhidratın glisemik indeksi onun kan
şekerini yükseltme özelliğidir. Glisemik indeks 0 ile 100 arasında
değişir. Glukozun değeri 100 kabul edilerek diğer karbonhidratların kan
şekerini yükseltme gücü veya etkisi sıralanır. Glisemik indeksi yüksek
gıdalar kan şekerini çok hızlı yükseltir ve bu nedenle kilo yapar. Eğer
glisemik indeks düşükse, o gıda, kan şekerini yavaş ve daha az
yükseltir. Bu tür gıdalar ise zayıflamak için çok faydalıdır. Protein
ve yağlar için glisemik indeks söz konusu değildir.
Kan şekerini çok yükselten karbonhidratlara yüksek
glisemik indeksli, az yükseltenlere düşük glisemik indeksli
karbonhidratlar denir. Yüksek glisemik indeksli karbonhidratlar kan
şekerini çok arttırdığı gibi insülin hormonunu da çok yükseltirler.
Karbonhidratlarla birlikte yenen protein ve yağ da o karbonhidratın kan şekerini yükseltmesine katkıda bulunabilir.
Zayıflamak isteyen kişilerin glisemik indeksi düşük
gıdalarla beslenmesi gerekir. Glisemik indeksi (şeker yükü) yüksek olan
gıdalar yani rafine edilmiş şekerler, nişastalı yiyecekler, baklava,
börek, reçel ve patatesin çok az yenmesi gerekir. Kişilerin her gıdanın
glisemik indeksini ayrı ayrı bilmesi çok zor ise de, zayıflamak isteyen
bir kişinin bazı gıdaların bu özelliğini bilmesi gerekir. Her türden
şeker, bal, reçel, muhallebi ve keşkül gibi sütlü tatlılar, baklava ve
kadayıf gibi irmikli ve unlu tatlılar, meşrubatlar, çikolata, bazı
meyve suları, meyve kompostoları, bira, tatlı kekler, kurabiyeler,
bisküviler ve tatlı pudingler fazla miktarda basit karbonhidrat (şeker)
içerirler ve glisemik indeksleri (şeker yükü) yüksektir. Bu tür
şekerlerden uzak durulmalı, beyaz ekmek, beyaz pirinç ve patates gibi
şeker yükü fazla olan gıdalar az tüketilmelidir. Tüketilmesi önerilen
düşük şeker yüklü gıdalar ise, yulaf, kuru baklagiller, kepek ekmeği ve
tam buğday ekmeğidir.
Glisemik İndeks Nasıl Hesaplanır?
Glisemik indeksi, hesaplamak için 8-10 sağlıklı
kişiye bir gece açlık sonrası sabahleyin bir karbonhidratı 10-15
dakikada yemeleri istenir ve bunu yemeden önce ve yedikten sonra 15
dakikada bir parmaktan kan şekerine iki saat süreyle bakılır. Aynı
kişilere başka bir gün saf glukoz içirilir ve benzer ölçümler yapılır.
Bunlar bir grafikte değerlendirilir ve o gıdanın glisemik indeksi
hesaplanır. Bu değerlendirmeye göre glukozun (kan şekeri) Gİ’i 100 olup
diğer karbonhidratlar buna göre sıralanır. Daha önceleri beyaz ekmeğin
Gİ’i 100 olarak kabul edilerek Gİ değerlendirilmesi yapılmaktaydı.
Ekmekler farklı olduğundan bundan vazgeçilmiş ve glukoz 100 kabul
edilerek Gİ değerlendirilmeleri yapılmaya başlanmıştır. Gıdanın
pişirilmesi, işlenişi, kabuklu oluşu veya olmayışı GI değerini etkiler.
Düşük, Orta ve Yüksek Gİ
Bir gıdanın Gİ’i 55’den az ise düşük, 56-69 arasında ise orta, >70 ise yüksek Gİ’li gıda denir.
Yüksek GI’li gıdalar beyaz ekmek, pirinç, tatlı
kekler ve pastalardır. Bir gıdaya un ve şeker girdikçe GI’i yükselir.
Karpuz ise en yüksek GI’li meyvedir ve değeri 72’dir. Orta GI’li
gıdalar ise tam tahıllar, bazı kekler, bazı tropikal meyveler (papaya
ve ananas) dir. Düşük GI’li gıdalar ise sebzeler, meyvelerin çoğu ve
tam tahıllardır. Kuru yemişler (badem, ceviz fındık) düşük GI’lidir.
Süt ürünlerinin GI’i de düşüktür.
Avustralya’da gıdaların üzerine glisemik indeks değerleri yapıştırılmaktadır.
Glisemik Yük
Glisemik yük (GY) bir günde yenen karbonhidrat
miktarının oluşturduğu toplam şeker yüküdür. Glisemik yük fazlaysa yani
bir günde fazla karbonhidrat alırsanız bu da zararlıdır. Glisemik
indeksi düşük gıdaların günlük tüketim miktarı da bu nedenle önemlidir.
Diğer bir deyimle karbonhidratın kalitesi kadar miktarı da önem
taşımaktadir. İşte glisemik yük bir karbonhidratın hem Gİ’ni
(kalitesini) hem de kantitesini yansıtır. Aşırı miktarda düşük GI'li
karbonhidrat yenirse yine kilo alınır. Bu nedenle günlük alınan
glisemik yük yani karbonhidrat miktarı da önem taşır. Her gıdanın Gİ
ile GY miktarı aynı değildir. Glisemik yükü hesaplamak için yenen
gıdanın Gİ’i ile o gıdadaki karbonhidrat miktarı çarpılarak 100
sayısına bölünür. Bunu şöyle formüle edebiliriz:
Glisemik Yük=Gİ x yenen karbonhidrat miktarı (gram)
100
Bir elmayı göz önüne alalım. Elmanın Gİ’i 40 olup 15 gram karbonhidrat içerir. Bu elmanın GY= 40x 15/100=6 olarak bulunur.
Küçük ve fırında pişmiş bir patatesi göz önüne
alırsak onun Gİ’i 80 olup 15 gram karbonhidrat vardır. Bunun GY’ü
şöyledir: GY= 80x15/100=12 çıkar.
Görüldüğü gibi patatesin glisemik yükü elmanınkinin 2 katıdır.
Gıdalardan glisemik yükü daha az olanı tercih etmek
daha sağlıklıdır. Glisemik yük 20 ve üzerinde ise yüksek, 11-19 arası
orta, <10 ise düşük GY ‘lüdür denir.
Burada amaç fazla karbonhidrat almamaktır. Kilo
vermek için yeteri kadar karbonhidrattan fazlasını almamak gerekir ve
başlangıçta günlük glisemik yük 60-75 olmalıdır. Her öğünde 15 GY
olacak şekilde gıda alınmalıdır. Her ara öğünde ise 10 GY kadar
karbonhidrat alınmalıdır. Gebe veya emzirenlerde GY 130 olmalı, çok
aktif iseniz GY 100-150 olmalıdır.
Serbest yaşayan veya hareketli bir kişide GY daha
önemlidir. Günlük olarak alınan gıdaların karışık yendiği veya
tüketildiği bilinmektedir. Buna rağmen yapılan bilimsel çalışmalar
günlük alınan toplam gıdanın GY’den çok GI ile paralel bir kan şekeri
ve insülin yüksekliği yaptığını göstermiştir. Karbonhidrat içermeyen
et, yumurta ve yağ gibi gıdaların GY’ü Gİ’le paralellik gösterir.
Özellikle et GI’le paralellik gösterir. Et yiyen kişilerde patates,
beyaz ekmek, domates, peynir tüketimi fazladır ve arada paralellik
vardır. Biranın nişasta oranı fazla olduğundan Gİ değeri yüksektir (95)
şarap ve diğerleri ise 61’dir ki bu değer sukrozun (masa şekeri) GI’ne
yakındır.
Gıdaların Gİ ve GY değerleri tabloda verilmiştir.
Yemeklerde yağ, protein ve karbonhidrat birlikte yendiği halde Gİ değerleri yine de faydalı olmaktadır.
Makarna GI düşük 30-60 arasındadır. Makarnanın
pişirilmesi de Gİ’ni etkiler, orta derecede pişirilirse (kaynatılırsa)
Gİ’i orta, aşırı pişerse Gİ artar. Rafine şekerin Gİ’i 60-65 ‘dir.
Basit şekerleri içeren çoğu gıda kan şekerini nişastalı gıdalar kadar artırmaz.
Bir yemeğin asit oranı artarsa Gİ’i azalır. Salataya sirke ve limon koymak yemeğin GI’ini azaltır.
İnsülin İndeksi Nedir?
Gıdaların kan şekerini yükseltme gücü kadar insülin
hormonunu yükseltme gücü de vardır. Buna insülin indeksi denir. Yapılan
çalışmalar insülin indeksi ile glisemik indeksin paralellik
gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle ayrıca insülin indeksini
kullanmaya gerek yoktur. Yani düşük Gİ’li bir gıdanın insülin indeksi
düşük, yüksek Gİ’li bir gıdanın insülin indeksi de yüksektir. Bununla
beraber istisna olan bazı gıdalar da vardır. Örneğin süt ürünleri, et,
balık ve yumurta karbonhidrat içermediği halde kan insülin seviyesini
yükseltirler. Bu tür bir insülin yüksekliğinin uzun zaman içinde
sağlığa nasıl bir etkisi olduğu tam bilinmese de kan şekerini fazla
yükseltmediklerinden dolayı iyi bir etkileri olacağı düşünülmektedir.
Ne Kadar Karbonhidrat Yemeli?
Gİ bize o karbonhidratın kan
şekerini yükseltme özelliğini verir. Ancak bir günde yenecek
karbonhidrat miktarı da önemlidir. Eğer kilo vermek istiyorsak GY günde
60-80 olacak şekilde beslenmeliyiz. Yediğimiz gıdaların ortalam Gİ
düzeyi de ortalama 50-55 arasında olmal
ZAYIFLAMADA POSA VEYA LIFLI GIDA İLE BESLENMENIN ÖNEMİ
ZAYIFLAMA POSALI GIDALARLA OLUR
Posa veya lif, bağırsaklarda sindirimi zor olan
karbonhidratlardır. Bitkisel besinler başta olmak üzere bir çok yiyecek
kitle sağlayan, besinlerin mide ve bağırsaktan geçişini kolaylaştıran
lifler içerir. Lifli yiyeceklerin tüketilmesi sağlığa birçok açıdan
faydalıdır. Lifli besin tüketiminin kabızlığı önlediği, kan şekerinin
daha dengeli yükselmesini sağladığı, kan yağlarının azalttığı ve bazı
kanser türlerinin önlenmesinde yararlı olduğu saptanmıştır. Bunun için
beyaz ekmek yerine kepekli ekmeği, meyve suları yerine kabuklarıyla
birlikte doğal meyveleri yemeli, sebzeleri mümkün olduğunca
kabuklarıyla pişirmeli ve öğünlere sebze eklemeli, salatalara keten
tohumu serpiştirilmeli, çorbalara arpa ve buğday konmalıdır. Diyetle
alınan posa miktarı artırıldıkça koroner kalp hastalığı ve buna bağlı
ölüm oranında azalma olduğu saptanmıştır. Posa alımında her 10 gramlık
artış, koroner kalp hastalığında %14 oranında bir azalma ve kalp
krizinden ölümde %27’lik bir azalma meydana getirmiştir. Posalı
beslenme, kandaki bir iltihap göstergesi olan CRP düzeylerini azaltarak faydalı olmaktadır. Kanda CRP proteini artınca kalp hastalığına yakalanma riski artmaktadır.
Posa, tam buğday taneleri ve bunlardan
saflaştırılmaksızın yapılmış tahıl ürünleri, kuru baklagiller, sebze ve
meyvelerde bol bulunan bir maddedir.
Besinlerdeki posa
·çözünür posa veya diğer adıyla suda eriyen lif
·çözünmez posa veya diğer adıyla suda erimeyen lif
olmak üzere ikiye ayrılır.
Çözünür posa, kan yağlarını ve yemek sonrası kanda artan şeker düzeyini azaltır.
Çözünmez posa, esas olarak bağırsaklarda hacim
oluşturur, dışkı hacmini artırır ve bağırsaktan geçiş zamanını
düzenler. Posalı besinlerle beslenmek kalın bağırsak ve rektum
kanserini önler. Yulaf unu ve kuru baklagillerde bulunan çözünür
posanın kanımızdaki kötü kolesterol denen LDL kolesterolünü düşürücü
etkisi olduğu, fakat HDL kolesterol denen iyi kolesterolü artırmadığı
saptanmıştır.
Diyetteki posayı artırmak için ne yapmalı?
·Öğütülmemiş tahıldan yapılan gevrek ve ekmekleri tercih edin.
·Sebzeleri pişirmeden ya da buharda sadece yumuşayıncaya kadar pişirerek yiyin.
·Meyve ve sebzeleri kabuklarını soymadan yiyin; bu
yiyeceklerin kabukları liften zengindir. Yapılan araştırmalar
meyvelerin kabukları ve çekirdeklerinin etli kısımlarından daha fazla
antioksidan özelliğe sahip olduğunu göstermiştir. Çorbaya ve salataya
arpa veya fasulye ilave ederek posa oranını artırın. Salatalara keten
tohumu ilave ederek hem posayı artırın hem omega 3 alımını artırın.
·Öğünler arasında bir şeyler yemek istediğinizde,
meyve, sebze ya da kuru meyveleri (kuru üzüm ya da kuru incir gibi)
veya badem ve cevizi tercih edin.Badem ve cevizde lif oranı yüksektir.
·Beyaz pirinç pilavı yerine bulgur pilavını daha sık yiyin.
·Kahvaltılarda yulaf veya buğday ezmesi yiyin.
Izgara Et Yerken Birlikte Patates Kızartması Değil Sebze Yiyiniz
Ülkemizde lokantaların çoğunda ızgara et
istediğinizde çoğunlukla yanında patates püresi, patates kızartması
veya beyaz pirinç pilavı ile birlikte sunulur. Halbuki ızgara etin
yanında bulgur pilavı, haşlanmış brokoli, karnabahar, bezelye, domates
veya marul olması daha sağlıklıdır. Lokantaya gittiğinizde ızgara etin
bu şekilde getirilmesini istemeniz sizin daha sağlıklı beslenmenizi
sağlar.
KAYNAKLAR:
1. Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyeti, Erko yayıncılık, 2007
2. Prof Dr Metin Özata, 99 Sayfada Kilo Yonetimi, İş bankası yayını, 2007
3. Prof Dr Metin Özata, 99 Sayfada Sağlıklı Beslenme, İş bankası yayını, 2008
4. Prof Dr Metin Özata, Vitamin Mineral Bitkisel Ürünler Kullanım Rehberi, Gürer yayınları, 2008
5. http://www.kiloyonetimi.com
STRES, UYKUSUZLUK VE DEPRESYON KİLO YAPAR VE ZAYIFLATMAZ
Stres Kilo Aldırır
Bazı psikolojik rahatsızlıkların da fazla kiloluluk
yaptığı bilinmektedir. Stres ve depresyon fazla kiloluluğa ve aşırı
atıştırmaya neden olur. Bu hastaların bir kısmında tıkanırcasına yeme
krizleri ve gece atıştırmaları fazla görülür.
Psikososyal bazı olaylar da fazla kiloluluğa
tetikler. Bu olaylar arasında erken yaşta anne ve babayı kaybetme,
ailenin alkolik olması, kronik depresyon, evliliğin iyi gitmemesi, göç,
emeklilik ve gece vardiyasında çalışma gibi nedenleri sayabiliriz.
Zayıflamayı takıntı haline getiren bazı kadınlar,
uzun süre yemek yememe veya yemeyi kısma döneminden sonra, aşırı yeme
dönemine girerler. Böylece daha fazla kilo alırlar. Bazıları ise
üzüntülü ve sıkıntılı durumu gidermek için aşırı yemek yer ve sonunda
kilo alırlar.
Psikiyatri İlaçlarının Bazısı Kilo yapar
Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar
kilo aldırır. Bu ilaçlar kullanılırken beslenmeye dikkat etmeli ve
hareket artırılmalıdır.
Psikiyatrik hastalıklar ve depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların bazısı kilo aldırır.
Yeme Davranış Bozukluğuna Dikkat
Kilo almada yanlış yemek yeme alışkanlıklarının da önemli bir yeri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
- Hızlı yemek yemek, büyük lokmalar halinde yemek, az çiğnemek ve çatalı-kaşığı elinden hiç bırakmamak
- Öğün atlamak, öğün aralarında devamlı atıştırmak
- Televizyon seyrederken, kitap veya gazete okurken yemek yemek
- Üzüntü ve sıkıntılı durumda aşırı yemek yemek
- Çok fazla yemek yemek
- Ziyaret ve davetlere sık katılmak, tatlı ve şeker ikramlarını reddetmemek
- Akşam yemeğinden sonra, yatıncaya kadar devamlı bir şeyler yemek
- Az su içmek
- Akşam eve gelince yemeğe kadar abur-cubur yemek
Gece Yeme Sendromu:
Gece yeme sendromu, bir günde yenen gıdaların en
azından %25-50’sini akşam yemeği ile ertesi sabah arasında geçen sürede
yenmesi durumudur. . Bu kişilerde sabah kahvaltı yapma isteği veya
iştah yoktur. Diğer önemli bir özellik ise uykuya dalmakta zorluk
çekmeleridir. Bu kişiler gece uykudan uyanır ve buzdolabına koşarak
kontrolsüz bir şekilde aşırı yemek yerler. Gece yeme durumu sıklıkla
stresli kişilerde görülür ve fazla kiloluluğa neden olur. Fazla kilolu
kişilerin önemli bir kısmında gece yeme durumu vardır. Gece yeme
sendromu olan kişilerde stres hormonu dediğimiz kortizol hormonu ve
beyinden salgılanan CRH hormonunun salgılanmasında ve strese verdikleri
cevapta anormallik vardır.
Gece yemelerinin altında uyku bozuklukları veya
uykuda nefes durması gibi hastalıklar olabilir. Bu nedenle gece çok
atıştıran ve uykudan uyanıp buzdolabına koşan kişilerde uyku
bozuklukları ve uyku apnesi hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır.
Bu kişilerin çoğu gece yeterli uyku uyuyamadıkları
için gündüzleri uyuklar vaziyette dolaşırlar. Sabahları ise sersemlemiş
bir vaziyette uyanırlar ve çok öfkeli olurlar.
Bu kişilerde psikoterapi, kas gevşeme eğitimleri, egzersiz yapmak ve bazı ilaçların faydalı olduğu ortaya konmuştur.
Gece yemelerini azaltmak için şeker yükü fazla olan
reçel, bal, şeker, beyaz ekmek, patates püresi, beyaz pirinç pilavı
gibi gıdalar almamalı, egzersiz yapılmalı, gece saat 22.00’de yatmalı
ve stres yaratan etkenlerden uzak durulmalıdır.
Tıkanırcasına Yemek Yeme:
Tıkanırcasına yemek yeme (Binge eating) bir
psikiyatrik hastalıktır. Kontrol edilemeyen aşırı yemek yeme nöbetleri
vardır. Fazla kiloluların %1.3-30.1’inde tıkanırcasına yemek yeme
durumu vardır. İlginç olanı tıkanırcasına yeme sıklığı fazla kilolu
olmanın derecesi artıkça artar. Bu kişilerde sıklıkla depresyon
belirtileri vardır ve yeme nöbetleri çoğunlukla gece ortaya çıkar. Yeme
nöbetlerinin iki özelliği vardır:
1. Belirli bir zaman içinde (örneğin 2 saat içinde) başka kişilere nazaran aynı şartlarda daha çok yemek yemek.
2. Bu nöbetler sırasında aşırı yemek yemeyi kontrol edememek.
Bu hastalar aşırı yeme durumundan sıkıntı duyarlar
ve pişman olurlar. Tıkanırcasına yemek yeme hastalığının teşhisi için,
kişinin haftada en az iki kez yeme nöbeti yaşaması ve bunu en az altı
ay sürdürmesi gerekir. Çoğu kişi tedavi olmadan düzelebilirse de bu
kişilerin çoğunda aşırı kilo alma gözlenir. Bu tür yeme nöbetleri olan
kişiler bir psikolog veya psikiyatristen yardım almalıdırlar.
Hormonlar , PSIKOLOJI VE KILO
Hormonlar ve psikolojik
rahatsızlıklar arasındaki ilişki özellikle kadınlarda daha belirgin
olmaktadır. Kadınlarda psikolojik değişiklikler özellikle ergenliğe
girişte, doğum sonrası ve menopoz döneminde ortaya çıkar. Doğum sonrası
ve menopoz sonrası ruhsal sıkıntıların artmasında kanda östrojen
hormonu azalmasının etkili olduğu, ergenlik döneminde ise östrojen
hormonundaki artışın neden olduğu düşünülmektedir. Adetlerin
başlangıcında da kızlarda görülen ruhsal değişiklikler yine hormonlarda
görülen değişikliklere bağlıdır.
Hipotiroidi , ŞEKER DÜŞMESİ ve Kilo
Tiroid bezi yetmezliği (hipotiroidi) ve hipoglisemi
(kan şekeri düşüklüğü) olan kişilerde Kilo ve depresyonun fazla olması
tiroid hormonları ve kan şekerinin psikolojik değişikler yaptığının bir
kanıtıdır. Bu nedenle depresyondaki hastalarda hormon ölçümleri
yapılmasında fayda vardır.
Uykunun Önemi:
Uykusuzluk gıda alımını ve atıştırmaları artırır.
Uykusuz kişiler daha fazla atıştırmalar yapar. Bu nedenle iyi uyumaya
çalışın. Uykudan önce, hatta öğleden sonra kahve ve kola gibi kafeinli
içecekler içmeyin. Uykusuzluk insanı sinirli, alıngan, ani reaksiyon
veren bir hale sokar ve işine konsantre olmasını zorlaştırır.
KAYNAKLAR:
1. Prof. Dr .Metin Özata, 99 Sayfada Kilo Yönetimi, İş bankası yayınları, 2007
2. Prof Dr Metin Özata, 99 Sayfada Sağlıklı Beslenme, İş Bankası yayını, 2008
3. Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyeti, Erko yayıncılık, 2007
4. http://www.kiloyonetimi.com
ZAYIFLAMA VE EGZERSİZ
ZAYIFLAMAK İÇİN HAREKETİ ARTIRINIZ
Kilo vermek ve sağlıklı olmak için mutlaka düzenli
egzersiz yapılmalıdır. Diyet yapmadan sadece egzersiz yapmakla kilo
verilemez. Egzersiz, kalori azaltılmasına yardımcı olduğu gibi şeker
hastalığı ve koroner kalp hastalığı riskini de azaltır. Egzersiz ile
yağ dokuları kaybolup yerine kas dokuları geçer. Egzersiz yapmanın
amacı da budur.
En iyi egzersiz kişinin kendi başına düzenli ve
rahat bir şekilde yapabildiği egzersizdir. Haftanın büyük bir
bölümünde, 30 dakika civarında, orta yoğunlukta bir egzersiz yapılması
çok faydalıdır. Bununla birlikte insanların sadece %25’i buna
uyabilmektedir. Başlangıçta 10-15 dakikalık egzersizin her gün
yapılması gerekir. Aerobik, dinamik egzersiz, yüzme ve bisiklete binme
zayıflamak için uygun egzersizlerdir. Haftada 3 gün yarım saat yürüme
ile egzersize başlamak ve bunu haftada 5 gün yoğun ve tempolu 45 dakika
yürümeye çıkarmak uygun bir plandır. 40-50 yaşından sonra yapılacak en
iyi ve en güvenli egzersiz yürüyüş yapmaktır. Yürüyüşün vitrin
seyrediyor gibi yavaş yapılmasının fazla bir faydası olmaz. En iyisi
tempolu yürümedir.
Diğer bir öneri, başlangıçta her gün 4.000 adım yürümek, sonra bunu 6 ayda 12.000 adıma kadar çıkarmaktır.
Egzersizin faydalı olması için, egzersiz sırasında
kalp atım sayısının belirli bir rakama ulaşması gerekir. Fazla kilolu
bir kişide kalp hızının ulaşması gereken sayı şu formülle hesaplanır:
Egzersizde ulaşılması gereken kalp atım sayısı = 200-(0.5 x yaş).
Yapılan egzersizlerde bu rakamın %80’ine ulaşılması gerekir.
Günlük yaşamda hareketi artırmak için, otomobil
kullanımını azaltmak, asansör yerine merdivenleri kullanmak, yakın
mesafelere yürüyerek gitmek gibi önlemler de kilo vermeye katkıda
bulunur.
Günlük yaşamda yapılan hareketlerin çok az kalori
harcadığı bilinmelidir. Evi temizlerken 227 kalori; dans ederken 250
kalori harcarsınız.
Alışveriş yapmak; 45-60 dakika süreyle otomobilinizi
temizlemek; 45-60 dakika uğraşarak pencereleri ve yerleri silmek; 30
dakika bisiklet pedalı çevirmek; 30 dakika bahçede çalışmak; 30
dakikada 3 km yürümek; 15 dakika merdiven çıkmakla sadece 150 kalori
harcanır.
Küçük bir çikolatalı bisküvi yaklaşık 50 kaloridir
ve bunu yakmak için 10 dakika tempolu yürümek gerekir. Fast food
lokantasında bir hamburger, bir patates yiyip bir kola içtiğinizde 1500
kalori alırsınız. Bunu harcamak içinse 2.5 saat tempolu koşmanız
gerekir.
Yapılan çalışmalarda egzersiz programlarına
başlayanların %50’sinin ilk 3-6 ayda egzersizi bıraktığı saptanmıştır.
Bu nedenle egzersiz yapmayı sürdürmek için çaba göstermek, bir
alışkanlık oluşana kadar ısrar etmek gereklidir.
Fizik aktiviteyi artırma ile ilgili öneriler :
- Otobüs veya minibüsle gideceğiniz yere bir durak kala inmek ve yürümek
- İşyeri ve alışveriş merkezinde aracınızı en uzak yere park etmek
- Asansör yerine merdiven kullanmayı alışkanlık haline getirmek
- Farklı aktiviteler bulmak (bahçe işleri, tamir, araç temizleme vs).
- Eve kondisyon cihazları alıp soğuk havalarda bunları kullanmak
- İşyerine mümkünse bisikletle gitmek
Egzersiz
yapmanın kilo vermenin ötesinde kemik erimesini, depresyonu, şeker ve
kalp hastalığını önlediği bilinmektedir. Egzersiz yapmak tansiyonu ve
kan yağlarını da düşürmektedir. Uzun yaşamanın sırrı az yemek ve spor
yapmaktan geçmektedir.
Kullanılmayan bacak kasları ve diğer kaslar zamanla
yok olur. Bir hafta devamlı olarak yatakta yatan bir kişinin kas
kitlesinde %20 azalma olmaktadır. Kullanılmayan organ kaybedilir kuralı
gereğince, kaslarımızı kullanmak zorundayız. Egzersiz büyüme hormonu
salgısını da artırarak yağların erimesine ve kasların artmasına neden
olmaktadır. Günde bir kilometreden az yürüyen bir kişi günde 2
kilometre yürüyen bir kişiye göre iki kat daha hızla ölüme
yaklaşmaktadır. Yaşamı uzatan en ucuz ve en etkili yöntem spor
yapmaktır.
KAYNAK:
1. Prof Dr. Metin Özata, 99 Sayfada Kilo Yönetimi, İş banmkası yayını, 2007
2.Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyet, Erko yayıncılık,2007
3. Prof Dr Metin Özata, Vitaminler, Mineral ve Bitkisel Ürün Kullanım Rehberi, Gürer yayıncılık, 2008
4. http://www.bestzayiflama.com
SAĞLIKLI BESLENME, DİYET VE ZAYIFLAMA
SAĞLIKLI BESLENME DİYET ZAYIFLAMA
İnsülin kandaki şekeri hücreler sokan bir hormondur. Yokluğunda şeker
hastalığı gelişir. Ancak insülinin fazla olması da zararlıdır. Pankreas
bezinden salgılanan insülin hormonu gıda yendikçe salgılanır.
Karbonhidratlar insülin salgısını en fazla artıran gıdalardır. Yüksek
glisemik indeksli (Gİ), yani kan şekerini fazla yükselten karbonhidrat
yenince çok insülin salgılanırken düşük GI’li karbonhidrat yenince az
insülin salgılanır. İnsülinin kanda artmasına hiperinsülinemi denir.
Yüksek GI’li karbonhidratlar aylar ve yıllar boyunca yenmeye devam
ederse pankreas bezinden salgılanan insülin hep yüksek olur ve artık
insülin görev yapmamaya başlar ki buna insülin direnci denir ve bir
sonraki adım şeker hastalığının gelişmesidir.
Harvard Üniversitesinde yapılan geniş kapsamlı gözlemsel çalışmalar
uzun dönem yüksek glisemik yüklü yiyeceklerin tüketilmesinin tip 2
diyabet ve kalp hastalığı gelişimi için ciddi risk olduğunu
göstermişitir.
Avrupada 31 merkezde 3000’den fazla Tip 1 şeker hastasının katıldığı
EURODIAB (Avrupa ve Diyabet) çalışmasında GI’ne bakılarak yapılan
beslenmenin HbA1c değerini yani kan şekeri ayarını sağladığı
gösterilmiştir. Ayrıca çalışmaya kuzey, doğu ve batı bölgelerinden
katılan merkezlerde, düşük GI’li diyet tüketen hastaların iyi
kolesterol denilen HDL kolesterol değerleri daha yüksek bulunmuştur
Beslenmemizi iyi yaparsak ve Gİ diyeti uygularsak şeker hastalığı
gelişimini önleyebiliriz. Şeker hastalığını önlemek için şu önlemler
alınmalıdır:
- Fazla kilolar mutlaka verilmelidir. Fazla kilolar şeker hastalığına neden olmaktadır
- Yemeklerede yağ miktarı azaltılmalıdır
- Tereyağı, margarin, don yağı, iç yağı yememeli ve yağlı süt içiminden kaçınmalıdır. Bunların yerine sıvı yağlar yenmelidir.
- Posalı gıdaları yani sebze ve meyve tüketimini artırmalıdır.
- Düşük
glisemik indeksli (kan şekerini az yükselten) gıdalar yenmeli, yüksek
glisemik indeksli gıdalar yenmemeli veya az yenmelidir.
- Her gün 30 dakika egzersiz veya yürüyüş yapılmalıdır.
- Vücudu
hastalıklardan koruyan ve antioksidan denilen C vitamini, A vitamini,
selenyum ve E vitamini içeren gıdaları bol tüketmelidir. Antioksidanlar
şeker hastalığı gelişimini engellemektedir.
Sağlıklı Beslenme Önerileri:
Sebze ve meyve bol yiyiniz (en az 5 porsiyon, bir porsiyon sebze yarım
bardak sebze demektir), tam tahıl tüketiniz. Öneriler şöyledir:
Her öğün sebze ve meyve yiyiniz. Doğal gıda bulamazsanız dondurulmuş veya konserve olanı tercih ediniz.
Atıştırmalarda sebze kullanınız
Çocuklara atıştırma için meyve parçacıkları dolu kaseler hazırlayınız.
Doymuş yağ ve margarin yemeyiniz. Zeytinyağı kullanınız. Kanola yağı da faydalıdır.
Kırmızı et haftada bir defa diğer zaman balık ve tavuk eti yiyiniz. Hindi etini tercih ediniz.
Pastane ürünleri yememeye çalışınız. Kraker, pasta, bisküvi ve kurabiyelerde sağlığa zararlı hidrojenize yağ vardır.
Fast-food lokantalarda balık veya tavuk tercih ediniz.
Kola ve gazoz yerine taze meyve suyu ve su tercih ediniz.
Alkolden uzak durunuz
Günde 8-10 bardak su içiniz.
Aile toplantılarında alkolden uzak durunuz
Tuzu daha az kullanın ve yemeğin tadına bakmadan tuzluk ile tuz serpmeyin
Un ve şekerden yapılmış gıdalardan uzak durunuz.
Kuru baklagilleri (kuru fasulye, ayşekadın taze fasulye, nohut, barbunya) haftada birkaç kez yiyiniz.
Et yerken yanında patates ve pirinç pilavı değil haşlama sebze ve bulgur pilavı ve domates yiyiniz
Haftanın en az 4 günü bir avuç ceviz veya fındık yiyiniz
Sütün ve peynirin yağsız olanını tercih ediniz
Akşamları yemek çok az yiyiniz, daha çok sabah ve öğlen yemeğe çalışınız.
Alabiliyorsanız organik gıda tüketmeye çalışınız
Yeme Alışkanlıklarınızı Değiştirin
Bir kişinin yemek yeme sıklığı, nerede yemek yediği, yemeğin miktarı,
yemek yerken ruhsal durumunun nasıl olduğu ve yaptığı hareketler kilo
verme açısından önemlidir.
Yeme öncesi ve sonrası nasıl bir psikolojik durum kazanıldığı da büyük önem taşır.
Fazla kilolu kişilerin üzüntü veya kızgınlık gibi durumlarda aşırı
yemek yediği bilinmektedir. Bu öğrenilmiş bir davranıştır ve amaç
negatif durumu yani üzüntü ve sıkıntıyı düzeltmektir. Sevinçli ve
neşeliyken ise durum bunun tam tersidir.
Üzülüp sıkıldığında aşırı atıştıran veya tıkanırcasına yemek yeme
nöbetleri yaşayan kişilerin, psikolojik destek alıp tedavi olması
gerekir. Bu kişilerin yeme alışkanlıklarını değiştirmesi de çok
önemlidir.
Tekrarlayan aşırı miktarda yemek yeme nöbetleri kilo alımını artırır.
Fazla kiloluların %30’u bu şekilde davranır ve bunun kontrol edilmesi
tedavinin başlangıcını oluşturur.
Yeme alışkanlıklarını değiştirmek için aşağıda sıralanan önlemler faydalıdır:
Günde üç defa ana öğün 3 defa da ara öğün yemek; aynı saatlerde yemek
yemek; evde aynı yerde oturarak yemek yemek; yenen yiyeceğe konsantre
olmak; yemek yerken gazete okumamak ve televizyon seyretmemek;
porsiyonların ve tabakların ufak olması; az miktarda yemek pişirmek;
her lokmadan sonra çatalın veya kaşığın masaya bırakılması, yani yemeği
yavaş yemek, iki lokma arasında su içmek ve yiyecek alışverişine aç
karnına değil yemekten sonra gitmek, acıkınca tatlı yerine meyve yemek
Yaşam tarzı değişikliklerinden en önemlisi beslenme şeklini
değiştirmektir. Gıdaların seçimine dikkat etmek, düşük glisemik
indeksli gıdalarla beslenmek önem taşır. Hergün çikolata yiyorsanız bu
alışkanlıktan kurtulmak, kola içiyorsanız onun yerine su içmek gerekir.
Eğer bu tür davranış değişiklikleri yapmazsanız sadece az yemekle belki
kısa bir süre zayıflarsınız ancak sonra tekrar kilo alırsınız.
Davranış değişikliklerinden en önemlisi hareketli olmaya çalışmaktır.
Çalıştığınız yerde akşama kadar masa başında oturmak yerine saat başı
beş-on dakika ayağa kalkıp dolaşmak, öğle arası biraz yürümek veya
akşam mümkünse biraz yürümek faydalıdır. Hareketi artırdıkça
zayıflamaya başladığınızı göreceksiniz. Akşam eve gelince televiyon
başına oturup yatıncaya kadar bir şeyler yemek yine kilo alınmasının en
önemli nedenidir.
Bol Su İçiniz
Ülkemizdeki en önemli sorunlardan birisi su içme alışkanlığı
olmamasıdır. Sağlıklı bir yaşam için günde en az 2-2.5 litre su içmek
gerekir. Yeterli ve bol su içen kişilerde fazla kilolulık daha az
görüldüğü gibi çeşitli hastalıklara daha az yakalandıkları ve
yaşlanmanın geciktiği ortaya konmuştur. Günde en az 8 bardak su içmeyi
alışkanlık haline getirmek gerekir. Az su içtiğinizde idrarın rengi
koyulaşır. İdrar rengine bakarsa da az su içip içmediğimizi
anlayabilirsiniz. Koyu sarı idrar varsa az su içiyorsunuz demektir.
Normalde idrar beyaz veya açık sarı renkte olur. Bu nedenle idrar rengi
açık oluncaya kadar su içiniz.
Gıdasız yaşamamızı sürdürebildiğimiz halde, suzuz birkaç günden fazla
yaşayamayız. İçilen su gıdaların emilimini ve hazmını kolaylaştırdığı
gibi dolaşıma faydalı olur, vücut sıcaklığını kontrol eder, eklemlerin
kayganlığını sağlar, cildin daha sağlıklı olmasını sağlar ve vücuttan
zararlı maddelerin atılımını sağlar.
Hergün idrar ve terle kaybettiğimiz suyun alınması gerekir. Vücut susuz kalınca biz bunu susayarak anlarız.
Vücudumuzda %1-2 oranında su kaybı olunca susamaya başlarız ve su
içeriz. Dışarısı sıcak olunca veya egzersiz yapınca su ihtiyacı artar.
Yaşlandıkça susuzluk veya susama mekanizması daha az çalışır. Bu
nedenle yaşlılar suyu düzenli içmelidir ve idrarlarının açık renkte
olduğuna dikkat etmelidir.
KAYNAKLAR:
1. http://www.diyetdr.com
2. http://www.zayiflamadr.com
3. http://www.gidiyet.com
ZAYIFLAMA VE DİYET
ZAYIFLAMA VE DİYET
Zayıflamak isteyen bir kişi için 3 hedef vardır. Bunlar:
* Kilo kaybını sağlamak
* Kilo kaybı sonrası ulaşılan kiloyu devam ettirmek
* Kilo almayı önlemek
Görüldüğü gibi ilk amaç kilo vermektir. Ancak kilolu
kişilerin çoğu bir süre sonra tekrar kilo aldığından, verilen kiloların
tekrar alınmaması da kilo vermek kadar önemlidir.
Kilo vermeyi başarabilmiş 3000 kilolu kişiye uygulanan bir ankette, bu kişilerin:
- Egzersiz yaptığı
- Daha az yediği (1400 kalori ve altında)
- Şeker
ve tatlıları kestiği, az yağ ve çok sebze meyve yediği saptanmıştır. O
halde kilo vermenin en önemli unsurları, kalorisi düşük bir beslenme,
egzersiz yapmak, tatlılardan ve şekerden uzak durmaktır.
İstekli Olmanın Önemi
Kilo vermeye istekli olmak ve kilo vermenin
faydalarını bilmek zayıflamanın ilk kuralıdır. Zayıflamak isteyen
kişinin yeme davranışını değiştirmesi, hareketli bir yaşam sürdürmesi
gerektiğine ve egzersiz yapmanın faydalarına inanması gerekir. Diğer
bir deyimle, kilolu bir kişi kilo vermeye beyin olarak hazır ve
başarmak için kesin kararlı olmalıdır. Kilo verme programını takip
edemeyecek kişiler ise hiç değilse daha fazla kilo almamaya yönelik
önlemleri benimsemelidir.
Ne Kadar Kilo Vermeli?
Zayıflama eyleminin başlangıçtaki hedefi, 6-12 aylık
bir zaman içinde, vücut ağırlığının %10-15’i oranında kilo vermektir
(yaklaşık 5-10 kg). Diyette uygulayacağımız 500-1000 kilokalorilik bir
eksik bize haftada 0.5-1.0 kg verdirir. Bu durumda hedefimiz, haftada 1
kg, ayda 4 kg vermek olmalıdır. Daha sonraki hedef ise, bu kiloyu
korumak ve tekrar kilo almamaktır.
Zayıflayan kişilerin çoğu, kısa sürede %10 kilo
kaybı sağlarlar, ancak bunların 2/3’ü bir yıl içinde ve neredeyse
tamamı 5 yıl içinde, tekrar kilo alırlar. Bunun nedeni beslenme
alışkanlığını ve yaşam tarzı değişikliğini bırakmalarıdır. Bu nedenle
diyet (Gİ tipi beslenme) ve egzersiz, yaşam biçimi haline getirilerek
ömür boyu sürmelidir.
Kilo Vermenin Faydaları
Fazla kilolu bir kişinin kilo vermesi onun ömrünü uzatır ve hastalıklara yakalanma riskini büyük ölçüde azaltır.
10 kg’lık kilo kaybıyla ölüm riski %20’den fazla azalmaktadır. Yine 10 Kg’lık bir zayıflama büyük tansiyonda 1 cmHg, diastolik
yani küçük tansiyonda 2 cmHg’lık azalma olmaktadır. Verilen her 1 kg
ile büyük ve küçük tansiyonda 0.1 mmHg azalma olmaktadır. Şeker
hastalığı varsa 10 Kg zayıflayınca açlık kan şekerinde %50 oranında
azalma olmaktadır.
1 kg zayıflamakla kandaki toplam kolesterol düzeyinde 2.28 mg/dl, LDL-kolesterol denen kötü kolesterolde 0.91 mg/dl ve trigliserid denen bir başka yağ türünde 1.54 mg/dl düşme olmaktadır.
Kilo verildiğinde, kan dolaşımındaki, kalp hastalığına neden olan C-reaktif protein (CRP)
adı verilen iltihap yapıcı proteinler ile kan pıhtılaşmasını artırarak
kalp krizine neden olan proteinlerde de ciddi azalmalar olur.
Görüldüğü gibi kilo vermek yaşamı uzatmakta,
tansiyonu düzeltmekte, yüksek olan kan yağlarını ve şekerini
düşürmektedir. O halde zayıflamanın bu faydalarından yararlanmak için
sağlıklı beslenme ve spor ile fazla kiloları vermek için uğraşmalıyız.
Hızlı Kilo Vermek İyi Değil
Hızlı kilo verenlerde, safra kesesinde taş oluşum
riski artabilir ve kandaki ürik asit düzeylerinde yükselme olabilir. Bu
nedenle kan ürik asit düzeyleri ölçülmeli ve safra kesesi ultrasonu
yapılmalıdır. Aratan ürik asit düzeyinin böbrek taşı yapmasını
engellemek için kilo verirken günde en az 2 litre su içilmelidir.
Bayanlarda hızlı kilo verme adet bozukluğu ve hatta
adetlerin kesilmesine neden olabilir. Bu nedenle yavaş olarak kilo
vermek daha faydalıdır.
Kısa zamanda fazla kilo verenlerde saç dökülmesi,
halsizlik ve bitkinlik de görülebilir. Kandaki potasyum ve sodyum
düzeylerinde oluşacak değişiklikler kalp atım bozukluklarına neden
olabilmektedir.
Kilo Alıp Vermeler Zararlı mıdır?
Diyet veya egzersizle kilo verdikten sonra, zaman
içinde daha fazla kilo alma durumu ortaya çıkabilir. Bunun vücuda
zararlı olduğunu belirten bilimsel çalışmalar olduğu gibi, zararlı
olmadığını gösteren araştırmalar da vardır. Bununla birlikte devamlı
olarak aşırı kilo alıp vermeler vücuttaki bazı hormonların,
minerallerin ve hatta kalp ritmini etkileyerek zararlı olabilmektedir.
Bu nedenle aşırı kilo alıp vermelerden kaçınmak gerekir. İdeal olanı
kilo verdikten sonra zorda olsa o kiloda kalmayı başarabilmektir. Bunun
için de sağlıklı beslenme ve spor yapmayı yaşantımızın bir parçası
haline getirmek veya alışkanlık haline getirmek gerekir.
DİYET
Az ve Sık Yemeye Başlayın
Bir kişinin yemek yeme sıklığı, nerede yemek yediği,
yemeğin miktarı, yemek yerken ruhsal durumunun nasıl olduğu ve yaptığı
hareketler kilo verme açısından önemlidir.
Yeme öncesi ve sonrası nasıl bir psikolojik durum kazanıldığı da büyük önem taşır.
Fazla kilolu kişilerin üzüntü veya kızgınlık gibi
durumlarda aşırı yemek yediği bilinmektedir. Bu öğrenilmiş bir
davranıştır ve amaç negatif durumu yani üzüntü ve sıkıntıyı
düzeltmektir. Sevinçli ve neşeliyken ise durum bunun tam tersidir.
Üzülüp sıkıldığında aşırı atıştıran veya
tıkanırcasına yemek yeme nöbetleri yaşayan kişilerin, psikolojik destek
alıp tedavi olması gerekir. Bu kişilerin yeme alışkanlıklarını
değiştirmesi de çok önemlidir.
Tekrarlayan aşırı miktarda yemek yeme nöbetleri kilo
alımını artırır. Fazla kiloluların %30’u bu şekilde davranır ve bunun
kontrol edilmesi tedavinin başlangıcını oluşturur.
Yeme alışkanlıklarını değiştirmek için aşağıda sıralanan önlemler faydalıdır:
Günde üç defa ana öğün 3 defa da ara öğün yemek;
aynı saatlerde yemek yemek; evde aynı yerde oturarak yemek yemek; yenen
yiyeceğe konsantre olmak; yemek yerken gazete okumamak ve televizyon
seyretmemek; porsiyonların ve tabakların ufak olması; az miktarda yemek
pişirmek; her lokmadan sonra çatalın veya kaşığın masaya bırakılması,
yani yemeği yavaş yemek, iki lokma arasında su içmek ve yiyecek
alışverişine aç karnına değil yemekten sonra gitmek, acıkınca tatlı
yerine meyve yemek
Yaşam tarzı değişikliklerinden en önemlisi beslenme
şeklini değiştirmektir. Gıdaların seçimine dikkat etmek, düşük glisemik
indeksli gıdalarla beslenmek önem taşır. Hergün çikolata yiyorsanız bu
alışkanlıktan kurtulmak, kola içiyorsanız onun yerine su içmek gerekir.
Eğer bu tür davranış değişiklikleri yapmazsanız sadece az yemekle belki
kısa bir süre zayıflarsınız ancak sonra tekrar kilo alırsınız.
Davranış değişikliklerinden en önemlisi hareketli
olmaya çalışmaktır. Çalıştığınız yerde akşama kadar masa başında
oturmak yerine saat başı beş-on dakika ayağa kalkıp dolaşmak, öğle
arası biraz yürümek veya akşam mümkünse biraz yürümek faydalıdır.
Hareketi artırdıkça zayıflamaya başladığınızı göreceksiniz. Akşam eve
gelince televiyon başına oturup yatıncaya kadar bir şeyler yemek yine
kilo alınmasının en önemli nedenidir.
Bol Su İçiniz
Ülkemizdeki en önemli sorunlardan birisi su içme
alışkanlığı olmamasıdır. Sağlıklı bir yaşam için günde en az 2-2.5
litre su içmek gerekir. Yeterli ve bol su içen kişilerde fazla
kiloluluk daha az görüldüğü gibi çeşitli hastalıklara daha az
yakalandıkları ve yaşlanmanın geciktiği ortaya konmuştur. Günde en az 8
bardak su içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Az su içtiğinizde
idrarın rengi koyulaşır. İdrar rengine bakarsa da az su içip
içmediğimizi anlayabilirsiniz. Koyu sarı idrar varsa az su içiyorsunuz
demektir. Normalde idrar beyaz veya açık sarı renkte olur. Bu nedenle
idrar rengi açık oluncaya kadar su içiniz.
Gıdasız yaşamamızı sürdürebildiğimiz halde, suzuz
birkaç günden fazla yaşayamayız. İçilen su gıdaların emilimini ve
hazmını kolaylaştırdığı gibi dolaşıma faydalı olur, vücut sıcaklığını
kontrol eder, eklemlerin kayganlığını sağlar, cildin daha sağlıklı
olmasını sağlar ve vücuttan zararlı maddelerin atılımını sağlar.
Hergün idrar ve terle kaybettiğimiz suyun alınması gerekir. Vücut susuz kalınca biz bunu susayarak anlarız.
Vücudumuzda %1-2 oranında su kaybı olunca susamaya
başlarız ve su içeriz. Dışarısı sıcak olunca veya egzersiz yapınca su
ihtiyacı artar.
Yaşlandıkça susuzluk veya susama mekanizması daha az
çalışır. Bu nedenle yaşlılar suyu düzenli içmelidir ve idrarlarının
açık renkte olduğuna dikkat etmelidir.
Gİ BESLENMESİ
Zayıflamak isteyen kişilerin glisemik indeksi düşük
gıdalarla beslenmesi gerekir. Glisemik indeksi (şeker yükü) yüksek olan
gıdalar yani rafine edilmiş şekerler, nişastalı yiyecekler, baklava,
börek, reçel ve patatesin çok az yenmesi gerekir. Kişilerin her gıdanın
glisemik indeksini ayrı ayrı bilmesi çok zor ise de, zayıflamak isteyen
bir kişinin bazı gıdaların bu özelliğini bilmesi gerekir. Her türden
şeker, bal, reçel, muhallebi ve keşkül gibi sütlü tatlılar, baklava ve
kadayıf gibi irmikli ve unlu tatlılar, meşrubatlar, çikolata, bazı
meyve suları, meyve kompostoları, bira, tatlı kekler, kurabiyeler,
bisküviler ve tatlı pudingler fazla miktarda basit karbonhidrat (şeker)
içerirler ve glisemik indeksleri (şeker yükü) yüksektir. Bu tür
şekerlerden uzak durulmalı, beyaz ekmek, beyaz pirinç ve patates gibi
şeker yükü fazla olan gıdalar az tüketilmelidir. Tüketilmesi önerilen
düşük şeker yüklü gıdalar ise, yulaf, kuru baklagiller, kepek ekmeği ve
tam buğday ekmeğidir.
KAYNAKLAR
1. http://www.gidiyet.com
2.http://ww.zaflamadr.com
3.http://ww.bestzayiflama.com
4.http://www.myzayiflama.com
KALICI ZAYIFLAMA
KALICI ZAYIFLAMA
Kalıcı zayıflamak için sizde mevcut olan hormon
bozukluğunun saptanması gerekir. Aksi takdirde kilo verseniz bile hızla
alırsınız. Bu nedenle diyet ve spor yapmadan önce bir endokrinoloji
uzmanına başvurarak hormon analizi yaptırmanız gerekir.
KALICI ZAYIFLAMA için şu konuların değerlendirilmesi gerekir:
- Zayıflamanın önündeki 14 engelin analiz edilmesi
- Uzun süre tok tutan düşük 'Gİ'li gıdaların öğrenilmesi
- Açlık duygusunu yenmenin öğrenilmesi
- Kalıcı zayıflama için hormon analizi
- Metabolizma hızını artıran gıdalar
- Kilo veremediniz, çünkü…
- Beslenme şekinin değişimi
- egzersiz
- Kiloya neden olan ilaçların öğrenilmesi
- İlaca ne zaman başvurulacağının öğrenilmesi
HORMONLARINIZI TANIYIN
Bazı hormon bozuklukları kilo almanın önemli bir
nedenidir. Fazla kilolu bir kişide bu hormon hastalıklarının olup
olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Kilo almanın sık görüldüğü hormon
hastalıkları, sıklıkla tiroit bezi yetmezliği veya böbreküstü bezinin
aşırı çalışmasıdır.
Tiroit bezi boynumuzda bulunan, kelebek şeklinde bir
salgı bezidir ve metabolizmamızı kontrol eden tiroit hormonlarını
salgılar. Tiroit hormonlarının T3 ve T4 olmak üzere iki tipi vardır. Bu
hormonlar az salgılandığında, hipotiroidi dediğimiz hastalık
oluşur, metabolizma az çalışır ve sonunda kilo alınır. Tiroit ameliyatı
geçirenlerde, Hashimoto tiroiditi denen tiroit hastalığı olanlarda ve
50 yaşından sonra kadınların çoğunda tiroit bezi yetmezliği gelişir. Bu
kişilerde halsizlik, yorgunluk, el ve yüzde şişme, unutkanlık, kan
yağlarında yükseklik ve en önemlisi kilo alma olur. Fazla kilolu
kişilerde mutlaka tiroit hormon tetkiklerinin yapılarak tiroit bezinin
az çalışıp çalışmadığı kontrol edilmelidir. Tiroit bezi yetmezliğinin
tedavi edilmediği fazla kilolu kişilerde kilo vermek çok zordur. Bu
hastalarda tiroit hormonu tedavisiyle TSH hormon düzeyinin normal
sınırlarda olmasının sağlanması gerekir.
Reaktif hipoglisemi dediğimiz kan şekeri düşüklüğü
kilo alımının ve kilo verilememesinin önemli nedenlerinden birisidir.
Bu kişilerde yemek sonrası kan şekeri düşer ve arkasından tatlı yeme
isteği oluşur. Bu nedenle yapılan tatlı atıştırmaları kilo alımına
neden olur. Pankreas bezinden aşırı insülin hormonu salgılanması ile
kendini gösteren insülin direnci denilen hastalıkta kanda yüksek
miktarlarda bulunan insülin hormonu kan şekerinde düşmeler yaparak kilo
alımına katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle zayıflayabilmek için bu
yüksek insülin düzeylerinin azaltılması gerekir. Bazı ilaçlar, kilo
verme ve spor yapmak insülin hormonunu azaltarak kilo vermeye ilave
katkıda bulunur. İnsülin hormonu yüksek kişilerde zayıflama olsa bile
tekrar kilo alımı olmaktadır.
Böbreküstü bezinin aşırı çalışması durumunda bu bezden fazla miktarda kortizol
hormonu üretilir. Kortizol hormonunun fazlalığı ise, vücutta özellikle
karın ve ensede yağ birikimine ve fazla kilolulığa neden olur. Bazı
hastalıkların tedavisinde kullanılan kortizon ilacı da aynı mekanizma
ile kilo alınmasına neden olmaktadır.
Kadınlarda fazla kilolulığa neden olan önemli bir hormon hastalığı da polikistik over sendromu
denen ve yumurtalıkta kist oluşması, tüylenme ve adet bozukluğu ile
kendini gösteren hastalıktır. Bu kadınların önemli bir kısmında fazla
kilolulık ve şeker hastalığı görülür. Adet bozukluğu, tüylenme ve fazla
kilolulığın bir arada olduğu bu hastalarda yumurtalıkların incelenmesi
ve bu hastalığa yönelik tedavilerin yapılması gerekir. Bu şekilde
tedavisi yapılmayan kadınların zayıflaması zordur.
Kadınlarda süt salgılatan hormon olarak bilinen, prolaktin
hormonunun fazla salgılanması da kilo almaya yol açan bir hormon
bozukluğudur. Prolaktin hormonu beynimizde bulunan hipofiz bezinden
salgılanır. Hipofiz bezindeki tümörler aşırı prolaktin hormonu
salgıladığında adetlerde bozulma, memeden süt gelmesi, tüylenme ve kilo
alımı olur.
Yapılan bilimsel çalışmalar kanlarında kalsiyum
düzeyi az olan kişilerde zayıflamanın zor olduğunu göstermiştir. Bu
nedenle zayıflamak isteyen bir kişinin yeteri kadar kalsiyum alması
gerekir.
Zayıflamak İçin Ne Yapmalı?
Zayıflamak için 3 araç vardır. Bunlar:
1-Davranış veya yaşam tarzı değişikliği
2-Sağlıklı beslenmek veya Gİ diyeti
3-Egzersiz
Zayıflamak isyeten kişinin eski alışkanlıklarını değiştirmesi, glisemik indeks diyeti uygulaması ve egzersiz yapması gerekir.
İLK ADIM: YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ YAPMAK
Yeme Alışkanlıklarınızı Değiştirin
Bir kişinin yemek yeme sıklığı, nerede yemek yediği,
yemeğin miktarı, yemek yerken ruhsal durumunun nasıl olduğu ve yaptığı
hareketler kilo verme açısından önemlidir.
Yeme öncesi ve sonrası nasıl bir psikolojik durum kazanıldığı da büyük önem taşır.
Fazla kilolu kişilerin üzüntü veya kızgınlık gibi
durumlarda aşırı yemek yediği bilinmektedir. Bu öğrenilmiş bir
davranıştır ve amaç negatif durumu yani üzüntü ve sıkıntıyı
düzeltmektir. Sevinçli ve neşeliyken ise durum bunun tam tersidir.
Üzülüp sıkıldığında aşırı atıştıran veya
tıkanırcasına yemek yeme nöbetleri yaşayan kişilerin, psikolojik destek
alıp tedavi olması gerekir. Bu kişilerin yeme alışkanlıklarını
değiştirmesi de çok önemlidir.
Tekrarlayan aşırı miktarda yemek yeme nöbetleri kilo
alımını artırır. Fazla kiloluların %30’u bu şekilde davranır ve bunun
kontrol edilmesi tedavinin başlangıcını oluşturur.
Yeme alışkanlıklarını değiştirmek için aşağıda sıralanan önlemler faydalıdır:
Günde üç defa ana öğün 3 defa da ara öğün yemek;
aynı saatlerde yemek yemek; evde aynı yerde oturarak yemek yemek; yenen
yiyeceğe konsantre olmak; yemek yerken gazete okumamak ve televizyon
seyretmemek; porsiyonların ve tabakların ufak olması; az miktarda yemek
pişirmek; her lokmadan sonra çatalın veya kaşığın masaya bırakılması,
yani yemeği yavaş yemek, iki lokma arasında su içmek ve yiyecek
alışverişine aç karnına değil yemekten sonra gitmek, acıkınca tatlı
yerine meyve yemek
Yaşam tarzı değişikliklerinden en önemlisi beslenme
şeklini değiştirmektir. Gıdaların seçimine dikkat etmek, düşük glisemik
indeksli gıdalarla beslenmek önem taşır. Hergün çikolata yiyorsanız bu
alışkanlıktan kurtulmak, kola içiyorsanız onun yerine su içmek gerekir.
Eğer bu tür davranış değişiklikleri yapmazsanız sadece az yemekle belki
kısa bir süre zayıflarsınız ancak sonra tekrar kilo alırsınız.
Davranış değişikliklerinden en önemlisi hareketli
olmaya çalışmaktır. Çalıştığınız yerde akşama kadar masa başında
oturmak yerine saat başı beş-on dakika ayağa kalkıp dolaşmak, öğle
arası biraz yürümek veya akşam mümkünse biraz yürümek faydalıdır.
Hareketi artırdıkça zayıflamaya başladığınızı göreceksiniz. Akşam eve
gelince televiyon başına oturup yatıncaya kadar bir şeyler yemek yine
kilo alınmasının en önemli nedenidir.
Bol Su İçiniz
Ülkemizdeki en önemli sorunlardan birisi su içme
alışkanlığı olmamasıdır. Sağlıklı bir yaşam için günde en az 2-2.5
litre su içmek gerekir. Yeterli ve bol su içen kişilerde fazla
kilolulık daha az görüldüğü gibi çeşitli hastalıklara daha az
yakalandıkları ve yaşlanmanın geciktiği ortaya konmuştur. Günde en az 8
bardak su içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Az su içtiğinizde
idrarın rengi koyulaşır. İdrar rengine bakarsa da az su içip
içmediğimizi anlayabilirsiniz. Koyu sarı idrar varsa az su içiyorsunuz
demektir. Normalde idrar beyaz veya açık sarı renkte olur. Bu nedenle
idrar rengi açık oluncaya kadar su içiniz.
EN ÖNEMLİ ADIM: GLİSEMİK İNDEKS DİYETİ YAPINIZ
Zayıflamada hormon analizi sonrası yapılacak en önemli adım Gİ diyeti şeklinde beslenmektir.
Glisemik İndeksle İlgili Bazı Pratik Noktalar:
Karbonhidratları seçerken düşük glisemik indeksli olanları seçmek gerekmektedir.
1.Rafine karbonhidratlar yani beyaz un ve rafine tahıldan yapılmış karbonhidratlar yüksek glisemik indekslidir.
2.Beyaz ekmek yüksek glisemik indekslidir.Tam buğday veya kepek az GI’lidir.
3. Diyetteki lif oranı artınca GI’i azalır.
4.Karbonhidrat içinde amiloz ve amilopektin vardır.
Amilopektin fazlaysa kan şekeri daha çok artar Amilopektini fazla
olanlar ekmek, beyaz patates, beyaz un, amiloz içerenler ise tam
tahıllar,hububatlar ve tatlı patetesdir.
5. Rafine olanlar rafine olmayanlardan dah fazla
glisemik indeksi artırır. Rafine demek işlenmiş fabrikaya girmiş gıda
demektir. Rafine olan karbonhidratlar beyaz ekmek, beyaz pirinç,
kurabiye,meyve suları, şekerlerdir. Rafine olmayanlar doğal halde
bulunanlar olup GI’i düşüktür. Bunlar daha fazla lif veya posa içerir.
Örnek olarak sebze meyve, badem, ceviz, bezelye verilebilir.
KAYNAKLAR:
1. Prof Dr Metin Özata, Kişiye Özel kalıcı Zayıflama Rehberi, Gürer yayınları, 2009 Temmuz
2. Prof Dr Metin Özata, Gİ diyeti, Erko yayınları, 2007
3. http://www.zayiflamadr.com
ZAYIFLAMA
ZAYIFLAMA
Fazla kilolardan kurtulmanın ilk yolu sağlıklı ve
dengeli beslenmek ve egzersizi artırmaktır. Zayıflayacağım diye aç
kalmak, çok az veya dengesiz beslenmek, öğün atlamak, kahvaltı yapmamak
ve tek gıdaya dayalı yanlış diyet veya beslenme alışkanlıkları,
vücudunuzda birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olabileceği gibi,
verilen kiloların hemen geri alınmasıyla sonuçlanır. Önemli olan,
günlük kalori alımını, vücudun temel besin ihtiyacını karşılamayı göz
ardı etmeden, sağlıklı ve dengeli bir şekilde ayarlamak ve bunu
sürdürmektir. Burada yapmamız gereken akılcı gıda seçimidir ve bunun
yolu da glisemik indeksi düşük olanları tercih etmektir.
Zayıflamak ve yaşamınızı sağlıklı bir kiloda
sürdürmek istiyorsanız piyasadaki bilimsellikten uzak diyet
kitaplarına, internetteki sıradan diyet listeleri veya zayıflama
metotlarına fazla rağbet etmemenizi, öncelikle Gİ diyetini öğrenmenizi
öneriyorum. Zayıflama yapan mucizevi ilaç veya diyetler peşinde
koşmayınız. Böyle bir yöntem veya ilaç şu an dünyada yoktur. Bu tür
yöntemlerle başlangıçta belki biraz kilo verirsiniz ancak daha sonra
yine kilo alırsınız.
Glisemik indeks (Gİ), karbonhidratların kan şekerini
yükseltme gücünü gösteren bir kavramdır. Önceleri şeker hastaları için
geliştirilmiş ise de daha sonra yapılan bilimsel çalışmalar glisemik
indekse dayalı beslenmenin kilo kontrolü sağladığı ve kronik
hastalıklardan bizi koruduğunu ortaya koymuştur. Zayıflamak ve sağlıklı
olmak için’’Gİ diyeti’’ dediğimiz bu beslenme tarzının herkese faydalı
olacağı açıktır. Özellikle kilo vermek isteyenler, atıştırma atakları
olanlar, reaktif hipoglisemi dediğimiz kan şekeri düşüklüğü olanlar,
şeker hastaları ve metabolik sendromu olanların mutlaka bu şekilde
beslenmesi gerekir.
Kalıcı ve başarılı zayıflamanın temel kuralı yaşam
tarzı değişikliği yanında beslenme değişikliği yapmaktır. Diyetlerle
kilo verilip tekrar alınmasının başlıca nedeni yaşam değişikliği
yapmamak veya eski beslenme alışkanlıklarını tekrar başlamaktır.
Erişkin yaşlarda kilo almaya veya obeziteye neden
olan başlıca faktörler hareketsizlik ve aşırı beslenmedir. Bunun
dışında yaşın ilerlemesiyle de kilo almaya başlarız. Kadınlar için kilo
alımının en fazla olduğu dönemler gebelik, emzirme ve menopoz
dönemleridir. Kadınlarda doğum sayısı arttıkça kiloların da arttığı
gözlenir. Tiroid bezi yetmezliği (hipotiroidi),
reaktif hipoglisemi denilen kan şekeri düşüklüğü, böbreküstü bezinin
aşırı kortizol üretmesi ve yumurtalıklardaki kistlerle karakterize
polikistik over hastalığı gibi hormon bozuklukları da kilo alımının
önemli nedenleridir.Evlendikten sonra düzenli yeme döneminin
başlaması veya sigarayı bırakınca iştahın artması da kiloyu artıran
olaylardır. Suyun az içilmesi, aşırı alkol kullanımı, depresyon ve bazı
psikolojik sorunlar, emeklilik ve gece vardiyasında çalışmak gibi, bazı
sosyal ve psikolojik nedenler kilo alımında önemli etkenlerdir. Anne ve
babamızdan aldığımız genetik yük de kilo alımının önemli bir nedenidir.
Anne ve babanın fazla kilolu olması veya şeker hastası bir anneden
doğmak da kilo alma açısından risk anlamına gelir.
Kilo almada yanlış yemek yeme alışkanlıklarının da önemli bir yeri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
- Hızlı yemek yemek, büyük lokmalar halinde yemek, az çiğnemek ve çatalı-kaşığı elinden hiç bırakmamak
- Öğün atlamak, öğün aralarında devamlı atıştırmak
- Televizyon seyrederken, kitap veya gazete okurken yemek yemek
- Üzüntü ve sıkıntılı durumda aşırı yemek yemek
- Çok fazla yemek yemek
- Ziyaret ve davetlere sık katılmak, tatlı ve şeker ikramlarını reddetmemek
- Akşam yemeğinden sonra, yatıncaya kadar devamlı bir şeyler yemek
- Az su içmek
- Akşam eve gelince yemeğe kadar abur-cubur yemek
Hormon Bozukluklarına Bağlı Fazla kiloluluk:
Bazı hormon bozuklukları kilo almanın önemli bir
nedenidir. Fazla kilolu bir kişide bu hormon hastalıklarının olup
olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Kilo almanın sık görüldüğü hormon
hastalıkları, sıklıkla tiroid bezi yetmezliği veya böbreküstü bezinin
aşırı çalışmasıdır.
Tiroid bezi boynumuzda bulunan, kelebek şeklinde bir
salgı bezidir ve metabolizmamızı kontrol eden tiroid hormonlarını
salgılar. Tiroid hormonlarının T3 ve T4 olmak üzere iki tipi vardır. Bu
hormonlar az salgılandığında, hipotiroidi dediğimiz hastalık
oluşur, metabolizma az çalışır ve sonunda kilo alınır. Tiroid ameliyatı
geçirenlerde, Hashimoto tiroiditi denen tiroid hastalığı olanlarda ve
50 yaşından sonra kadınların çoğunda tiroid bezi yetmezliği gelişir. Bu
kişilerde halsizlik, yorgunluk, el ve yüzde şişme, unutkanlık, kan
yağlarında yükseklik ve en önemlisi kilo alma olur. Fazla kilolu
kişilerde mutlaka tiroid hormon tetkiklerinin yapılarak tiroid bezinin
az çalışıp çalışmadığı kontrol edilmelidir. Tiroid bezi yetmezliğinin
tedavi edilmediği fazla kilolu kişilerde kilo vermek çok zordur. Bu
hastalarda tiroid hormonu tedavisiyle TSH hormon düzeyinin normal
sınırlarda olmasının sağlanması gerekir.
Reaktif hipoglisemi dediğimiz kan şekeri düşüklüğü
kilo alımının ve kilo verilememesinin önemli nedenlerinden birisidir.
Bu kişilerde yemek sonrası kan şekeri düşer ve arkasından tatlı yeme
isteği oluşur. Bu nedenle yapılan tatlı atıştırmaları kilo alımına
neden olur. Pankreas bezinden aşırı insülin hormonu salgılanması ile
kendini gösteren insülin direnci denilen hastalıkta kanda yüksek
miktarlarda bulunan insülin hormonu kan şekerinde düşmeler yaparak kilo
alımına katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle zayıflayabilmek için bu
yüksek insülin düzeylerinin azaltılması gerekir. Bazı ilaçlar, kilo
verme ve spor yapmak insülin hormonunu azaltarak kilo vermeye ilave
katkıda bulunur. İnsülin hormonu yüksek kişilerde zayıflama olsa bile
tekrar kilo alımı olmaktadır.
Böbreküstü bezinin aşırı çalışması durumunda bu bezden fazla miktarda kortizol
hormonu üretilir. Kortizol hormonunun fazlalığı ise, vücutta özellikle
karın ve ensede yağ birikimine ve fazla kilolulığa neden olur. Bazı
hastalıkların tedavisinde kullanılan kortizon ilacı da aynı mekanizma
ile kilo alınmasına neden olmaktadır.
Kadınlarda fazla kiloluluğa neden olan önemli bir hormon hastalığı da polikistik over sendromu
denen ve yumurtalıkta kist oluşması, tüylenme ve adet bozukluğu ile
kendini gösteren hastalıktır. Bu kadınların önemli bir kısmında fazla
kilo ve şeker hastalığı görülür. Adet bozukluğu, tüylenme ve fazla
kilolu olmanın bir arada olduğu bu hastalarda yumurtalıkların
incelenmesi ve bu hastalığa yönelik tedavilerin yapılması gerekir. Bu
şekilde tedavisi yapılmayan kadınların zayıflaması zordur.
Kadınlarda süt salgılatan hormon olarak bilinen, prolaktin
hormonunun fazla salgılanması da kilo almaya yol açan bir hormon
bozukluğudur. Prolaktin hormonu beynimizde bulunan hipofiz bezinden
salgılanır. Hipofiz bezindeki tümörler aşırı prolaktin hormonu
salgıladığında adetlerde bozulma, memeden süt gelmesi, tüylenme ve kilo
alımı olur.
Yukarıda belirtildiği gibi zayiflamak için önce
altta yatan nedeni yani hormon bozukluğunu saptamak gerekir. Diyet
yapmadan önce bir Endokrin uzmanına başvurunuz.
KAYNAKLAR
1. Prof Dr Metin Özata, Kişiye Özel kalıcı Zayıflama Rehberi, Gürer yayınları, 2009
2. http://www.zayiflamadr.com
3. http://www.diyetdr.com |