Prof Dr Metin Özata
Tiroid, Diyabet, Endokrin ve Zayiflama
Ana Sayfa      ENDOKRINOLOJI

ENDOKRIN veya ENDOKRINOLOJI NEDIR?

ENDOKRIN VEYA ENDOKRINOLOJI NEDIR?


Endokrinoloji veya kısa adıyla Endokrin ulkemizde yeterince bilinmemektedir. Bu nedenle de özellikle guatr, tiroid, prolaktin, kemik erimesi, tuylenme, polikistik over, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği ve şişmanlık gibi endokrin uzmanını ilgilendiren önemli hastalığı olanlar başka uzmanlara gitmektedir. Bu makalede endokrinoloji bilim dalinin ve endokrin uzmanlarinin hangi hastaliklarin tedavisiyle ilgilendiği kısaca anlatılmıştır.

ENDOKRINOLOJI NEYLE UĞRAŞIR?

Endokrinoloji vücudumuzda salgılanan hormonlar, iç salgı bezleri ve metabolizma hastalıklarının tanı ve tedavisiyle uğraşır.

İç Salgı bezleri denince veya endokrin sistem denince hipotalamus, Pineal bez-melatonin, hipofiz, tiroid bezi, paratiroid bezi, böbrek üstü bezi (Adrenal), over (yumurtalik) ve testis bezleri anlaşılır.Bu bezlerin salgıladıkları hormonlar, bu bezlerde oluşan tümörler, ve bu bezlerden salgilanan hormonlarin azlığı ve fazlalığı önemli hastalıklar yapar.
Endokrinoloji ayrica şeker hastalığı, obezite (şişmanlık), kan yağları (kolesterol ve trigliserid), ürik asit yüksekliği, metabolik sendrom, vitaminler, beslenme, diyet ve osteoporoz (kemik erimesi)gibi metabolik hastaliklar tanı ve tedavisini yapar.


ENDOKRIN UZMANI NASIL OLUNUR?

Endokrin uzmanı olmak için 5 yıl süren dahiliye ihtisasından sonra 3 yıl daha endokrin ihtisası yapılır. Endokrin Uzmani olmak için bir hekim 8 yıl asistanlık yapmak zorundadır.


HANGİ HASTALIKLAR ENDOKRIN UZMANINCA TEDAVI EDILIR?

Endokrin uzmaninin tedavi ettiği hastaliklar şunlardır:

1) HİPOFIZ
A) Hipofiz Bezi Hastaliklari
B) Boy Kısalığı ve Büyüme Hormon Eksikliği
C) Hipofiz Bezi Yetmezliği (Hipopituitarizm)
D) Prolaktin Hormon Fazlalığı (Prolaktinoma)
E) Büyüme Hormon Fazlalığı (Akromegali)
F) Diyabetes İnsipidus (Şekersiz Şeker Hastalığı)

2) Paratiroid Bezi ve Hormonları
B) Paratiroid Hormon Fazlalığı (Hiperparatiroidi)
C) Paratiroid Hormon Azlığı (Hipoparatiroidi)


3) Böbreküstü Bezi (Adrenal Bez) ve Hormonları

A) Böbreküstü Bezi Hastalıkları
B) Kortizol Hormon Fazlalığı (Cushing Sendromu)
C) Kortizol Hormon Azlığı (Addison Hastalığı)
D) Aldosteron Hormon Fazlalığı (Aldosteronizm)
E) Adrenalin Hormon Fazla Salgısı (Feokromasitoma)



4)Testis ve Hormonları

A) Testis, Hormonları ve Hastalıkları
B) Testosteron Eksikliği (Hipogonadizm)
C) Erkekte Meme Büyümesi (Jinekomasti)
D) Ereksiyon Problemi ve Empotans
E) testis ve penis küçüklüğü, sakal çıkmaması

5) Over (Yumurtalık) ve Hormonları

A) Yumurtalık (Over) Hormonları ve Bozuklukları
B) Kadınlarda Cinsel Hormon Yetmezliği (Hipogonadizm)
C) Tüylenme (Hirsütizm)
D) Polikistik Over Sendromu
E) Menopoz


6) Tiroid Bezi (Guatr) ve Hormonları

A) Tiroid Bezi Ve Görevleri
B) Guatr
C) Tiroid Bezinin Fazla Çalışması (Hipertiroidi, Zehirli guatr))
D) Tiroid Bezinin Az Çalışması (Hipotiroidi-Hashimoto)
E) Nodüler Guatr-nodül
F) Tiroid kanserleri
G) Hashimoto Hastaliği
H)Tiroidit-tiroid bezi iltihabı


6) Obezite , Beslenme, Diyet, Metabolik Sendrom

7) Şeker Hastlalığı-Diyabet

8) Şeker Düşmesi-hipoglisemi


9) Kemik erimesi-Osteoporoz

10)Vitaminler,Mineraller

11) Ürik Asit, Kolesterol ve Trigliserit yüksekliği


HORMONLAR VE GÖREVLERİ

Hormonlar vücut ağırlığı, metabolizma, iştah, büyüme, gelişme, seks ve üreme faaliyetleri gibi birçok önemli olayı etkileyen yaşamsal öneme sahip kimyasal maddelerdir. Vücudumuzdaki salgı bezlerinden salgılandığı gibi diğer hücrelerden de salgılanan hormonlar genellikle kan yoluyla taşınarak etki edeceği organlara ulaşır ve orada etkilerini gösterirler. Hücreler arası iletişimi sağlayan hormonlar etkilerini gösterdikleri hücreye nasıl davranacağını anlatır. Çok az miktarda salgılanmasına rağmen hormonlar vücutta çok büyük görevler yapar.

Hormonlar vücudumuzun gelişme, metabolizma, büyüme, üreme, seks, duygu durumu, adet görme, iştah, sindirim ve vücut ısısı gibi yaşamsal faaliyetlerini ayarlar.
Boy kısalığı, şeker hastalığı, kilo alma, tansiyon yüksekliği, tüylenme, kemik erimesi, adet bozukluğu, böbrek taşı, ereksiyon problemi, kolesterol yüksekliği, depresyon, sinirlilik, kansızlık, yorgunluk ve halsizlik gibi sık görülen hastalık ve belirtilerin temelinde hormon dengesizliği vardır.


Hormonların Görevleri:
Hormonların başlıca görevleri 3 ana grupta ele alınabilir:
· Büyüme ve farklılaşma
· Vücut dengesinin sağlanması
· Üreme

Çok sayıda hormon büyüme olayında etkilidir. Büyüme hormonu ve tiroid hormonları bunların en önemlisidir.
Vücut dengesinin sağlanmasında ise birçok hormon görev alır. Bu hormonlar ve görevleri şunlardır:
· Tiroid hormonları ® çoğu dokuda bazal metabolizmanın %25’ini kontrol eder
· Kortizol ® kendisinin doğrudan etkilerinden başka birçok hormonun etkisini de kolaylaştırır
· Paratiroid hormonu ® kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar
· Vazopressin ® vücut su dengesini sağlar
· Aldosteron ® vücut sıvı miktarı ve serum elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
· İnsülin ® açlık ve toklukta kan şekerinin normal olmasını sağlar
Kan şekeri düşünce vücudumuz buna hormonsal tepki vererek kan şekerini artırmaya çalışır. Açlıkta ve kan şekerinin düştüğü durumlarda insülin salınımı azalır. Buna bağlı olarak dokuların glukoz alımı azalırken karaciğerden glukoz (şeker) üretimi artar.
Vücuttan su atılması esas olarak vazopressin isimli hormon tarafından kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit hormonları da bu konuda etkilidir.
Paratiroid hormonu ve D vitamini koordineli hareket ederek kan kalsiyum dengesini sağlarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde D vitamini sentezini artırır. D vitamini ise bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırır, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artması ise paratiroid hormon salgılanmasını azaltır..
Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin şiddeti, akut (ani) veya kronik (devamlı-süregen) oluşuna göre, çok sayıda hormonu harekete geçirir.
Travma veya şok gibi şiddetli ani streslerde sempatik sinir sistemi aktive olarak katekolamin dediğimiz adrelanin ve noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladığı kan miktarı çoğalır, kan basıncı ve glukoz (şeker) yapımı artar. Stres ACTH , büyüme hormonu ve kortizol hormon yapımını artırır. Artan kortizol kan basıncının devamlılığını sağlar.

Hormonlar üreme işlevini de düzenler. Üreme işlevi cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelişme, gebelik, süt verme, çocuk yetiştirme ve menopoz gibi değişik aşamaları kapsar. Bu aşamaların her birinde çok sayıda hormon birlikte ve düzen içinde çalışır.
Hormonların üremeyle ilgili koordineli etkilerinin tipik örneği ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme (menstruasyondur). Adet döneminin erken (folliküler) evresinde FSH ve LH isimli hormonlar yumurtalıktaki yumurtaların (folliküllerin) olgunlaşmasını uyarır. Bu durumda östrojen ve progesteron hormonları giderek artar.

Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgılamaya hazır hale gelmesini sağlar. Oksitosin isimli hormon ise memeden süt gelmesine etkilidir.


Hormonların Yapıldığı Bezler:

Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde yapılır ve salgılanır. Bundan başka beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır.

Hormon üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef dokuya) taşınması gerekir.
Hormonların adlandırılması genellikle ilk bulundukları dokuya veya major etkilerine göre yapılmıştır. Ancak, günümüzde aynı hormonun farklı dokularda üretildiği bilinmektedir.

Hormonların Salgılanması ve Taşınması

Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salınır. Aktif olmayanlar daha sonra aktif hale gelirler. Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Tiroid hormonu T4 hücrede etki etmesi için daha sonra T3 hormonuna dönüşür. Testosteron hormonu yine hücrede etkili olmak için daha sonra dihidrotestosteron haline gelir.

Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır Çok azı ise serbest halde bulunur. Seks hormonları SHBG proteinine bağlanır, tiroid hormonları TBG proteinine bağlanır.

Reseptör Nedir?

Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir. Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Reseptörleri kilit olarak düşünürseniz hormonlar bir anahtar olarak görev yapar ve bu kiliti açarak hücrede etkilerini gösterirler.
Bütün reseptörlerin en azından 2 farklı fonksiyonel bölümü vardır. Bunlardan biri hormonu tanıyan ve ona bağlanan “tanıma bölgesi”, ikincisi ise uyarımı ileten “uyarı iletim bölgesi”dir. Reseptörün tanıma bölgesi hormonla üç boyutlu bağlantı kurabilecek özel bir yapı gösterir. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum bağlanmanın derecesini tayin eder. Uyum ne kadar iyi ise hormon reseptör bağlanması ve dolayısıyla hormonun etki oluşturması o oranda güçlü olacaktır. Hormonun reseptörüne bağlandıktan sonra uyarı iletimi iki şekilde olabilir. Polipeptid ve protein yapılı hormonlar ile katekolaminler hücre zarında yerleşmiş reseptörlere bağlanırlar. Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere iletilir. Steroid hormonlar (kortizol, aldosteron gibi), tiroid hormonları ve diğer bazı hormonlar ise hücre içi reseptörlere bağlanarak etki gösterirler.


Hormonlar Birbiriyle Etkileşir Mi?

Hormonlar birbirleriyle etkileşim içindedir. Vücudun dengesi bu etkileşim sayesinde sağlanır. Günlük yaşamımızda biz yerken, istirahat ederken ve çalışırken bazı hormonlar artarken diğerleri azalır. Bir hormonun kandaki seviyesi vücudun durumuna göre değişiklik gösterir.


Hormonlar Nasıl Ölçülür?

Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama testleri adı veriyoruz.


Hormonlar ve Bağışıklık Sistemi

Hormonlar bağışıklık sistemi (immün sistem) üzerinde de etkilidir. Özellikle kortizon ve seks hormonları bağışıklık sistemine etki ederler. Bazı bağışıklık sistemi hücreleri ACTH, prolaktin gibi hormonlar üretebilir. Bağışıklık sisteminin ürettiği bazı maddeler de hormon salınımını etkiler. Otoimmün hastalıklar dediğimiz bir hastalık grubu bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu ortaya çıkar ve salgı bezlerini tahrip eder ve hormon hastalıkları oluşur. Bunlara örnek Tip 1 şeker hastalığı, Hashimoto hastalığı, Graves hastalığı (tiroid bezi aşırı çalışması) ve Addison (böbreküstü bezi yetersizliği) hastalığıdır.


Hormonlar ve Sinir Sistemi

Sinir hücreleri arasındaki iletişimi nörotransmitter denen hormon yapısındaki maddeler sağlar. Bu nörotransmitter denen hormonlar adrenalin, noradrenalin gibi etkileri vardır. Beyindeki sinir hücreleri de hormon salgılar. Örneğin hipotalamusdan salgılanan TRH hormonu beynin diğer kısımlarında da salgılanır. Bu nedenle sinir sistemi de hormon salgılamaktadır. Bazı psikiatrik hastalıklarda beyinde salgılanan hormonlarda bozukluk vardır.

Hormon Hastalıkları Oluş Mekanizması

Hormon hastalıkları temelde 3 mekanizmayla meydana gelir
1. Hormon yapım fazlalığı
2. Hormon yapım azlığı
3. Hormon direnci durumları
Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bunun nedeni sıklıkla bezlerde oluşan adenom adını verdiğimiz tümör dokuları, bağışıklık sistem boızuklukları ve iltihabi nedenlerle oluşur
Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur.
Hormon direnci ise hormonun hücrede etki edememesidir.


Hormonların Ritmik Salınımı ve Vücut Saati

Vücuttaki hormonların salgılanması uyku-uyanma olayından etkilendiği gibi suprakiasmatik nukleus denen bir çekirdekten de etkilenir. Vücut farklı hormonlara farklı zamanlarda ihtiyaç duyar. Bunun ayarlanması hipotalamusta bulunan suprakiasmatik nukleus tarafından sağlanır. Bu saat vücuda sinyaller göndererek hormonların üretimini sağlar.

KAYNAK: Prof Dr Metin Ozata, Endokrinoloji ve Metabolizma, İstanbul Tıp Yayınevi, 2007
2. http://www.endokrinuzmani.webs.com

 
 
HIPOTIROIDI (TIROID YETMEZLİĞİ) NEDİR?

HIPOTIROIDI


Hipotiroidi yani tiroid yetmezliği bir hormon (ENDOKRIN) hastalığıdır. Bu nedenle tedavi ve teşhis için mutlaka bir ENDOKRIN UZMANINA başvurunuz.

Tiroid Bezi Yetmezliğinin Tanımı, Çeşitleri ve Nedenleri

Tiroid bezinin az çalışmasına ve bu nedenle tiroid hormonlarını az üretmesine ve sonuçta kanımızda tiroid hormonlarının (T3 ve T4) düşük olması durumuna tiroid yetmezliği veya tıp dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizliği sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarında yaygın yavaşlama vardır ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozuklukların yanı sıra ruhsal çöküntü, unutkanlık, hareketlerde yavaşlama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeklerde zeka geriliğine neden olabilmektedir.

Hipotiroidizm, toplumda % 4.6 oranında bulunur. Bunun çoğunluğunu başlangıç halindeki veya hafif derecedeki tiroid bezi yetmezliği (sadece TSH yüksek fakat T3 ve T4 normal olması) oluşturur. Tiroid yetmezliği tiroid fazla çalışmasından daha çok görülür ve nodüllerden sonra en sık görülen tiroid hastalığıdır.

Tiroid yetmezliği kadınlarda daha sık görülür ve yaşın artmasıyla sıklığı çok artar.
Bebek ve çocuklarda büyüme ve gelişmede belirgin gecikmeye, erişkinlerde ise vücut metabolizmasında yavaşlamaya neden olan tiroid yetmezliği tedavi edilmediği durumda kalp ve damar hastalıklarına neden olabilmektedir.

Tiroid Bezi Yetmezliğinin Nedenleri Nelerdir?

Tiroid bezi yetmezliği kalıtım, mikroplar, yaşlanma, iyot eksikliği veya fazlalığı , selenyum eksikliği, tiroid bezi iltihapları, doğumsal nedenler, ve kullanılan bazı ilaçların (interlökin, amiodaron gibi) yan etkisi , tiroid ameliyatı ve radyoaktif iyod tedavisi sonrası oluşabilmektedir.

Tiroid bezi yetmezliğinin en sık nedeni ise Hashimoto Hastalığı geçirmektir. Hashimoto hastalarının hemen tamamında hipotiroidi kalıcı olarak yerleşir. Bu hastalıkta tiroid bezi, nedeni bilinmeyen bir şekilde küçülür ve hormon yapacak hücreler azalır; sonuçta tiroid hormonu az yapıldığından tiroid yetmezliği ortaya çıkar.

Tiroid ameliyatı sonrası kontrollerinizi ENDOKRIN UZMANINA yaptırınız.

TİROİD BEZİ YETMEZLİĞİNDE OLUŞAN ŞİKAYET VE BELİRTİLER

Tiroid bezi yetmezliğine ait şikayetler hastalığın şiddetine göre değişir. Bazen hiçbir şikayet yok iken bazı hastalarda çok şiddetli belirti ve şikayetler ortaya çıkar. Bazı belirtiler özellikle yaşlı kişilerde yaşlılığa bağlanır ve hastalık akla gelmez ise atlanır. Tiroid bezi az çalışan ve tiroid hormonları kanda azalan bir kişide şu belirtiler olabilir:
  • Kolay yorulma, yorgunluk, bitkinlik, enerji azlığı (yaygın)
  • Hatırlamada zorluk, unutkanlık, yavaş düşünme, konsantre olamama
  • Hareketlerde yavaşlık
  • Sabahleyin uyanmada zorluk, daha çok uyku isteği, gün içinde uyuklama
  • Üşüme veya kendini soğuk hissetme
  • Terlemenin azalması
  • Kuru, soğuk, kalın ve kaşınan bir deri
  • Sarı veya portakal renginde bir deri
  • Kuru, kaba ve kolay kırılan tırnaklar
  • Saç dökülmesi, saçlarda azalma, kaşlarda dökülme
  • İştah kaybı
  • Kilo alma ve kiloyu verememe
  • Horlama başlaması
  • Kas krampları ve eklemlerde ağrı oluşması
  • Kaslarda iğne batması hissi veya karıncalanma
  • Kabızlık olmaya başlaması
  • Göz etrafının ve göz altının şişmesi
  • El, ayak ve eklemlerde şişlik
  • Karpal tünel sendromu denilen el bileğinde sinir sıkışması ve ağrı
  • Adet kanamalarının daha fazla miktarda olması, adetlerde kramp olması ve adet öncesi dönemin kötü geçmesi
  • Bazı kadınlarda adet sıklığının azalması veya adetlerin kesilmesi
  • Depresyon gelişmesi ve hiçbir şeyle ilgilenmeme
  • Sesin kalınlaşması ve ses kısıklığı
  • İşitmede azalma oluşması
  • Guatr oluşması (Hashimoto hastalarında olur)
  • Tiroid bezinin küçülmesi (tiroid bezi iltihaplarına veya Hashimotonun son evresine bağlı olarak)
  • Kalp hızının ve nabız sayısının azalması
  • Kan kolesterol düzeyinde artma
  • Gebe kalamama (kısırlık)
  • Libido (Cinsel istek) azlığı ve empotans
  • Reflekslerin yavaş olması
  • Kekemelik

HİPOTİROİDİ (TİROİD BEZİ YETMEZLİĞİ) NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Hipotiroidi hastalığı kan testleriyle kolaylıkla teşhis edilir. Test olarak T3, T4, TSH, anti-TPO antikoru ölçülür ve tiroid ultrasonu yapılır. Kanda serbest T4 hormonu düşük ve TSH yüksek ise hipotiroidi tanısı konur. Serum T3 düzeyleri değişkendir ve bazen normal sınırda olabilir. Çok nadiren hipofiz bezi yetmezliğine bağlı tiroid bezi yetmezliği olabilir, o zaman TSH hormonu düşük, T4 ve T3 hormonu da düşüktür. Tiroid bezi yetmezliği teşhis edilen hastalarda tam kan sayımı, karaciğer testleri ve kolesterol, trigliserit ve LDK kolesterol tetkikleri ile kalp grafisi (EKG) tetkiki yapılır. Kalp hastalığı riskini anlamak için kanda homosistein ve hassas CRP tetkiklerine bakılması faydalıdır. Kansızlık varsa kanda ferritin, B12 vitamini ve folat düzeylerine bakılarak demir eksikliği veya vitamin eksikliği olup olmadığı araştırılır.

Aşikar yani belirgin (tam) tiroid yetmezliğinde TSH hormonu kanda artar ve genellikle 10 IU/L’den daha yüksek çıkar; kandaki T4 ve T3 hormonları da düşmüştür.


HİPOTİROİDİNİN (TİROİD BEZİ YETMEZLİĞİNİN) TEDAVİSİ

Hipotiroidi bir hormon (Endokrin) bozukluktur. Tedavi için mutlaka bir ENDOKRIN UZMANINA başvurunuz.

Levotiroksin İlacıyla yapılan Tedavi:

Hipotiroidide vücudumuzda tiroid hormonu az olduğundan dışardan verilecek sentetik T4 hormonu ilaçları ile eksiklik giderilmeye çalışılır. Kullandığınız bu ilaçların içinde levotiroksin vardır ve vücudunuzda yapılan T4 hormonunun aynısıdır. Vücutta T4 hormonu eksik olduğundan bu ilaçlarla eksiklik giderilir. Tiroid yetmezliğinin tedavisinde ilaç tedavisinden başka bir tedavi şekli yoktur. Bazı hastaların sorduğu gibi ameliyat yapılmaz. Levotiroksin ilacı günde bir defa aç karna alınmalıdır. Aç iken alınırsa emilimi daha iyidir ve yaklaşık % 70’i emilir. İlaçları hep aynı zamanda almalı ve unutmamalıdır. Eğer aç karna alınca midede yanma veya ağrı oluyorsa ilacı tok karna alabilirsiniz. Tok karna alınınca ilaç emilimi azalacağından daha fazla ilaç almak gerekebilir. Bu durumu doktorunuza bildiriniz. Demir ilaçları, kalsiyum ilaçları, sukralfat isimli mide ilacı, lifli-posalı gıdalar, lif veya posa kapsülleri, antiasitler ve soya yağı aynı öğünde alınırsa tiroid ilacının emilimini bozar. Bu nedenle mümkün olduğu kadar tiroid ilacının alındığı öğünde başka ilaç alınmamalıdır.

İlaç kullanan hastalar hormon ölçümü için kan verecekleri zaman ilacı yutmadan kan vermelidir. Kan verdikten sonra ilaçlarını alabilirler. İlaç alındıktan 9 saat sonra da kan verebilirler.

Hipotiroidi ömür boyu tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Geçici bir hastalık değildir. Herhangi bir antibiyotik gibi ilaç kutusundaki ilaç bitince tedavinin kesildiği bir hastalık değildir. İlacı keserseniz şikayetleriniz tekrar başlar. Bu nedenle ilaçlarınızı kesmeyiniz

KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, 99 Sayfada Tiroid Hastalıkları, İş Bankası yayını, 2008
2. http://www.guatrcenter.com
 
NODÜL NEDİR?

Nodül Nedir?

Tiroid bezinin içinde normal tiroid dokusundan farklı bir yapıdaki yumru şeklinde veya leblebi , nohut, bazen de nadiren ceviz veya portakal büyüklüğünde olabilen anormal doku büyümelerine nodül adı verilir. Nodüllerle birlikte çoğu zaman tiroid bezi de büyüdüğünden bu hastalığa nodüler guatr adı da verilir.

Bir nodülün hasta ve doktor açısından önemi nodülde kanser olup olmadığının öğrenilmesidir. İkinci önemli nokta ise nodülün aşırı hormon salgılama özelliği olup olmadığının ortaya konmasıdır.

NODUL VARSA MUTLAKA BİR ENDOKRIN UZMANINA BAŞVURUNUZ.

Toplumda Her iki Kişiden Birisinde Nodül vardır

Tiroid nodülleri toplumda çok sık görülen bir hastalıktır. Nodüllerin bir kısmı elle fark edilir ve bunların oranı toplumda % 7 civarındadır. İyot yetmezliği olan bölgelerde ise el ile fark edilebilen nodül sıklığı o toplumun % 25’ni bulur. El ile fark edilemeyen küçük nodül sıklığı ise daha fazladır ve ultrason ile tiroid bezleri incelendiğinde veya tarama yapıldığında toplumdaki % 50-60 kişide nodül saptanır. Bunun anlamı neredeyse her iki kişiden birisinde nodül olmasıdır. Ancak kişilerin çoğu bundan habersizdir. İyot yetmezliği olan bölgelerde nodüler guatr 2-3 kat daha fazla görülür.

Nodül Sıklığı yaşla Birlikte Artış Gösterir

Nodül sıklığı yaşla birlikte artar ve kadınlarda erkeklere göre 4 kat daha fazla bulunur.
Gebelikte tiroid nodülü çapında artma ve yeni nodül oluşumu sıklığında artış vardır.

Sıcak veya Soğuk Nodül Ne Demektir?

Bir nodülün sıcak veya soğuk olması sintigrafi tetkiki ile ortaya konan bir durumdur. Tiroid sintigrafisi teknesyum 99 isimli bir radyoizotop madde ile çekilir. Damardan verilen bu ilaç tiroid bezine gider. Eğer nodül bu maddeyi tutmaz ise sintigrafi filminde nodül bir boşluk olarak görülür. İlacı içine almayan bu nodüllere ‘’soğuk nodül’’ adı verilir. Verilen ilacı tutan nodüller ise sintigrafide siyah bir şekilde ortaya çıkar. Teknesyumu tutan bu nodüllere ise ‘’sıcak nodül’’ adı verilir. Eğer nodül diğer tiroid dokusuna benzer şekilde ilaç tutarsa bu nodüle ‘’ılık nodül’’ adı verilir.

Soğuk nodüllerde kanser oranı sıcak nodüllere göre daha fazladır. Buna rağmen sıcak nodüllerde de kanser olabilir. Bu nedenle bütün nodüllere sıcak veya soğuk olsun mutlaka biyopsi yapılmalıdır. Biyopsi iki defa yapıldığı halde iyi huylu çıkanlarda anormal gelişim olmadıkça tekrar biyopsi yapmanın anlamı yoktur.

Kistik Nodül veya Solit Nodül Ne Demektir?

Nodüllerin bir kısmının içinde sıvı birikir ve bunlara kistik nodül adı verilir. İçinde sıvı olmayan sert nodüllere ise solit veya sert nodül adı verilir. Bir nodülün kistik veya solit olup olmadığı tiroid ultrasonu ile anlaşılır.

Tek Nodül veya Çok Nodül Ne Demektir?

Tiroid bezinde bazen tek nodül, bazen birden fazla nodül olabilir. Tiroid bezinde tek nodül de olsa çok nodül de olsa tiroid kanser oranı % 5’dir.

Her Nodül Ameliyat Gerektirmez

Nodüler guatrı olan her hastanın ameliyat edilmesi şart değildir. Ameliyat sonrası birkaç yıl içinde %20-30 hastada tekrar nodül gelişmektedir. Bu nedenle ameliyat edilmesi gereken nodüller kanser şüphesi olan nodüllerdir. Bir nodülde kanser olup olmadığı ancak nodüle iğne batırılarak yapılan biyopsi ile anlaşılır. Biyopside kanser yoksa özellikle küçük nodüller için (çapı 2,5 cm den küçük) ameliyat gereksizdir. Ameliyat, ancak biyopside kanser çıkarsa veya kanser yönünden şüphe varsa veya nodül çok büyükse (3cm ve üzeri) o zaman düşünülür. İğne biyopsisinin devreye girmesiyle artık lüzumsuz yere ameliyat olma dönemi kapanmıştır.

Bu nedenle bütün nodüllerde (sıcak veya soğuk olması fark etmez) biyopsi yapılması gerekir. Nodül küçükse biyopsi ultrason altında yapılır. İyi huylu çıkan bir nodülde böylece lüzumsuz yere yapılacak ameliyattan kurtulunmuş olur. Nodül iyi huylu çıktığı halde gittikçe büyüyorsa veya etrafındaki dokulara baskı belirtileri varsa bu nodüllerde ameliyat gerekebilir.

Nodül saptanan hastaların ilk önce Endokrinoloji uzmanına başvurmaları ve bu uzmanların önerisi doğrultusunda tedavilerini yaptırmaları gerekir.

Nodüllerde Kanser Sıklığı Ne Kadardır?

Nodüllerin yaklaşık yarısı tiroid bezinde tek nodül olarak bulunurken, geri kalan yarısı ise birden fazla nodül halinde vardır. Yani bazı hastaların bezinde tek nodül varken bazen birden fazla nodül bulunur. El ile yapılan muayenede tek nodül olan hastalarda tiroid ultrasonu yapıldığında daha küçük ilave nodüller de saptanabilir. Tiroid bezinde tek nodül de olsa çok nodül de olsa tüm nodüllerde % 5 oranında kanser olma riski vardır. Sıcak nodüller de kanser sıklığı az ( % 0.23) olmasına rağmen yine de kanser riski vardır. Soğuk nodüllerde kanser riski daha fazladır ( % 5 kadar).

Hangi Tiroid Nodüllerinde Kanser Olasılığı Yüksektir?

Nodülü olan bir hastada gittikçe ilerleyen yemek yeme zorluğu, ses kalınlaşması veya nefes almada zorluk kanser olma şüphesini artırır. Ancak, kanser olmayan nodüller sinire baskı yaparak ses kalınlaşması yapabilir.

Önceki yıllarda baş veya boyuna yönelik ışın tedavisi (radyoterapi) alan nodüler guatrlı hastalarda ve ailesinde tiroid kanser hikayesi olanlarda kansere eğilim artar.
Nodüler guatr kadınlarda erkeklere göre dört kat daha fazla görülür. Ancak tiroid kanseri erkeklerde daha çok görülür.

Erkek olmak, 20 yaşından önce ve 60 yaşından sonra birden nodül gelişmesi kanser için risk oluşturur. Erkeklerdeki nodüllerin % 8’inde kanser saptanırken kadınlarda bu oran %4-5’tir.

Yavaş veya ani başlayan ağrı veya hassasiyet nodül veya kist içine olan kanama nedeniyle olabilir veya ağrı tiroid bezi iltihabı nedeniyle de gelişebilir ve bu durum habis olmayan bir olaya işaret eder. Ancak bazen yayılmış kanserde de ağrı olabilir.
Nodüler guatrlı bir hastada boyundaki lenf bezlerinin şişmesi, nodülün sert olması, hareket etmemesi ve hızlı bir şekilde büyümesi kanser şüphesini artırır. Nodüllü hastalar Levotiroksin ilacı kullanırken nodül gittikçe büyüyorsa kanser şüphesi artar. Bu nodüllerde tekrar biyopsi yapmak gerekir. Çocuklarda nodül saptanması kanser riskini artırır. Bu nedenle mutlaka biyopsi yapılmalıdır.

TEDAVİ

Tedavi için Mutlaka bir ENDOKRIN UZMANINA başvurunuz.


KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, 99 Sayfada Tiroid Hastaliklari, İş bankası yayını, 2008
2. http://www.guatrcenter.com
 
 
DEPRESYON, HUZURSUZLUK,PANİK ATAK, UNUTKANLIK VE UYUKLAMA VARSA TIROID -GUATR TESTI YAPTIRINIZ

TİROİD VE PSİKOLOJİ


Tiroid hastaliklari psikolojimizde bozukluklar yapmaktadır. Depresyon, unutkanlık, çabuk öfkelenme, huzursuzluk, sinirlilik, uykuya eğilim, halusinasyon gibi belirtiler varsa mutlaka bir endokrin uzmanına başvurup guatr muayenesi olunuz. Tiroid hormonlarının az olması veya fazla olması farklı psikolojik bozukluklar yapar.

Tiroid hormonların az olması yani tiroid yetmezliğinde veya tiroid bezinin aşırı çalışması durumunda bazı ruhsal sıkıntılar veya psikolojik değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Tiroid hormonlarında değişiklik olmadan sadece TSH hormonundaki artma ve azalmalar dahi psikolojik değişiklikler yapabilmektedir. Bu psikolojik değişikler şöyle sıralanabilir:


A) Tiroid hormonlarının kanımızda yüksek olması (tiroid bezinin aşırı çalışması) (buna zehirli guatr, hipertiroidi, Graves hastalığı da denir) durumunda şu psikolojik sıkıntılar ortaya çıkar:


Huzursuzluk
Sıkıntı
Depresyon
Birden öfkelenme, bağırma veya asabiyet
Kalabalık yerlerden hoşlanmama
Kötümserlik
Sabırsızlık
Aşırı hareketlilik, yerinde duramama
Gürültüye aşırı hassasiyet
Uyku problemleri
İştah bozukluğu
Bazen şizofreni
Hallusinasyonlar (hayal görme)
Panik atak


B) Tiroid bezinin az çalıştığı tiroid bezi yetmezliğinde (buna hipotiroidi, hashimoto hastalığı da denir) ise şu psikolojik belirtiler bulunabilir:

İlgisizlik
Düşünme ve konuşmada yavaşlama
Unutkanlık
Konsantre olamama
Depresyon
Demans
Beyin hasarı
Panik atak

Psikolojik rahatsızlıkları olan tiroid hastalarının teşhisinde gecikme olursa bu psikolojik şikayetlerde düzelme olmaz.


Stres ve Hormonlar

Stres, insanın çeşitli bedensel ve ruhsal zorlanmalar karşısında ortaya çıkan tepkiler bütünüdür. Stres yapan durumlar kişilere göre farklılık gösterebilir. Stres karşısında insan vücudu, sinir sistemini uyararak ve çeşitli hormonlar salgılayarak cevap verir. Stres durumunda katekolamin denilen adrenalin ve noradrenalin, kortizol, endorfinler, büyüme hormonu, prolaktin ve testosteron hormon düzeylerinde değişiklikler görülebilir.
Beyinde bulunan hipotalamus isimli bölge böbrek üstü bezlerini uyararak buradan adrenalin ve kortizol homonlarının kana salınmasını sağlar. Bu hormonlar kalp hızını, solunum sayısını, kan basıncını ve metabolizmayı artırırlar. Kan akımı artar ve kaslar daha fazla kanlanarak vücudun harekete hazır hale gelmesini sağlar. Göz bebekleri genişler. Kan şekeri yükselir.Vücut sıcaklığını kontrol altında tutmak amacı ile terleme olur. Bütün bu gelişmeler strese cevap olarak vücudu uyanık tutmak ve her an harekete geçirmek içindir. Bazı zamanlarda stres uzar ve bu hormonlar uzun süreli salınır ve bu nedenle hipertansiyon ve ülser gibi komplikasyonlar gelişebilir.

Stres ayrıca beyinde uyuşma hissi veren enkefalin ve metenkefalin gibi opiyadlar ismi verilen hormonları artırır. Bunlar ağrı kesilmesine neden oldukları gibi yüksek dozlarda sakinlik ve çakır keyif hali yaparlar.

Büyüme hormonu da beyindeki hipofiz bezinden salgılanan bir hormondur. Psikolojik stres ve fiziksel egzersiz bu hormonda artışa neden olur. Prolaktin hormonu da hipofiz bezinden salgılanır ve normalde gebelikte meme büyümesi ve süt salgısına neden olur. Psikolojik ve fiziksel stres de prolaktin düzeyini artırır fakat bu artış kortizol ve adrenalin kadar belirgin değildir.

Diğer hormonların aksine stresli durumlarda mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte testosteron hormon düzeyi düşer.

Psikolojik stresin erken döneminde görülen hormonal değişikliklere uzun dönemde adaptasyon gelişir ve hormon düzeyleri normale döner.



KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, Tiroid Hastalıkları, İş Bankası yayını, 2008
2. http://www.guatrcenter.com
 
 
 
HIPOTIROIDI (TIROID YETMEZLİĞİ) NEDİR?

HIPOTIROIDI


Hipotiroidi yani tiroid yetmezliği bir hormon (ENDOKRIN) hastalığıdır. Bu nedenle tedavi ve teşhis için mutlaka bir ENDOKRIN UZMANINA başvurunuz.

Tiroid Bezi Yetmezliğinin Tanımı, Çeşitleri ve Nedenleri

Tiroid bezinin az çalışmasına ve bu nedenle tiroid hormonlarını az üretmesine ve sonuçta kanımızda tiroid hormonlarının (T3 ve T4) düşük olması durumuna tiroid yetmezliği veya tıp dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizliği sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarında yaygın yavaşlama vardır ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozuklukların yanı sıra ruhsal çöküntü, unutkanlık, hareketlerde yavaşlama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeklerde zeka geriliğine neden olabilmektedir.

Hipotiroidizm, toplumda % 4.6 oranında bulunur. Bunun çoğunluğunu başlangıç halindeki veya hafif derecedeki tiroid bezi yetmezliği (sadece TSH yüksek fakat T3 ve T4 normal olması) oluşturur. Tiroid yetmezliği tiroid fazla çalışmasından daha çok görülür ve nodüllerden sonra en sık görülen tiroid hastalığıdır.

Tiroid yetmezliği kadınlarda daha sık görülür ve yaşın artmasıyla sıklığı çok artar.
Bebek ve çocuklarda büyüme ve gelişmede belirgin gecikmeye, erişkinlerde ise vücut metabolizmasında yavaşlamaya neden olan tiroid yetmezliği tedavi edilmediği durumda kalp ve damar hastalıklarına neden olabilmektedir.

Tiroid Bezi Yetmezliğinin Nedenleri Nelerdir?

Tiroid bezi yetmezliği kalıtım, mikroplar, yaşlanma, iyot eksikliği veya fazlalığı , selenyum eksikliği, tiroid bezi iltihapları, doğumsal nedenler, ve kullanılan bazı ilaçların (interlökin, amiodaron gibi) yan etkisi , tiroid ameliyatı ve radyoaktif iyod tedavisi sonrası oluşabilmektedir.

Tiroid bezi yetmezliğinin en sık nedeni ise Hashimoto Hastalığı geçirmektir. Hashimoto hastalarının hemen tamamında hipotiroidi kalıcı olarak yerleşir. Bu hastalıkta tiroid bezi, nedeni bilinmeyen bir şekilde küçülür ve hormon yapacak hücreler azalır; sonuçta tiroid hormonu az yapıldığından tiroid yetmezliği ortaya çıkar.

Tiroid ameliyatı sonrası kontrollerinizi ENDOKRIN UZMANINA yaptırınız.

TİROİD BEZİ YETMEZLİĞİNDE OLUŞAN ŞİKAYET VE BELİRTİLER

Tiroid bezi yetmezliğine ait şikayetler hastalığın şiddetine göre değişir. Bazen hiçbir şikayet yok iken bazı hastalarda çok şiddetli belirti ve şikayetler ortaya çıkar. Bazı belirtiler özellikle yaşlı kişilerde yaşlılığa bağlanır ve hastalık akla gelmez ise atlanır. Tiroid bezi az çalışan ve tiroid hormonları kanda azalan bir kişide şu belirtiler olabilir:
  • Kolay yorulma, yorgunluk, bitkinlik, enerji azlığı (yaygın)
  • Hatırlamada zorluk, unutkanlık, yavaş düşünme, konsantre olamama
  • Hareketlerde yavaşlık
  • Sabahleyin uyanmada zorluk, daha çok uyku isteği, gün içinde uyuklama
  • Üşüme veya kendini soğuk hissetme
  • Terlemenin azalması
  • Kuru, soğuk, kalın ve kaşınan bir deri
  • Sarı veya portakal renginde bir deri
  • Kuru, kaba ve kolay kırılan tırnaklar
  • Saç dökülmesi, saçlarda azalma, kaşlarda dökülme
  • İştah kaybı
  • Kilo alma ve kiloyu verememe
  • Horlama başlaması
  • Kas krampları ve eklemlerde ağrı oluşması
  • Kaslarda iğne batması hissi veya karıncalanma
  • Kabızlık olmaya başlaması
  • Göz etrafının ve göz altının şişmesi
  • El, ayak ve eklemlerde şişlik
  • Karpal tünel sendromu denilen el bileğinde sinir sıkışması ve ağrı
  • Adet kanamalarının daha fazla miktarda olması, adetlerde kramp olması ve adet öncesi dönemin kötü geçmesi
  • Bazı kadınlarda adet sıklığının azalması veya adetlerin kesilmesi
  • Depresyon gelişmesi ve hiçbir şeyle ilgilenmeme
  • Sesin kalınlaşması ve ses kısıklığı
  • İşitmede azalma oluşması
  • Guatr oluşması (Hashimoto hastalarında olur)
  • Tiroid bezinin küçülmesi (tiroid bezi iltihaplarına veya Hashimotonun son evresine bağlı olarak)
  • Kalp hızının ve nabız sayısının azalması
  • Kan kolesterol düzeyinde artma
  • Gebe kalamama (kısırlık)
  • Libido (Cinsel istek) azlığı ve empotans
  • Reflekslerin yavaş olması
  • Kekemelik

HİPOTİROİDİ (TİROİD BEZİ YETMEZLİĞİ) NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Hipotiroidi hastalığı kan testleriyle kolaylıkla teşhis edilir. Test olarak T3, T4, TSH, anti-TPO antikoru ölçülür ve tiroid ultrasonu yapılır. Kanda serbest T4 hormonu düşük ve TSH yüksek ise hipotiroidi tanısı konur. Serum T3 düzeyleri değişkendir ve bazen normal sınırda olabilir. Çok nadiren hipofiz bezi yetmezliğine bağlı tiroid bezi yetmezliği olabilir, o zaman TSH hormonu düşük, T4 ve T3 hormonu da düşüktür. Tiroid bezi yetmezliği teşhis edilen hastalarda tam kan sayımı, karaciğer testleri ve kolesterol, trigliserit ve LDK kolesterol tetkikleri ile kalp grafisi (EKG) tetkiki yapılır. Kalp hastalığı riskini anlamak için kanda homosistein ve hassas CRP tetkiklerine bakılması faydalıdır. Kansızlık varsa kanda ferritin, B12 vitamini ve folat düzeylerine bakılarak demir eksikliği veya vitamin eksikliği olup olmadığı araştırılır.

Aşikar yani belirgin (tam) tiroid yetmezliğinde TSH hormonu kanda artar ve genellikle 10 IU/L’den daha yüksek çıkar; kandaki T4 ve T3 hormonları da düşmüştür.


HİPOTİROİDİNİN (TİROİD BEZİ YETMEZLİĞİNİN) TEDAVİSİ

Hipotiroidi bir hormon (Endokrin) bozukluktur. Tedavi için mutlaka bir ENDOKRIN UZMANINA başvurunuz.

Levotiroksin İlacıyla yapılan Tedavi:

Hipotiroidide vücudumuzda tiroid hormonu az olduğundan dışardan verilecek sentetik T4 hormonu ilaçları ile eksiklik giderilmeye çalışılır. Kullandığınız bu ilaçların içinde levotiroksin vardır ve vücudunuzda yapılan T4 hormonunun aynısıdır. Vücutta T4 hormonu eksik olduğundan bu ilaçlarla eksiklik giderilir. Tiroid yetmezliğinin tedavisinde ilaç tedavisinden başka bir tedavi şekli yoktur. Bazı hastaların sorduğu gibi ameliyat yapılmaz. Levotiroksin ilacı günde bir defa aç karna alınmalıdır. Aç iken alınırsa emilimi daha iyidir ve yaklaşık % 70’i emilir. İlaçları hep aynı zamanda almalı ve unutmamalıdır. Eğer aç karna alınca midede yanma veya ağrı oluyorsa ilacı tok karna alabilirsiniz. Tok karna alınınca ilaç emilimi azalacağından daha fazla ilaç almak gerekebilir. Bu durumu doktorunuza bildiriniz. Demir ilaçları, kalsiyum ilaçları, sukralfat isimli mide ilacı, lifli-posalı gıdalar, lif veya posa kapsülleri, antiasitler ve soya yağı aynı öğünde alınırsa tiroid ilacının emilimini bozar. Bu nedenle mümkün olduğu kadar tiroid ilacının alındığı öğünde başka ilaç alınmamalıdır.

İlaç kullanan hastalar hormon ölçümü için kan verecekleri zaman ilacı yutmadan kan vermelidir. Kan verdikten sonra ilaçlarını alabilirler. İlaç alındıktan 9 saat sonra da kan verebilirler.

Hipotiroidi ömür boyu tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Geçici bir hastalık değildir. Herhangi bir antibiyotik gibi ilaç kutusundaki ilaç bitince tedavinin kesildiği bir hastalık değildir. İlacı keserseniz şikayetleriniz tekrar başlar. Bu nedenle ilaçlarınızı kesmeyiniz

KAYNAK: Prof Dr Metin Özata, 99 Sayfada Tiroid Hastalıkları, İş Bankası yayını, 2008
2. http://www.guatrcenter.com
 
GUATR NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?

GUATR NEDIR?

Guatr boynumuzda bulunan tiroid bezinin buyumesidir. Guatr icin kulanilan bazı terimler şunlardır:

1. BASIT GUATR: tiroid bezinin duz buyumesidir. İçinde nodul yoktur. Genellikle aileseldir, iyod eksikliğinden, selenyum eksikliğinden olabilir.

2. NODULER GUATR: Tiroid bezi içinde nodul denilen yumrular olusmasidir. Nodul neden olusuyor henuz bilinmiyor. Ancak nodulun onemi içinde kanser riski olabilmesidir. Çocukluk ve 30 yaşından önce oluşursa risk fazladır. Mutlaka biyopsi yapılması gerekir.

3. İÇ GUATR: guatrın gögüse doğru büyümesi olabilir. Aslında iç guatr diye bir tanım tıbben yoktur.

4. MULTINODULER GUATR: tiroid bezi içinde birden fazla nodul olmasına multinoduler guatr denir.

5. ZEHİRLİ GUATR: guatr yani tiroid bezinin aşırı hormon yapmasıdır. Aslında zehirlenme falan yoktur. Bu terim yanlış kullanılmaktadır. Zehirli guatr tedavisi mutlaka bir endokrin uzmanı tarafından yapılmalıdır. Önce ilaç tedavisi denenir. İlaç tedavisi 6-9 ay sürer. İlaç tedavisine cevap vermeyen yani ilaç ile iyi olmayan zehirli guatr tedavisinde radyoaktif iyod verrilebilir. Buna endokrin uzmani karar verecektir.

GUATR VARSA HANGİ DOKTORA BASVURMALI?

Guatr varsa mutlaka bir endokrin uzmanina basvurunuz. Endokrin uzmanlari dahiliye ihtisası sonrası 3 yıl daha ihtisas yaparak endokrin Uzmani olurlar ve guatr hastaliklari uzmani olurlar.

NODULER GUATR VARSA HEMEN AMELIYAT OLMAYINIZ

Nodul varsa hemen ameliyat olmayiniz. Önce bir endokrin uzmanina basvurun. Nodulden yapılacak biyopsi ile kanser riski olup olmadığı anlaşılır. Biyopsi temiz yani iyi huylu ise ameliyat gerekmeyebilir. Bu durumda ilaç veya takip yapılır. Nodul gittikçe buyuyorsa, biyopsi kanser yonunden riskli ise o zaman ameliyat kararı verilebilir. Buna karar verecek olan endokrin uzmanıdır. Biyopsi yapılması gayet kolaydır ve bundan kaçınmayınız. Nodulu olup biyopsi yaptırmayanlar tedavisini ihmal etmiş olurlar.

HASHIMOTO (HAŞİMATO veya HAŞİMOTO) NEDIR?

Hashimoto hastalığı tiroid bezine karşı oluşan anti-TPO ve anti-Tiroglobulin antikorlarının beze yapışarak onu tahrip etmesinden kaynaklanır. Bu antikorların neden oluştuğu tam bilinmiyor. Ancak genetik olduğu ve bağışıklık sistemindeki bir zayifliktan kaynaklandığı biliniyor. Bu hastalığı 1912 yılında Japon bilim adamı profesör Akira Hashimoto kesfettiği için Hashimoto hastalığı adı verilmiştir. Tedavisi kolaydir. Endokrin uzmanlari bu hastalığı tedavi eder. Sizde hashimoto varsa ailenizden başkalarında ve çocuklarınızda da olma ihtimali yuksektir. Onların da tiroid hormon testlerini her yıl yaptırınız.

TİROİD ULTASONU NE İŞE YARAR:

Tiroid ultrasonu ile guatrın büyüklüğü, nodul olup olmadığı anlaşılır. Ayrıca ultrason ile nodullerin ozellikleri hakkında bilgi sahibi olunur. İçinde kanlanması fazla olan veya kireç olan veya kenarı düzensiz noduller riskli olabilir. Bunlardan mutlaka biyopsi gerekir.

TİROİD SİNTİGRAFİSİ NEDİR?

Sintigrafi ile tiroid bezindeki nodullerin sıcak mı yoksa soğuk mu olduğu anlaşılır. Koldaki damardan radyoaktif madde verilir ve tiroid bezinin filmi çekilir.


HANGI TUZU KULLANMALI?


Basit guatr eğer iyot yetmezliğinden kaynaklanıyorsa iyotlu tuz yenebilir. Ancak zehirli guatr veya noduler guatr varsa iyotsuz tuz yemelidir.

GUATRDA İLAÇ TEDAVİSİ:

Guatr hastalarında endokrin uzmanlari hastanın tiroid hormon durumuna göre ilaç tedavisi uygularlar.


GUATRDA AMELIYAT NE ZAMAN YAPILIR?

Çok buyuk guatrlarda ameliyat gerekebilir. Bunun için önce endokrin uzmanına başvurunuz.



Paratiroid, Paratiroit Bezi Hormonlari ve Hastalıkları

Paratiroid bezleri tiroid bezinin arkasında ve yapışık olarak bulunur ve 4 adettir. İki tanesi yukarıda iki tanesi aşağıdadır. Bir paratiroid bezinin ağırlığı en fazla 70 mg kadardır ve boyutu 6x5x2 mm kadar, yani oldukça küçüktür.

Paratiroid bezinden paratiroid hormonu salgılanır. Paratiroid hormonu kandaki kalsiyum düzeyine göre salgılanır. Kanda kalsiyum düşük ise paratiroid hormonu salgılanır ve bu hormon böbrek ve kemiklere direkt olarak etki ederek ve bağırsaklara dolaylı yoldan etki ederek kan kalsiyumunu yükseltir. Kanda kalsiyum yüksek ise paratiroid hormonu az salgılanır.

Kanda kalsiyum ayarlanmasında böbreğin de önemli rolü vardır. Paratiroid hormonu böbrekte D vitamininin aktif hale gelmesine (1, 25 (OH)2D3) katkıda bulunur. Böbrekten süzülen kalsiyumun geri alınmasında paratiroid hormonunun etkisi vardır.
Paratiroid hormonu kemiklere etki ederek kemiklerden kalsiyum ve fosforun ayrılmasını sağlar. Paratiroid hormonu ayrıca D vitamini yoluyla barsaklardan kalsiyum emilimini de artırır. Paratiroid hormonu böbreklerden kalsiyum emilimini artırırken idrarla fosfat atılımını artırır.

Kalsiyumun vücutta, yani kanda, bir dengede tutulmasında iskelet, bağırsaklar, böbrek, paratiroid hormonu ve D vitamininin önemli rolü vardır. Normal erişkin bir kişide diyetle alınan günlük kalsiyum miktarı 1000 mg kadardır. Böbreklerden her gün 10 gram kalsiyum geçer ve bunun 100- 300 mg kadarı idrarla atılır. Kalsiyum esas olarak iskelet kemiklerinde depo edilir ve iskeletimizde yaklaşık 1000 gram kalsiyum bulunur.

B) PARATHORMON FAZLALIĞI (PRİMER HİPERPARATİROİDİZM)

Paratiroid hormonun (PTH) bir veya daha fazla paratiroid bezinden aşırı salgılanmasıyla paratiroid hormon fazlalığı oluşur ve buna tıp dilinde ‘’primer hiperparatiroidi’’ denir. Kanda kalsiyum yüksekliğinin en önemli nedeni paratiroid hormon fazlalığıdır.
Her yaşta görülürse de, 50 yaş üzerinde daha çok görülür. Kadınlarda menopoz döneminde biraz daha fazla görülmektedir (3/1 oranında).

Paratiroid hormonunun fazla salgılanmasının en sık nedeni (% 85) paratiroid bezlerinden birinde bir tümör oluşmasıdır ve buna tıp dilinde ‘’adenom’’ denir. Bazan paratiroid bezlerinin büyümesi (% 12-15) veya çok nadir olarak paratiroid bezi kanseri ( % 1-2) paratiroid hormon fazlalığına neden olabilir.

Klinik Bulgular

Günümüzde teşhis gelişen laboratuar teknikleri sayesinde yaklaşık % 50 hastada hiç bir şikayet yok iken rastlantısal olarak konabilmektedir. Şikayeti olan hastalarda ise
Yorgunluk
Eklem ağrıları
Halsizlik
İştah kaybı
Hafif depresyon
Konsantre olamama görülebilir.

Böbrekte taş oluşmasının önemli bir nedeni paratiroid hormon yüksekliğidir. Böbrek taşları bu hastaların % 20-25’inde görülür. İdrarla kalsiyum atılımı artar yani günde idrarla atılan kalsiyum miktarı 300 mg’dan fazladır.

Paratiroid hormon fazlalığında kemik kistleri ve kahverengi (Brown) tümörler seyrek olarak (%1) görülmektedir. Kemiklerde gelişen kalsiyum azlığına bağlı olarak ön kol, kalça ve omurgada kemik kırıklarının sıklığında artış olur. Hafif kemik erimesi (osteopeni) en sık görülen kemik bulgusudur (%30).

Bu hastalarda ayrıca eklem ağrıları, gözde konjunktivada kalsiyum birikmesi, keratopati ve tansiyon yükselmesi (% 30-50 hastada) görülebilir.
Kanda kalsiyumun yüksek olması nedeniyle de bu hastalarda şu şikayetler olabilir:

İştah kaybı
Bulantı
Kabızlık
Aşırı susama
Sık idrara gitme

Bu hastalarda kalsiyum yüksekliğine bağlı olarak böbrek fonksiyonlarında bozulma, romatizmal şikayetler, kanda fosfor düşüklüğü, kanda mağnezyumda hafif artış olabilir.

Tanı

Teşhis için kanda kalsiyum ve paratiroid hormon düzeylerine bakılır. Primer hiperparatiroidide hem paratiroid hormonu hem de kan kalsiyumu kanda yüksek olarak bulunur.

Paratiroid hormon yüksekliğinin tipik bulgusu serum kalsiyumunun yüksek olmasıdır. Vitamin D eksikliğine bağlı osteomalasi hastalığı (kemik hastalığı) varlığında kalsiyum yükselmesi olmayabilir. Bu hastalara D vitamini verildiğinde kan kalsiyumu artar.
Bazen kan kalsiyumu yükselmeden sadece paratiroid hormon yüksekliği görülebilir.
Paratiroid bezi ultrasonografisi ile % 80’e varan oranda büyümüş paratiroid bezi tespit edilebilir. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemede de benzer oranlar verilmektedir.

99mTc-sestamibi ile yapılan paratiroid sintigrafisinin duyarlılığı % 50-80 olup, özellikle gögüs kemiği arakasına yerleşimli paratiroid dokusu tespitinde çok yararlı bir yöntemdir. Sintigrafik veri, ultrasonografi ile birlikte değerlendirildiğinde tanı doğruluğu daha güvenilir olmaktadır.

Tedavi

Orta dereceli kalsiyum yüksekliği böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olurken, ciddi kalsiyum yüksekliği hayatı tehdit eden bir durumdur.

Ancak birçok hastada herhangi bir şikayet yoktur ve kan kalsiyum düzeyi 11,5 mg/dl’den daha azdır.

Ameliyat yapılmayan hastalarda (bunlarda şikayet yok ve kan kalsiyumu hafif yüksektir) kan kalsiyumu 6 ayda bir ölçülür ve böbrek fonksiyonları değerlendirilir. Bu hastalarda ayrıca yılda bir kemik dansitesi ölçülür.

Bu hastalara lityum ilacı ve tiazid diüretik ilaçları almamaları önerilir. Bu ilaçlar kan kalsiyumunu artırır. Ayrıca çok su içmeleri (günde en az 6-8 bardak su), hareketli olmaları, kalsiyumdan yüksek diyet yapmamaları önerilir. Kalsiyum günde 1000 mg alınmalı ve vitamin D günde 400-600 IU alınmalıdır.

İlaç tedavisi olarak normal kalsiyumlu diyet alırken, bol sıvı alınmalı ve hareket artırılmalıdır. İlaç olarak kemik erimesi olanlarda bifosfonat denilen ilaçlar verilebildiği gibi kalsimimetik denen ilaçlar da verilebilir. Ancak bunların hiçbirisi henüz paratiroid ameliyatının yerini almış değildir ve kan kalsiyumunu normale getirmez.

Şikayeti olan hastalarda paratiroid bezi ameliyatı yapılır.
Şikayeti olmayan hastalarda aşağıdaki durumlar varsa ameliyat yapmak gerekebilir :
1. Kan kalsiyum değeri normal laboratuar üst sınırından 1mg/dl (0,25 mmol/L) fazla ise
2. Yirmidört saatlik idrar kalsiyum atılımı 400 mg/gün ‘den fazla ise
3. Kreatinin klirensinin, uygun yaş ve cins normal değerine göre, % 30 ve üzerinde azalması
4. Kemik yoğunluğunun önkol (Ulna) 1/3 distal ucu, omurga veya kalça, kemik mineral yoğunluğu ölçümlerinde t skoru’nun -2,5 SD’den fazla olması
5. Hastanın 50 yaşından küçük olması
6. Tıbbi olarak takip edilemeyecek hastalar

Ameliyatta boyun açılarak dört bez de görülür, adenom (tümör) varsa çıkartılır. Hiperplazi (bezde büyüme) varsa üç bez tamamen, dördüncü bezin de yarısı çıkartılır. Ancak bu prosedürde nüks riski yüksektir, bu nedenle kalan yarım paratiroid dokusu kolay müdahale edilebilir olması nedeniyle önkola, kas içine implante edilir.


C) PARATİROİD HORMON AZLIĞI (HİPOPARATİROİDİZM )


Genetik veya sonradan oluşan hastalıklar nedeniyle paratiroid hormon (PTH) azalması (hipoparatiroidi) oluşur.

Paratiroid hormon azalması nedeniyle kan kalsiyumu düşer. İdrarla fosfat atılamadığından kanda fosfat artar.

Nedeni :

Parathormon azlığının en önemli nedenleri paratiroid bezlerinin ameliyatta hasara uğraması veya alınması, boyuna yapılan radyoterapi (ışın tedavisi) ve mağnezyum azlığıdır.

Klinik Özellikler

Paratiroid hormon azlığı nedeniyle kan kalsiyumunun düşmesi nedeniyle hastalarda çoğunlukla parmak uçları ve ağız çevresinde uyuşma ve karıncalanma, ağrılı olabilen kas krampları oluşabilir. Elde ebe eli şeklinde kasılma oluşur. Kalsiyum aşırı düşerse bu defa nefes borusunda kasılma meydana gelir. Kalsiyum düşüklüğünde epilepsi tipinde kasılmalar, halsizlik, anksiyete ve nefes daralması görülebilir.

Kalsiyum düşüklüğüne bağlı olarak bu hastalarda ayrıca kuru cilt, saçlarda kuruluk, kabalık, tırnaklarda kırılma, saç dökülme, diş bozuklukları olabilir.

Tanı :

Teşhis için kanda kalsiyum düzeyine bakılır. Albümin düzeyi 4 mg/dl’in altında olduğunda her 1 gr’lık albümin düşüklüğü için ölçülen serum kalsiyum düzeyine 0,8 mg ilave edilerek düzeltilmiş kalsiyum düzeyi hesaplanır. Aslında en doğrusu mümkünse serum iyonize kalsiyum düzeyini ölçmektir.

Bu hastalarda parathormon düşük, kan kalsiyumu düşük, kan fosfor düzeyi ise yüksek çıkar.

Tedavi:

Kalsiyum düşüklüğü çok şiddetli ise damar yoluyla kalsiyum tedavisi yapılır. Yaşamı tehdit eden şiddetli bulgularla karşımıza çıkarsa acil olarak damar yoluyla kalsiyum verilerek tedavi edilir.

Diğer hastalarda kalsiyum ilaçları ve D vitamini verilir. Elementer kalsiyum yemeklerle birlikte 3-4 doza bölünmüş olarak 1-3 gr/gün verilir. Hipoparatiroidizmde 1,25(OH)2D3 preparatları (calcitriol 0.25-1 μg/gün) ile tedavi daha uygundur. Fakat bu preparatların daha pahalı olması nedeniyle 50000-100000 Ü/gün dozunda eşit etkinlikteki D3 veya D2 ilaçları kullanılabilir.

Bu hastalarda tedavi ömür boyu olacağı için hastaların böbrek ve hiperkalsemi (Kan kalsiyum yüksekliği) komplikasyonları açısından yakın takibi gerekir.

Kaynak: Prof Dr Metin Ozata, Hormon Hastasinin El Kitabı, 2008 Baskida
http://www.endokrin.org
 
 
 
TÜYLENME VE POLIKISTIK OVER (YUMURTALIK KİSTİ)

TÜYLENME (HİRSUTİZM )

Tüylenme veya tıptaki adıyla hirsutizm kadınlarda siyah kılların olmaması gereken yerlerde (bıyık, çene bölgesi, göğüs ve karın gibi) büyümesi ve artmasıdır. Genel olarak üreme çağındaki kadınların yaklaşık % 5-8 kadarında tüylenme vardır.

Tüylenme genellikle bir hormon bozukluğundan olur ve çoğunlukla da testosteron gibi erkeklik hormonları artar. Ancak bu hastaların önemli bir kısmında da kandaki hormon düzeyleri normal çıkabilir.

Tüylenmenin en önemli nedeni kadınlarda kılların kandaki testosteron denen erkeklik hormonuna karşı hassasiyetinin artmasından ileri gelir. Bu hormonlar yani kılları artıran hormonlar (testosteron) kadınlarda ya yumurtalıktan ya da böbreküstü bezinden gelir. Eğer kıllanma hızlı bir şekilde gelişir ve ilerlerse nedenini mutlaka araştırmak gerekir. Çoğu hastada altta ciddi bir neden olmayabilir.

Tüylenmede Tanı

Tüylenmesi olan kadınların çoğunda ya hiç hormon artışı yoktur ki buna tıpta ‘’idiopatik hirsütizm’’ denir ya da polikistik over sendromundan kaynaklanır. Nadir olarak prolaktin hormonunun fazla olması, adrenal (böbreküstü) bezin fazla çalışması ve kullanılan bazı ilaçlar tüylenme yapabilir. Bazen yumurtalık ve adrenal bezdeki bir tümör de aşırı tüylenme yapabilir.

Tümör olan hastalarda kıllanma ani başlar, hızla artar, saçlar dökülür, ses kalınlaşır ve erkek tipi bir yapı oluşur. DHEAS aşırı yükselir. Teşhis için over ve adrenal bez tomografi yapılır.

Hirsutizmin tanısında testosteron, androstenedion, DHEAS, 17 alfa hidroksi progesteron ve prolaktin hormonlarına bakılmalıdır.

Tüylenmesi olan kadınların kan testosteronu yüksekse bunların % 65-85 kadarında polikistik over vardır.

Adrenal bezlerin büyümesi varsa 17 hidroksi progesteron (OHP) düzeyi yüksek çıkar. ACTH iğnesi (Synacten) sonrası 17-OHP konsantrasyonu >30 nmol/L olması 21-hidroksilaz enzim eksikliği için tanı kriteri olarak kabul edilmektedir.

İdiopatik hirsutizminin nedeni bilinmemektedir. Kıl köklerinde kandaki testosterona karşı bir hassasiyet artması vardır.

Polikistik over sendromu olan kadınlarda tüylenme yanında saçlarda dökülme, akne, adet düzensizlikleri olabilir. Bu kadınlarda kilo alma ve şeker hastalığı riski vardır.

Tüylenmede Tedavi

Tedavi altta yatan nedene yönelik olur. Tedavide kozmetik uygulamalar ve ilaç tedavisi aynı anda veya farklı zamanlarda gerekebilir. Genellikle her iki yaklaşımdan da yararlanılmalıdır. Kıl uzaklaştırıcı etkin uygulamalara rağmen henüz ideal bir tedavi metodu mevcut değildir. Traş önerilmez. Ağda yapılabilir. En iyisi laser epilasyon yapılmasıdır. Bu yöntemlerin ilaç tedavisi ile birlikte yapılması daha yararlı bir yaklaşımdır.

Hirsütizm tedavisi sabır gerektirir. Çünkü kıl folliküllerinin yaşam süresi 6 aydır. Bu nedenle ilaç tedavileri ile etkinin görülebilmesi için en az 3-6 ay alınması gerekir. Hirsutizm genellikle ilaç tedavisiyle 6-18 ay boyunca azalır ve daha sonra yeni bir durgunluk içine girer. Tedavinin etkinliğini gösteren en önemli faktör hastanın kıl almak için ihtiyaç duyduğu sürenin kısalmasıdır.

İlaç olarak oral kontraseptifler, spironolakton, siproteron asetat, finasterid ve flutamid en sık kullanılanlardır. Polikistik over varsa metformin ilacı faydalı olabilir.

Tüylenmesi olan bayanlar kilolu ise mutlaka kilo vermelidir. Kiloluluk tüylenmeyi artırmaktadır.

D) POLİKİSTİK OVER SENDROMU

Polikistik over sendromu yumurtalıkta kistlerin olması ile karakterize bir hastalıktır. Kadınların yaklaşık % 5-10’unda bulunur. Bu kadınların çoğu kilolu veya obezdir ancak % 25’i zayıftır. Ailesel özellik gösterebilir yani genetik bir hastalıktır. Ailesinde insülin direnci veya tip 2 diyabeti olanlarda daha fazla görülür. Kiloluluk polikistik overin daha şiddetli olmasına neden olur. Bu hastalarda şu belirti ve bulgular vardır:

Adetlerde düzensizlik: adetler kesilebilir veya düzensizdir, yumurtlama olmaz.
Gebe kalmada sıkıntı olabilir
Kilo alma olabilir
Akne vardır
Yüzde ve vücutta kıllanma olur
Saçlarda dökülme olur
Depresyon ve anksiyete olabilir
Uyku apnesi gelişebilir.

Bu şikayetler ergenlik zamanı başlayabilir. Bazı kadınlarda erişkin yaşlara kadar hiç şikayet olmayabilir. Şikayetler de kadından kadına değişir.

Polikistik over sendromunun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bir hormon dengesizliği mevcuttur. Hipofizden LH hormon salgılanmasının fazlalığı ve yumutalıktan salgılanan androjen hormon fazlalığı yumurtalık fonksiyonlarını bozar. İnsülin hormonu fazladır ve direnç vardır. Ayrıca androjen dediğimiz testosteron tipi hormonlar artmıştır.
Polikistik over sendromlu bazı kadınlar kilolu olmayabilir.

Teşhis için yumurtalık ultrasonu ve hormon tetkikleri yapılır. Ancak % 30 kadarında yumurtalıklarda kist olmayabilir. Bu kadınlarda açlık ve tokluk kan şekeri, kan kolesterol düzeyleri ve kalp muayenesi yapılmalıdır.

Tedavide doğum kontrol hapları, insülinin etkisini artıran ilaçlar (metformin, pioglitozon gibi) uygulanabilir. Kilo fazlalığı varsa uygun diyet ve egzersiz yapılmalıdır.

Kaynak: Metin Ozata, Hormon Hastasının El Kitabı, 2008 Baskıda
2. http://www.endokrin.org
 
 
PROLAKTİN HORMON FAZLALIĞI (HİPERPROLAKTİNEMİ) VE PROLAKTİNOMA

Hipofiz bezinden salgılanan prolaktin hormonunun aşırı salgılanması durumuna tıp dilinde ‘’hiperprolaktinemi’’ denir.
Prolaktin yüksekliği her zaman hastalık nedeniyle olmaz. Gebelik, stres, aşırı proteinli beslenme, meme başının uyarılması ve egzersiz de prolaktin düzeyini artırabilir.
Kullanılan bazı ilaçlar da prolaktin düzeyini artırabilir. Özellikle depresyon ilaçları, psikiyatrik hastalık tedavisinde kullanılan ilaçlar, içinde verapamil olan tansiyon ilacı gibi ilaçlar, östrojen ilaçları veya doğum kontrol hapları prolaktin düzeyinde artış yapabilir.
Hastalık nedeniyle prolaktin yükselmesi ise şu durumlarda görülür:

1) Hipofiz bezinde tümör olması: Eğer bu tümör prolaktin salgılıyorsa buna ‘’prolaktinoma’’ adı verilir. Diğer hipofiz tümörlerinde de prolaktin kanda artabilir.
2) Hipofizin travmaya uğraması
3) Hipofiz bezindeki sarkoidoz veya tüberküloz gibi hastalıklar
4) Hipofizin radyasyona (ışın tedavisine) maruz kalması
5) Tiroid bezi yetmezliği varsa prolaktin yükselir
6) Kronik böbrek yetmezliği ve siroz hastalığında da prolaktin yükselir
7) Bazen polikistik over sendromlu kadınlarda da hafif derecede prolaktin yüksekliği olabilir.

Makroprolaktin Nedir?

Bazen prolaktin molekül yapısı bozuk olabilir. Bu durum varken yapılan ölçümlerde prolaktin yüksek çıkar. Aslında bu yükseklik molekülün bozuk olmasından kaynaklanır. Bir hastalık değildir. Bu nedenle prolaktin düzeyi yüksek olan hastalarda makroprolaktin (diğer adı big prolaktin) bakılmasında bu nedenle fayda vardır. Prolaktini yüksek hastaların yaklaşık % 20’sinde makroprolaktin vardır.

Prolaktinoma ve Prolaktin Yüksekliğinin Neden Olduğu Şikayet ve Bulgular

Hipofiz bezinde bulunan ve prolaktin salgılayan kanser olmayan tümörlere ‘’prolaktinoma’’ denir. Bunların çoğu iyi huylu tümörlerdir ve ilaç tedavisine cevap verir.
Prolaktinoması olan hastalarda prolaktin hormon yüksekliğine bağlı olarak kadın hastaların % 30-80’ninde memeden süt gelmesi (tıp dilinde buna ‘’galaktore’’ denir), adetlerde azalma veya olmaması, çocuk olmaması, libido (cinsel istek) azalması, vajinal kuruluk, sıcak basması, ağrılı cinsel ilişki, tüylenme ve kilo artışı oluşur. Bu şikayetlerin çoğu yüksek prolaktin nedeniyle yumurtalıktan östrojen az salgılanmasına bağlıdır. Erkek hastalarda ise testosteron azalması, empotans, vücut kıllarında azalma, testislerde yumuşama, sperm sayısında azalma ve memelerde büyüme (tıp dilinde ‘’jinekomasti ‘’ denir) görülebilir. Bazı erkeklerde enerji azalması, kas kitlesinde azalma ve kan sayımında azalma olur. Hipofizdeki tümörlerin % 30-40’nı prolaktinoma oluşturur ve kadınlarda daha sık görülür. Hastalarda kemik erimesi de görülebilir.

Hipofizdeki tümörün çapı önemlidir. Çapı 1 cm den büyük ise buna tıp dilinde ‘’makroadenom’’ denir ve prolaktinomaların çoğu mikroadenomdur. Bu tümörler göz sinirine bası yapabilir. Bu nedenle önem taşır. Çapı 1 cm’den küçük ise bu tümörlerte ‘’mikroadenom’’ denir. Özellikle kadınlarda tanı konulduğunda prolaktinomaların büyük çoğunluğu mikroadenom halindedir yani çapı küçüktür. Erkeklerde ise tanı konulduğunda prolaktinomalar genellikle makroadenomlar halinde yani çapı 1 cm’den büyüktür ve göz sinirine baskı yapabilir.

Çapı büyük olan tümörlerde baş ağrısı vakaların %50’sinde görülebilirken, tümörün etkisiyle diğer hipofiz hormonlarında oluşabilecek eksikliklere bağlı şikayetler olabilir.
Uzun süre tedavi edilmemiş prolaktin yüksekliğinde FSH ve LH hormonları az salgılanacağından ve prolaktinin etkisiyle kemik erimesi olabilir.
Prolaktini hafif yüksek kadınlarda yumurtlamada bozulma ve çocuk olmasında zorluk olabilir.

Teşhis:

Teşhis için kanda prolaktin düzeyi ölçülür. Hafif yükseklik varsa tetkik tekrarlanabilir. İlaç kullanımı özellikle araştırılmalıdır. Prolaktin düzeyinde yükseklik varsa bunun tiroid yetmezliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için tiroid hormonlarına bakılır. Kanda üre, kreatinin, karaciğer testleri yapılabilir. Kadınlarda gebelik testi de yapılmalıdır. Hipofizde tümör olup olmadığını anlamak için hipofiz MR tetkiki, yoksa tomografi yapılabilir. Hipofizde tümör varsa hipofizin diğer hormonları incelenebilir. Büyük tümör varsa görme alanı yapılır.

Tedavi

Prolaktin yüksekliği olan hastalarda ilaç tedavisi yapılır. Doktorunuz size uygun ilacı verecektir. Bu ilaçlar, içinde cabergolin veya bromokriptin olan ilaçlardır. Bu ilaçlarınen sık rastlanan yan etkileri; bulantı, tansiyon düşmesi, halsizlik, nadiren depresyon ve kabızlıktır. İlacın dozunu yavaş artırarak ve gece yatarken alarak yan etkiler azaltılır.
İlaç tedavisiyle hem prolaktin normale gelir hem de tümör küçülür.
En az 2 yıllık tedavi sonrasında, tümör boyutlarında en az %50’ lik küçülme sağlandığında mikroadenomu olan hastalarda cabergoline ya da bromokriptin dozu yavaşça azaltılarak hasta değerlendirilir.

Tümör büyükse tedavi kesilmez.

Gebelik isteyenlerde bromokriptin ilacı tercih edilmektedir.

Gebelik sırasında mikroadenomun büyüme riski % 1 civarındadır. Şikayet olmadıkça bu hastalarda görme alanı ya da prolaktin düzeyi takibine gerek yoktur. Yine laktasyon (emzirme) döneminde tedaviye ara verilmelidir. Makroadenomu olan ve gebe kalan hastalarda ise tümör büyükse görme alanı ile takip edilir.

İlaç tedavisini tolere edemeyen, tedaviye dirençli ya da gittikçe büyüyen makroadenomu olanlarda cerrahi tedavi (ameliyat) düşünülmelidir.

Kaynak: Prof Dr Metin Ozata, Hormon Hastasinin El Kitabi, Baskida
2. http://www.endokrinoloji.
org
 
 
 
BOY KISALIĞI ve Boyu Etkileyen Faktörler

BOY KISALIĞI

Büyüme olayı karışık ve kompleks bir olaydır. Normal büyüme hızındaki değişiklikler hem hormon hastalıklarından hem de hormon dışı başka hastalıklardan kaynaklanabilir.
Büyüme ve boyun artmasında büyüme hormonu, IGF, seks hormonları ve tiroid hormonlarının büyük etkisi vardır.

Boyu Etkileyen Faktörler:

Boyu etkileyen birçok faktör vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Anne ve babanın boyu:
Genetik etkenler büyüme ve gelişme potansiyelinin önemli belirleyicileridir. Bu nedenle anne ve babanın boyu çocuğun boyunu etkiler.
2. Sosyal ve Ekonomik Faktörler:
Kısa boylu olmanın en önemli nedeni yetersiz beslenme, iyi sağlık koşullarında olmamadır. Aynı ırktan olup aynı bölgede yaşayanlardaki boy farklılığı beslenmeden çok etkilenir.
3. Beslenme:
Beslenme yetersizliği boy kısalığının en önemli etkenidir.
4. Psikolojik Faktörler:
Psikolojik stres ve psikiyatrik hastalıklar boyun kısa olmasına neden olabilir.
5. Kronik Hastalıklar: boyun kısa olmasına neden olur.

Boy Kısalığı Nedenleri:

Boy kısalığının en önemli nedenleri aşağıda verilmiştir:

· Osteokondroplazi denen genetik kemik gelişim bozuklukları
· Kromozom hastalıkları
· Beslenme bozukluğu
· Bağırsak hastalıkları
· Karaciğer, böbrek ve kalp hastalıkları
· Kan hastalıkları
· Tip 1 Şeker Hastalığı
· Tiroid hormon azlığı
· Paratiroid Hormon Bozukluğu
· D vitamini eksikliği-raşitizm
· Hipofiz bezi yetmezliği
· Büyüme hormonu az salgılanması
· Genetik olarak boy kısalığı

Osteokondrodisplaziler kemik veya kıkırdak ya da her ikisindeki bozukluklar sonucu ortaya çıkan bir grup hastalıklardır. Başlıca ortak özellikleri şunlardır;
1) genetik geçiş,
2) el-ayak, omurga veya kafatası kemiklerinin şekil ve boyut anormallikleri,
3) kemiklerde bozukluklar olmasıdır.

Kromozom hastalıklar boy kısalığına neden olabilir. Bunlardan en önemlisi down sendromudur. Down sendromu veya diğer adıyla trizomi 21 kromozomal bozukluk sonucu boy kısalığı oluşmasının en sık nedenidir. Yaklaşık 1 / 600 canlı doğumda görülür. Down sendromlu çocuklar normallere oranla yaklaşık 2-3 cm daha kısa ve 500 gram daha az ağırlığa sahiptirler. Boy kısalığı kemik yaşındaki gerilikle birliktedir, ergenlikte boy artışı gecikmiş ve yetersiz düzeydedir. Erişkin erkekler ortalama 135-170 cm, erişkin kızlar ise 127-158 cm boyda olurlar. Down sendromu ve diğer kromozomal bozukluklardaki boy kısalığının nedeni bilinmemektedir.

Beslenme Bozukluğu

Yetersiz beslenme, yetersiz enerji alımı veya protein alımı büyüme geriliğine yol açar.
Hem ani hem de devamlı beslenme bozukluğu büyüme hormonu ve IGF-1 hormonunun etkisini azaltır. Aslında büyüme hormonu bu durumlarda kanda yüksek olsa da etkin değildir.

Büyüme geriliğinin eşlik ettiği birçok hastalıkta protein-kalori alımı bozukluğu vardır. Böbrek yetmezliği, barsak hastalığı, kalp hastalıkları, kalp yetmezliğinde, sinir ve beyin hastalıklarında ve diğer bazı hastalıklarda iştah kaybı vardır. Bu hastalıkların bazılarında diyette çinko, demir ve vitaminler gibi, normal büyüme ve gelişme için temel olan maddeler de eksiktir. Yetersiz beslenme, diyet uygulaması veya bazı gıdalara orantısız bir şekilde düşkünlük sonucu da olabilir.

Ergenlik döneminde özellikle kız çocukları kilo almamak amacıyla gereksiz bir kalori kısıtlamasına gidebilirler. Anoreksia nervoza ve bulimia gibi hastalıklar istemli kilo kaybının en kötü sonuçlarıdır ve sonuçta büyüme ve gelişme geriliğine neden olabilir. Bu dönemde beslenme bozukluğu ergenlik veya adet başlamasının gecikmesine neden olabilir.

Bağırsak Hastalıkları:

Barsaklardan gıdaların emilmesinde bozukluk oluşturan hastalıklarda büyüme ve gelişme geri kalabilir. Bu gibi olgularda büyüme geriliği diğer belirtilerden önce kendini gösterebilir. Dolayısıyla, açıklanamayan büyüme geriliğinde gluten-enteropatisi (çölyak hastalığı) ve rejyonal enteritis (Crohn hastalığı) da akılda bulundurulmalıdır. Bu hastalıklarda serum IGF-I düzeyi düşük olup bu durum, GH eksikliği veya IGF-I yetersizliğine yol açan diğer durumlardan ayrım yapmada önemlidir.

Karaciğer, Böbrek ve Kalp Hastalıkları:

Çocukluk çağında eğer karaciğer hastalığı varsa gıda alımında azalma, yağ ve yağda eriyen vitamin emilim bozukluğu, mineral alımında yetersizlik, büyüme hormonu-IGF-I sisteminde anormallikler gibi mekanizmalarla büyüme geriliği oluşabilir. Doğumsal kalp hastalıkları veya konjestif kalp yetmmezliği büyüme geriliği meydana gelebilir.
Böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olan her durumda büyüme geriliği meydana gelir. Böbrek yetmezliğinde büyüme geriliğinin çok sayıda sebebi vardır; D-vitamini yapımında azlık sonucu kemikte erime, kalori alımında azlık, protein kaybı, insülin direnci, kansızlık, kalp fonksiyonlarının bozulması, GH ve IGF-I yapımı ve etkisinde azalma bunlardan başlıcalarıdır.

Kan Hastalıkları:

Orak hücreli anemi (kansızlık) gibi süregen anemilerde büyüme geriliği görülmektedir. Ergenlik döneminde boy ve kilonun geri kalması diğer dönemlere oranla daha belirgindir.

Tip 1 Şeker Hastalığı

Tip 1 şeker hastası çoğu çocuk, özellikle ergenlik öncesi dönemde normal büyürler ancak ergenlikte büyüme geriliği belirgin hale gelir. Uzun süreli kontrolsüz seyreden diyabette hemen her zaman büyüme geriliği oluşmaktadır.

Tiroid Hormon Azlığı:

Doğuştan olan tiroid yetmezliği yaklaşık 4000 canlı doğumda 1 görülen bir bozukluktur. Zamanında fark edilip tedavi edilmeyen olgularda büyüme ve gelişme ciddi ölçüde geri kalır.

Paratiroid Hormon Bozukluğu (Psödohipoparatiroidizm)

Bu hastalıkta büyüme geriliği, el parmaklarda küçüklük, yuvarlak bir yüz, kalsiyum düşüklüğü, fosfat artışı vardır. Çocuklarda boy kısalığı, obezite, kısa el kemikleri, derialtı kireçlenme, yuvarlak yüz ve zeka geriliği vardır.

D Vitamini Eksikliği- Raşitizm

Geçmişte D vitamini eksikliği boy kısalığının başta gelen nedeniydi ve sıklıkla beslenme bozukluğu, bağırsak emilim bozukluğu, karaciğer hastalığı veya kronik böbrek yetmezliği ile birlikte bulunurdu. Güneş ışığından yeterince yararlanmayan ve besinlerine D vitamini ilavesi yapılmayan çocuklarda D vitamini eksikliği görülür. Bu tür raşitik olgularda alın kısmında sişkinlik ve bacaklarda eğrilme vardır.

Büyüme Hormonu Eksikliği

Hipofiz yetmezliği nedeniyle veya sadece büyüme hormonunda eksiklik nedeniyle oluşur.

Boy Kısalığında Yapılacak Tetkikler:

Büyüme Hormonu (GH) eksikliğinin tanısı için büyüme hormonu ve IGF-1 düzeyleri ölçülür. Ancak sadece ölçüm yetmez. Bu kişilerde açlık, uyku, egzersiz sonrası büyüme hormonu ölçülebildiği gibi levodopa, klonidin, glukagon, propranolol, arginin ve insülinle yapılan uyarı testleri kullanılır. Bir çocukta GH yetersizliği teşhisi konulması için en az 2 testte anormallik olmalıdır.

Boy kısalığı olan bir kişide yukarıda belirtilen kan hastalıkları, karaciğer, böbrek ve kalp hastalığı olup olmadığını anlayacak tetkikler yapılmalıdır. Bu arada kanda kalsiyum, mağnezyum, parathormon, tiroid hormonları da mıutlaka ölçülmelidir.

Boy kısalığı olan kişilerde kemik yaşı tayini için el-bilek filmi çekilir. Kemik yaşı 20 ve üzeri ise kemiklerin uzamasını sağlayan epifizler kapandığı için o kişi artık uzamaz.

Boy Kısalığında Tedavi

Büyüme geriliği böbrek yetmezliği, bağırsak hastalığı, karaciğer ve kalp hastalığı gibi altta yatan bir hastalığa bağlıysa, tedavi doğrudan bu sebeplere yöneltilmelidir.
Tiroid yetmezliğindeki büyüme geriliğinin tedavisi için tiroid hormon tedavisi gerekir.
Büyüme hormon eksikliği varsa büyüme hormon ilaçları kullanılır.

Kaynak: Prof Dr Metin Ozata, Hormon Hastasinin El Kitabi, Baskida
2. http://www.endokrinoloji.org
 
 
HORMONLAR VE GÖREVLERİ : Hormonların Görevleri Nelerdir?


Hormon sözcüğü “uyarmak, harekete geçirmek” anlamına gelmektedir. Hormonlar vücudumuzdaki büyüme, gelişme, üreme, bazı metabolik olayların sağlanması ve vücudun sağlıklı olarak görev yapmasını sağlayan kimyasal habercilerdir. Hormonlar vücudumuzdaki salgı bezlerinden salgılanarak kan yoluyla diğer dokulara taşınır ve etkilerini gösterirler. Miktar olarak çok az salgılanmasına karşın kuvvetli etkileri vardır. Bu nedenle bir tür haberci olarak görev yaparlar. Taşındıkları hücreye nasıl davranması gerektiğini anlatırlar. Çok az miktarda salgılanmasına rağmen hormonlar vücutta çok büyük görevler yapar.

Yirmi beş yıl önce 20 kadar hormon bilinmekteyken bugün 200’den fazla hormon keşfedilmiştir. Bugün artık beyin, bağırsaklar ve kalbin hormon ürettiği gösterilmiştir.

Hormonların Tipleri Nelerdir?

Hormonlar kimyasal yapı olarak steroid yapısında veya protein yapısında olurlar. Steroid hormonlar kolesterolden yapılan ve ağızdan alındığında midede etkinlikleri kaybolmayan hormonlardır. Örneğin doğum kontrol ilaçlarında bulunan hormonlar steroid yapısındadır ve ağızdan alınınca bozulmaz. Buna karşılık protein yapısında olan hormonlar ağızdan alındığında midede parçalanır ve etkisini kaybeder. Bu nedenle protein yapısındaki hormonlar ilaç olarak ağızdan alınamaz ve enjeksiyonla yapılır. Örneğin insülin hormonu protein yapısında olup ağızdan alınamaz ve enjeksiyon yapılır.

Hormonların Görevleri:

Hormonların başlıca görevleri 3 ana grupta ele alınabilir:
· Büyüme ve farklılaşma
· Vücut dengesinin sağlanması
· Üreme

Çok sayıda hormon büyüme olayında etkilidir. Büyüme hormonu ve tiroid hormonları bunların en önemlisidir.

Vücut dengesinin sağlanmasında ise birçok hormon görev alır. Bu hormonlar ve görevleri şunlardır:

· Tiroid hormonları çoğu dokuda bazal metabolizmanın %25’ini kontrol eder
· Kortizol kendisinin doğrudan etkilerinden başka birçok hormonun etkisini de kolaylaştırır
· Paratiroid hormonu kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar
· Vazopressin vücut su dengesini sağlar
· Aldosteron vücut sıvı miktarı ve serum elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
· İnsülin açlık ve toklukta kan şekerinin normal olmasını sağlar
Kan şekeri düşünce vücudumuz buna hormonsal tepki vererek kan şekerini artırmaya çalışır. Açlıkta ve kan şekerinin düştüğü durumlarda insülin salınımı azalır. Buna bağlı olarak dokuların glukoz alımı azalırken karaciğerden glukoz (şeker) üretimi artar.
Vücuttan su atılması esas olarak vazopressin isimli hormon tarafından kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit hormonları da bu konuda etkilidir.

Paratiroid hormonu ve D vitamini koordineli hareket ederek kan kalsiyum dengesini sağlarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde D vitamini sentezini artırır. D vitamini ise bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırır, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artması ise paratiroid hormon salgılanmasını azaltır..
Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin şiddeti, akut (ani) veya kronik (devamlı-süregen) oluşuna göre, çok sayıda hormonu harekete geçirir.

Travma veya şok gibi şiddetli ani streslerde sempatik sinir sistemi aktive olarak katekolamin dediğimiz adrelanin ve noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladığı kan miktarı çoğalır, kan basıncı ve glukoz (şeker) yapımı artar. Stres ACTH , büyüme hormonu ve kortizol hormon yapımını artırır. Artan kortizol kan basıncının devamlılığını sağlar.

Hormonlar üreme işlevini de düzenler. Üreme işlevi cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelişme, gebelik, süt verme, çocuk yetiştirme ve menopoz gibi değişik aşamaları kapsar. Bu aşamaların her birinde çok sayıda hormon birlikte ve düzen içinde çalışır.
Hormonların üremeyle ilgili koordineli etkilerinin tipik örneği ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme (menstruasyondur). Adet döneminin erken (folliküler) evresinde FSH ve LH isimli hormonlar yumurtalıktaki yumurtaların (folliküllerin) olgunlaşmasını uyarır. Bu durumda östrojen ve progesteron hormonları giderek artar.
Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgılamaya hazır hale gelmesini sağlar. Oksitosin isimli hormon ise memeden süt gelmesine etkilidir.

Hormonların Yapıldığı Bezler:

Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde yapılır ve salgılanır. Bundan başka beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır.

Hormon üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef dokuya) taşınması gerekir.
Hormonların adlandırılması genellikle ilk bulundukları dokuya veya major etkilerine göre yapılmıştır. Ancak, günümüzde aynı hormonun farklı dokularda üretildiği bilinmektedir.

Hormonların Salgılanması ve Taşınması

Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salınır. Aktif olmayanlar daha sonra aktif hale gelirler. Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Tiroid hormonu T4 hücrede etki etmesi için daha sonra T3 hormonuna dönüşür. Testosteron hormonu yine hücrede etkili olmak için daha sonra dihidrotestosteron haline gelir.

Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır Çok azı ise serbest halde bulunur. Seks hormonları SHBG proteinine bağlanır, tiroid hormonları TBG proteinine bağlanır.

Reseptör Nedir?

Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir. Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Reseptörleri kilit olarak düşünürseniz hormonlar bir anahtar olarak görev yapar ve bu kiliti açarak hücrede etkilerini gösterirler.
Bütün reseptörlerin en azından 2 farklı fonksiyonel bölümü vardır. Bunlardan biri hormonu tanıyan ve ona bağlanan “tanıma bölgesi”, ikincisi ise uyarımı ileten “uyarı iletim bölgesi”dir. Reseptörün tanıma bölgesi hormonla üç boyutlu bağlantı kurabilecek özel bir yapı gösterir. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum bağlanmanın derecesini tayin eder. Uyum ne kadar iyi ise hormon reseptör bağlanması ve dolayısıyla hormonun etki oluşturması o oranda güçlü olacaktır. Hormonun reseptörüne bağlandıktan sonra uyarı iletimi iki şekilde olabilir. Polipeptid ve protein yapılı hormonlar ile katekolaminler hücre zarında yerleşmiş reseptörlere bağlanırlar. Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere iletilir. Steroid hormonlar (kortizol, aldosteron gibi), tiroid hormonları ve diğer bazı hormonlar ise hücre içi reseptörlere bağlanarak etki gösterirler.

Hormonlar Birbiriyle Etkileşir Mi?

Hormonlar birbirleriyle etkileşim içindedir. Vücudun dengesi bu etkileşim sayesinde sağlanır. Günlük yaşamımızda biz yerken, istirahat ederken ve çalışırken bazı hormonlar artarken diğerleri azalır. Bir hormonun kandaki seviyesi vücudun durumuna göre değişiklik gösterir.

Hormonlar Nasıl Ölçülür?

Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama testleri adı veriyoruz.

Hormonlar ve Bağışıklık Sistemi

Hormonlar bağışıklık sistemi (immün sistem) üzerinde de etkilidir. Özellikle kortizon ve seks hormonları bağışıklık sistemine etki ederler. Bazı bağışıklık sistemi hücreleri ACTH, prolaktin gibi hormonlar üretebilir. Bağışıklık sisteminin ürettiği bazı maddeler de hormon salınımını etkiler. Otoimmün hastalıklar dediğimiz bir hastalık grubu bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu ortaya çıkar ve salgı bezlerini tahrip eder ve hormon hastalıkları oluşur. Bunlara örnek Tip 1 şeker hastalığı, Hashimoto hastalığı, Graves hastalığı (tiroid bezi aşırı çalışması) ve Addison (böbreküstü bezi yetersizliği) hastalığıdır.

Hormonlar ve Sinir Sistemi

Sinir hücreleri arasındaki iletişimi nörotransmitter denen hormon yapısındaki maddeler sağlar. Bu nörotransmitter denen hormonlar adrenalin, noradrenalin gibi etkileri vardır. Beyindeki sinir hücreleri de hormon salgılar. Örneğin hipotalamusdan salgılanan TRH hormonu beynin diğer kısımlarında da salgılanır. Bu nedenle sinir sistemi de hormon salgılamaktadır. Bazı psikiatrik hastalıklarda beyinde salgılanan hormonlarda bozukluk vardır.

Hormon Hastalıkları Oluş Mekanizması

Hormon hastalıkları temelde 3 mekanizmayla meydana gelir
1. Hormon yapım fazlalığı
2. Hormon yapım azlığı
3. Hormon direnci durumları

Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bunun nedeni sıklıkla bezlerde oluşan adenom adını verdiğimiz tümör dokuları, bağışıklık sistem boızuklukları ve iltihabi nedenlerle oluşur

Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur.
Hormon direnci ise hormonun hücrede etki edememesidir.

Hormonların Ritmik Salınımı ve Vücut Saati

Vücuttaki hormonların salgılanması uyku-uyanma olayından etkilendiği gibi suprakiasmatik nukleus denen bir çekirdekten de etkilenir. Vücut farklı hormonlara farklı zamanlarda ihtiyaç duyar. Bunun ayarlanması hipotalamusta bulunan suprakiasmatik nukleus tarafından sağlanır. Bu saat vücuda sinyaller göndererek hormonların üretimini sağlar.
Kaynak:
1. Prof Dr Metin Ozata, Hormon Hastasinin El Kitabi, 2008 Baskida
2.http://www.endokrinoloji.
org
 
 
 
TİROİD BEZİ VE TIROID HORMONLARI VE TEŞHISTE KULLANILAN TESTLER


TİROİD BEZİ

Tiroid bezi bir endokrin bezdir. Bunun anlamı bezin bazı hormonlar salgılaması ve bu hormonların kan dolaşımına girerek vücudun değişik organ ve dokularında etki göstermesidir.

Tiroid bezi boyun ön bölümünde Adem Elması’nın altında bulunur. Bezin sağ lob ve sol lobu vardır ve bunlar istmus denen bölümle birbirine bitişik halde bulunur.


TİROİD BEZİ NE YAPAR ?

Tiroid bezi 2 tane hormon yapar ve dolaşıma salgılar. Bu hormonlardan birine tiroksin (T4), diğerine tiriiyodotironin (T3) ismi verilir. T4 hormonunda 4 tane iyod atomu, T3’de ise 3 tane iyod atomu vardır. Hücre içinde T3 hormonu etkili olduğundan T4 hücreye girmeden önce T3’e dönüşür.


TİROİD HORMONLARININ GÖREVİ NEDİR ?

T4 ve T3 hormonları vücudumuzun metabolizmasını düzenler ve ayrıca metabolizmanın hızını kontrol ederler. Eğer çok hormon salgılanırsa metabolizma hızlanır ve hipertiroidi hastalığı gelişir. Hipertiroidi durumunda kalb hızı artarak çarpıntı şikayeti oluşurken, bağırsak hareketi artar ve ishal yapabilir. Eğer tiroid hormonu çok az salgılanırsa bu duruma hipotiroidi denir. Hipo=az, Hiper=fazla anlamına gelmektedir. Hipotiroidi oluşunca metabolizma yavaşlar, kalb hızı azalır ve barsak hareketleri azalarak kabızlık ortaya çıkar.


TİROİD BEZİNİN ÇALIŞMASI NASIL KONTROL EDİLİR ?

Tiroid bezinin çalışması beyinde bulunan ve hipofiz adı verilen bir bezden salgılanan TSH hormonu ile kontrol edilir. Kan dolaşımındaki tiroid hormonları (T4 ve T3) azalınca hipofizden TSH salgısı artar ve bu hormon tiroid bezinden tiroid hormon salgısını artırır. Tersine, eğer dolaşımda T4 ve T3 artarsa bu takdirde hipofizden TSH salgılanması azalır.


TİROİD BEZİNİN İYİ ÇALIŞIP ÇALIŞMADIĞI NASIL ANLAŞILIR ?

Hastanın kanındaki T3, T4 ve TSH hormonlarının ölçülmesi ile tiroid bezinin nasıl çalıştığı hakkında bilgi sahibi olunur.


TİROİD BEZİNİN HASTALIKLARI NELERDİR?


1. Guatr : Tiroid bezinin büyümesine guatr denir.
2. Nodül : Tiroid bezinin içinde normal dışı doku oluşmasıdır.
3. Tiroidit : Tiroid bezinin iltihabına denir. Bezde ağrı vardır.
4. Hipertiroidi : T4 ve T3 hormonlarının bezden aşırı salgılanması durumudur.
5. Hipotiroidi : Tiroid hormonlarının (T4 ve T3) az salgılanması durumudur.


TİROİD HASTALIĞI GELİŞME RİSKİ KİMLERDE VARDIR ?


Tiroid hastalığı gelişme riski şu kişilerde fazladır:
1. İyod eksikliği olan bölgede yaşayan veya yeterli iyod almayanlarda
2. Ailesinde tiroid hastalığı olanlarda
3. Diabetes mellitus (şeker hastalığı), romatoid artrit ve pernisiyöz anemisi olanlarda
4. Gebe kadınlar ve yeni anne olanlarda
5. 60 yaşın üzerindeki kadınlarda
6. 70 yaşın üzerindeki erkeklerde
7. Kanser nedeniyle baş ve boyuna radyoterapi (ışın tedavisi) yapılanlarda
8. Bazı ilaçları kullananlar (lityum, amiodaron ve interferon gibi).



TİROİD BEZİ HASTALIKLARINDA KULLANILAN TESTLER NELERDİR ?

a) Kan Testleri :

Sıklıkla kullanılan testler serbest T3, serbest T4 ve TSH hormonlarının kan düzeylerinin ölçülmesidir. Tiroid bezinin fonksiyonu hakkında en iyi bilgiyi TSH ölçümü verir. TSH ölçümünün normalden düşük olması tiroid bezinin aşırı çalıştığını gösterir. TSH düzeyinin normalden yüksek bulunması ise tiroid bezinin az çalıştığını gösterir. Yine T4 ve T3 hormonlarının normal sınırın altında veya üstünde olması tiroid bezinin iyi çalışmadığını gösterir. Ayrıca antikorlar vardır. Bunlar anti-TPO antikoru ve anti-Tiroglobulin antikorlarıdır. Bu antikorların yüksek olması tiroid hastalığının otoimmün bir hastalık olduğunu gösterir. Otoimmün hastalık vücudun kendi dokusunu (Burada tiroid bezini) yabancı bir doku olarak algılayıp ona karşı reaksiyon vermesidir. Bu reaksiyon antikorlar ile oluşur. Bu reaksiyonun nedeni bilinmemektedir.

b) Tiroid Ultrasonu :

Tiroid ultrasonu tiroid bezinin büyüklüğünü, nodül varsa onun büyüklüğünü anlamamıza yarar. Ayrıca ilaç tedavisiyle bezin veya nodülün ne kadar küçüldüğünü veya küçülmediğini daha iyi anlamamıza yarar. Nodül kan akımının Doppler ultrason ile incelenmesi nodüllerin iyi huylu veya kötü huylu olup olmadığı konusunda ek bilgi verir.

c) Tiroid sintigrafisi :

Damardan teknesyum denilen bir ilaç verilerek tiroid bezinin filminin çekilmesidir. Sintigrafi ile nodülün sıcak mı, soğuk mu olduğu anlaşılır. Sintigrafi sadece nodülü olan ve TSH’sı düşük olan hastalara yapılır.

d) Tiroid İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi :

Tiroid bezinde saptanan nodüllerde kanser olup olmadığını anlamak için yapılır. Nodülü olan tüm hastalara yapılır. Biyopsi sonucuna göre ilaç tedavisi veya ameliyat kararı verileceğinden mutlaka yapılması gereken bir tetkiktir. Oldukça basit, yapılması kolay ve ağrı oluşturmayan bir tetkikdir. Normal enjektörlerle yapılır. Damardan kan alınır gibi tiroid bezindeki nodülden parça alınır. Alınan hücreler patoloji bölümünde incelenerek kanser ve iltihap olup olmadığı araştırılır. Biyopsi koldaki damardan kan alınması gibi kolay bir işlemdir. Korkulmaması gerekir. Ameliyat değildir. Bazen biyopsi ile yeteri kadar parça veya hücre gelmeyebilir. O zaman biyopsiyi tekrarlamak gerekir.

KAYNAKLAR VE ÖNERİLEN KİTAPLAR

1. Prof. Dr. Metin Özata, 99 Sayfada Tiroid, İş bankası Kültür Yayını, 2008 Eylul
2. www.tiroit.org
3. www.endokrinoloji.org


 


 


ŞEKER HASTALIĞINDA İLAÇ (HAP) TEDAVİSİ


İlaç veya haplarla tedavi sadece Tip 2 diyabetli hastalarda uygulanır. Tip 1 şeker hastaları insülin kullanmak zorundadır. Bununla birlikte pankreası ameliyatla çıkarılmış hastalarda ilaç (hap ) verilemez, bu hastaların da insülin kullanmaları gerekir.
Tip 2 Diyabetli bir hastanın tedavisine, öncelikle diyet ve egzersiz ile başlanır. Ancak buna rağmen kan şekeri düşmüyorsa veya kan şekeri yüksek ise ilaç tedavisine başlanır. Ağızdan alınan bu haplar kan şekerinin düşmesini sağlar.
Ağızdan alınan ilaçlar vücuttaki etkilerine göre bazı gruplara ayrılır. Bir grup ilaç, pankreas bezinden insülin üretimini artırırken diğer bir grup ilaç vücut tarafından yeterli derecede kullanılamayan insülinin kullanılmasını sağlar.

Doktorunuz, şeker durumuna göre bu değişik gruplardaki ilaçlardan uygun olanını size reçete eder. Şeker ilaçları tek ilaç veya iki-üç ilaç kombinasyonu halinde verilebilir.
Şeker hastalığı tedavisinde son yıllardaki görüş ilaç tedavisine erken ve yeterli dozda başlanması şeklindedir. Diğer bir görüş ise tek ilaç yerine birkaç tür ilacın (etki mekanizmaları farklı) birlikte verilmesidir.

Yukarıda belirtildiği gibi aslında ilaç tedavisine diyet ve egzersize rağmen kan şekeri düşmeyen hastalarda başlanır. Bununla birlikte diyeti iyi yapamayan ve yeteri kadar egzersiz yapamayanlarda ilaç kullanımına hemen başlamakta fayda vardır. Diyet ve egzersize rağmen HbA1c % 6.5’den fazla ise veya açlık kan şekeri 108 mg/dl den fazla ise ilaç tedavisi verilir.


İlaçlara Nasıl Başlanır ve Değiştirilir?


Şeker hastalığı tedavisinde kullanılan hap şeklindeki ilaçlar genellikle düşük dozda başlanır ve kan şekerine göre doz artırılır. Maksimum doza kadar bir ilacın dozu artırabilir. Son zamanlarda birkaç ilacın birlikte verilmesi de önerilmektedir.

Hastaların %10-20’sinde ilaç kullandığı halde kan şekeri yüksekliği görülebilir. Bu durum ilacı zamanında almamak, stres veya enfeksiyon oluşması nedeniyle gelişebildiği gibi, ilacın artık etki etmemeye başlaması veya pankreasdaki insülin salgılayan beta hücrelerinin azalması nedeniyle oluşur.


Eğer bir ilaçta etkisizlik görülürse diğer bir ilaca geçilebilir. Kullanılan ilaçların yan etkilerinin ne olduğu öğrenilmelidir.


Kimler Şeker İlacı (hap şeklinde) Kullanamaz?


Tip 1 diyabeti olan hastalar ile tip 2 diyabeti olduğu halde karaciğer ve böbrek hastalığı olanlar, pankreas bezi ameliyatla çıkarılanlar ve pankreas iltihabı geçirenler şeker ilacı olan hapları kullanamaz, bu hastaların insülin kullanmaları gerekir.


İlaçların Tipleri


1) Kanda mevcut insülin hormonunun etkisini artıranlar:

Metformin, acarboz, ve roziglitazon gibi ilaçlar insülinin etkisini artırırlar. Bu ilaçlar karaciğer, kas ve yağ dokusunu etkileyerek insülin hormonunun daha etkili çalışmasını sağlar. Bu ilaçlar kan şekerinin normal düzeyin altına inmesine (hipoglisemi) neden olmazlar.


2) İnsülin salgısını artıranlar:

Sülfonilüre grubu ilaçlar ile repaglinid ve nateglinid türü ilaçlar ise pankreastan insülin salgılanmasını artırırlar. Sülfonilüre grubunda bulunan ilaçlar ise şunlardır: Glipizid, Gliburid, Glimeprid


3) Karbonhidratların Barsaktan Emilimini Geciktirenler:

Acarboz ve glinid türü ilaçlardır. Yenen gıdalardaki karbonhidratların bağırsaktan emilimini azaltırlar.


Metformin:
Bu ilaç daha çok kilo fazlalığı olan tip 2 diyabekli hastalarda kullanılır. İnsülin direncini azaltır. Alındıktan sonra barsak ve karaciğerde etki eder. Günde 2 veya 3 kez alınır. Karaciğerde şeker yapımını azaltır. Kaslarda insülinin etkisini artırır. Metformin kullananlarda kiloda hafif derecede azalma olur, ancak kan yağları ve tansiyona etkisi çok azdır. Karaciğer, böbrek ve kalp yetmezliği olanlar kullanmamalıdır. Bu ilaç kullanılmaya başlandığında bazı kişilerde midede rahatsızlık, bulantı, ishal ve gaz gibi şikayetler olabilirse de bu şikayetler çoğu kişide bir hafta sonra kaybolur.Metformin tok karna yemekten hemen sonra alınır.


Çok içki içiyorsanız metformin zararlı olabilir. Böbrek hastalığınız varsa metformin kullanmayınız.


Metformin ilacı diğer şeker ilaçları veya insülinle birlikte kullanılabilir.

Ameliyat olacaksanız metformini 1 gün önce kesiniz.


İnsülin Salgısını Artıran İlaçlar


Bu grupta en çok kullanılan ilaçlar sülfonilüre denen ilaçlardır. Piyasada bu ilaçlar kimyasal isimlerine göre glibürid, glipizid, glimeprid olarak sayılabilir. Bu ilaçlar pankreas bezinden insülin salgılatan ilaçlardır. İnsülin salgısı arttığı için kan şekerini düşürürler. Bu ilaçlar çlık kan şekerini ve bu arada tokluk kan şekerini de kısmen azaltırlar. HbA1c düzeyinde ilaç kullanımı sonrası %1-2 oranında azalma olur.

Bu ilaçların en önemli yan etkisi kan şekerinde bazen aşırı düşme yapmasıdır. Özellikle yaşlılarda bu etki yani kan şekeri düşmesi daha fazla görülür. Kan şekeri düşmesinin önlenmesi için yemeklerin düzenli olarak alınması gerekir. İlaçları bu nedenle en düşük dozda başlayıp yavaş yavaş artırmak gerekir. Bu ilaçları karaciğer ve böbrek hastalığı olan kişiler kullanamaz.


Bu ilaçların bazıları 24 saat etkilidir ve günde 1 defa alınır. Bazısı günde 2 defa alınır. Bu nedenle doktorunuza ilacı günde kaç defa almanız gerektiğini sorunuz.
İlacı günde bir defa alıyorsanız sabah kahvaltıdan yarım saat önce aç karna almanız gerekir.


İlaç günde 2 defa alınıyorsa sabah ve akşam yemekten önce aç karna alınır


Alfa-Glukozidaz inhibitörleri (Acarboz):


Piyasada kimyasal ismi acarboz olarak satılan ilaçlardır. Bu ilaçlar barsaklarda nişastanın ve karbonhidratların parçalanmasını engeller. Böylece yemekle alınan karbonhidratların emilimi gecikir ve tokluk kan şekeri fazla yükselmez. Acarboz yemeğin ilk lokması ile birlikte alınır. Acarboz, sofra şekeri gibi basit şekerlerin emilimini engellemez. Buna karşılık kompleks karbonhidratlar denilen gıdaların emilimini geciktirir. Hastalarda başlangıçta gaz, şişkinlik ve bazen ishal yapabilir. Bunu önlemek için düşük dozda başlanması gerekir. Bağırsak hastalığınız varsa veya bağırsak ameliyatı olmuşsanız almamak gerekir.


Roziglitazon ve Pioglitazon:


Pioglitozonun günde 1 defa, roziglitozon günde 1 veya 2 defa alınır. Bu ilaçlar yemekle birlikte veya aç karna alınabilir.


Yağ dokusunu etkileyerek insülinin daha etkili çalışmasını sağlayan ilaçlardır. Bu sayede insülin direnci azalır. Etkileri genellikle birkaç hafta içinde ortaya çıkar. Yağların karından cilt altına doğru gitmesini sağlar. Bu ilaçlar karaciğer testleri (SGOT, SGPT gibi) normalin 2.5 katı yüksek olan hastalarda kullanılamaz. Sülfonilüre veya metformin ilaçlarıyla birlikte kullanılabildiği gibi insülin ile birlikte de kullanılır. Tek sakıncası hafif kilo alımı olmasıdır. Kalp yetmezliği olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.


İlaç Seçimi


Fazla kilolu olan ve diyet ve egzersize rağmen açlık kan şekeri 130 mg/dl den yüksek olan hastalarda doktorlar daha çok metformin ilacını tercih edebilir. Metformin günde 2 kez sabah ve akşam yemeğinden sonra tok karna alınabilir ve kan şekerine göre doktorunuz dozu artırır. Kan şekeri düzelmesi 2-4 haftayı alır. HbA1c deki düzelme için 3-6 ay geçmesi gerekir.


Alfa glukozidaz inhibitörü Akarboz ilacı yemek arasında çiğnenir. Gaz yapmaması için en düşük dozda başlanır ve her 2-4 haftada bir doz artırılır.


Açlık kan şekeri 200 mg/dl üzerinde ise metformin ve sülfonilüre tipi ilaçlar birlikte alınabilir.


Açlık kan şekeri 300 mg/dl’nin üzerinde olan hastalarda insülin tedavisine başlanır ve daha sonra ilaç tedavisine geçilir.


Bazen İlaçlar Neden Etkisiz Olmaya Başlar


İlaçla tedaviye ilk başlandığında şeker seviyesi düşmüyorsa ya pankreasda insülin yapımı yoktur yada ilaç yanlış seçilmiş olabilir. Özellikle tip 2 diyabetli hastaların %10’unda tip 1 diyabette olduğu gibi pankreasda beta hücreleri yoktur. Bu nedenle ilaç etki edemez. Özellikle açlık kan şekeri 300 mg/dl’nin üzerinde ise insüline başlamak daha uygun olur. Daha sonra bu hastalarda ilaç kullanımına geçilebilir.

Belirli bir süre sonra ilaçların artık etki etmediği görülür. Bu durumda özellikle 5 yıldan sonra ilacı değiştirmek gerekebilir. Bu arada ilaç kombinasyonları denenebilir.

Metformin, roziglitazon ve sülfonilüre ve acarboz ilaçları alınabilir. Ancak bu kadar çok ilaç yerine insüline geçmek daha sağlıklıdır.


İlaçların etkisinin azalmasının veya kan şekerinin eskisi gibi düşmemesinin başlıca nedenleri şunlardır:
  • Fazla gıda alınmaya başlanması
  • Kilo alınması
  • Hareketin azalması
  • Stres
  • Enfeksiyon gelişmesi
  • Şeker hastalığının ilerlemesi ve beta hücre azalması
  • İnsülin direncinin artması
  • İlaç dozunun uygun olmaması
  • İlaç emilim bozukluğu
  • Şekeri artıran kortizon, büyüme hormonu gibi ilaçların kullanılması
İlaçların etkisiz olması durumunda diyet ayarlanır ve egzersiz az ise artırılır. İlaç değiştirilirse de bu ancak % 10 hastada etkili olur. Tedaviye metformin ve acarboz ilave edilir. Eğer ilaç dozu maksimum ise insülin ilave yapılabilir veya ilaçlar tamamen keslip insülin tedavisine geçilir.


Şeker Haplarını (ilaçlarını) Kullanırken Dikkat Edilecek Hususlar:


1. Kullandığınız ilaçların ne zaman ve ne dozda kullanılacağını iyice öğrenin. Bazı ilaçlar aç karna, bazısı yemekle birlikte ve bazıları tok karna alınır. Bu durumu iyice öğreniniz.
2. İlaçlar yan etki yaparsa doktorunuza bildiriniz. İlaçlara ufak dozda başlanır ve sonra şeker durumuna göre arttırılabilir.
3. İlaçların kullanım tarihini kontrol edin. Süresi geçmiş ilaçları almayın.
4. İlaçları alırken hangi ilacı aldığınıza iyice kontrol edederek alınız. Karanlıkta rastgele almayınız.
5. İlaçları serin yerde saklayınız. Sıcak hava ilaçları bozar.
6. Karaciğer ve böbrek hastalığınız varsa ilaç yerine insülin kullanmanız gerekir.
7. Bölmeleri olan bir ilaç kutusu satın alınız ve onun gözlerine günlük alacağınız ilaçları koyunuz.
8. İlaçları alkol ile birlikte almayınız.
9. Sulfonilüre tipi ilaçlar yemekten yarım saat önce, acarboz ilk lokma ile birlikte, metformin ise tok karna alınır.
10. Her şeker hastasının hastalığı farklı olduğundan kullanılan ilaç dozu ve ilaçları diğer hastalardan farklı olabilir. Bu nedenle arkadaşlarınız veya komşunuzun görüşüne uyup yanlış ilaçlar almayınız. Mutlaka doktorunuza danışınız.
11. Şeker ilaçları bir kutu bitince kesilecek ilaçlar değildir. İlaç kutusu bitince yeni bir ilaç kutusuna başlamanız gerekir. Diğer bir deyimle şeker ilaçları kesilmez.



İlaçların Yan Etkileri Nelerdir?


İlaçların en önemli yan etkisi hipoglisemi yani kan şekerinde aşırı düşüklük yapmasıdır. Özellikle sulfonilüre tipi ilaçların bu tür yan etkisi fazladır. Metformin ile kan şekeri normalin altına inmez. İlaç kullanırken kan şekerinde düşmeler oluyorsa mutlaka hemen doktorunuza başvurunuz ve ilaç dozunu ayarlatınız. İlaç kullanırken şeker düşmelerinin bir diğer nedeni de öğünlerin atlanılması veya az yemek yenmesidir. Bu nedenle öğün atlamayınız.

Metformin kullananlarda ishal, bulantı, iştahsızlık ve gaz başlangıçta olabilir, daha sonra azalır. Metformin kullanan kişilerde bazen B12 vitamini eksikliği gelişebileceğinden yılda bir kez kanda B12 vitamini düzeyine bakılmalıdır.


Prof. Dr. Metin Özata
Endokrinoloji, Diyabet ve Tiroid Uzmanı


KAYNAKLAR:

1) Prof Dr Metin Özata, Diyabet Hastasının El Kitabı, GÜRER YAYINCILIK, Baskıda

2) Metin Özata, Hormonlar ve Siz, Gürer Yayıncılık, Baskıda

3) Http://www.endokrinoloji.org

4) Http://www.freewebs.com/diyabet
 
ŞEKER HASTALIĞINDA İLAÇ (HAP) TEDAVİSİ


İlaç veya haplarla tedavi sadece Tip 2 diyabetli hastalarda uygulanır. Tip 1 şeker hastaları insülin kullanmak zorundadır. Bununla birlikte pankreası ameliyatla çıkarılmış hastalarda ilaç (hap ) verilemez, bu hastaların da insülin kullanmaları gerekir.
Tip 2 Diyabetli bir hastanın tedavisine, öncelikle diyet ve egzersiz ile başlanır. Ancak buna rağmen kan şekeri düşmüyorsa veya kan şekeri yüksek ise ilaç tedavisine başlanır. Ağızdan alınan bu haplar kan şekerinin düşmesini sağlar.
Ağızdan alınan ilaçlar vücuttaki etkilerine göre bazı gruplara ayrılır. Bir grup ilaç, pankreas bezinden insülin üretimini artırırken diğer bir grup ilaç vücut tarafından yeterli derecede kullanılamayan insülinin kullanılmasını sağlar.

Doktorunuz, şeker durumuna göre bu değişik gruplardaki ilaçlardan uygun olanını size reçete eder. Şeker ilaçları tek ilaç veya iki-üç ilaç kombinasyonu halinde verilebilir.
Şeker hastalığı tedavisinde son yıllardaki görüş ilaç tedavisine erken ve yeterli dozda başlanması şeklindedir. Diğer bir görüş ise tek ilaç yerine birkaç tür ilacın (etki mekanizmaları farklı) birlikte verilmesidir.

Yukarıda belirtildiği gibi aslında ilaç tedavisine diyet ve egzersize rağmen kan şekeri düşmeyen hastalarda başlanır. Bununla birlikte diyeti iyi yapamayan ve yeteri kadar egzersiz yapamayanlarda ilaç kullanımına hemen başlamakta fayda vardır. Diyet ve egzersize rağmen HbA1c % 6.5’den fazla ise veya açlık kan şekeri 108 mg/dl den fazla ise ilaç tedavisi verilir.


İlaçlara Nasıl Başlanır ve Değiştirilir?


Şeker hastalığı tedavisinde kullanılan hap şeklindeki ilaçlar genellikle düşük dozda başlanır ve kan şekerine göre doz artırılır. Maksimum doza kadar bir ilacın dozu artırabilir. Son zamanlarda birkaç ilacın birlikte verilmesi de önerilmektedir.

Hastaların %10-20’sinde ilaç kullandığı halde kan şekeri yüksekliği görülebilir. Bu durum ilacı zamanında almamak, stres veya enfeksiyon oluşması nedeniyle gelişebildiği gibi, ilacın artık etki etmemeye başlaması veya pankreasdaki insülin salgılayan beta hücrelerinin azalması nedeniyle oluşur.


Eğer bir ilaçta etkisizlik görülürse diğer bir ilaca geçilebilir. Kullanılan ilaçların yan etkilerinin ne olduğu öğrenilmelidir.


Kimler Şeker İlacı (hap şeklinde) Kullanamaz?


Tip 1 diyabeti olan hastalar ile tip 2 diyabeti olduğu halde karaciğer ve böbrek hastalığı olanlar, pankreas bezi ameliyatla çıkarılanlar ve pankreas iltihabı geçirenler şeker ilacı olan hapları kullanamaz, bu hastaların insülin kullanmaları gerekir.


İlaçların Tipleri


1) Kanda mevcut insülin hormonunun etkisini artıranlar:

Metformin, acarboz, ve roziglitazon gibi ilaçlar insülinin etkisini artırırlar. Bu ilaçlar karaciğer, kas ve yağ dokusunu etkileyerek insülin hormonunun daha etkili çalışmasını sağlar. Bu ilaçlar kan şekerinin normal düzeyin altına inmesine (hipoglisemi) neden olmazlar.


2) İnsülin salgısını artıranlar:

Sülfonilüre grubu ilaçlar ile repaglinid ve nateglinid türü ilaçlar ise pankreastan insülin salgılanmasını artırırlar. Sülfonilüre grubunda bulunan ilaçlar ise şunlardır: Glipizid, Gliburid, Glimeprid


3) Karbonhidratların Barsaktan Emilimini Geciktirenler:

Acarboz ve glinid türü ilaçlardır. Yenen gıdalardaki karbonhidratların bağırsaktan emilimini azaltırlar.


Metformin:
Bu ilaç daha çok kilo fazlalığı olan tip 2 diyabekli hastalarda kullanılır. İnsülin direncini azaltır. Alındıktan sonra barsak ve karaciğerde etki eder. Günde 2 veya 3 kez alınır. Karaciğerde şeker yapımını azaltır. Kaslarda insülinin etkisini artırır. Metformin kullananlarda kiloda hafif derecede azalma olur, ancak kan yağları ve tansiyona etkisi çok azdır. Karaciğer, böbrek ve kalp yetmezliği olanlar kullanmamalıdır. Bu ilaç kullanılmaya başlandığında bazı kişilerde midede rahatsızlık, bulantı, ishal ve gaz gibi şikayetler olabilirse de bu şikayetler çoğu kişide bir hafta sonra kaybolur.Metformin tok karna yemekten hemen sonra alınır.


Çok içki içiyorsanız metformin zararlı olabilir. Böbrek hastalığınız varsa metformin kullanmayınız.


Metformin ilacı diğer şeker ilaçları veya insülinle birlikte kullanılabilir.

Ameliyat olacaksanız metformini 1 gün önce kesiniz.


İnsülin Salgısını Artıran İlaçlar


Bu grupta en çok kullanılan ilaçlar sülfonilüre denen ilaçlardır. Piyasada bu ilaçlar kimyasal isimlerine göre glibürid, glipizid, glimeprid olarak sayılabilir. Bu ilaçlar pankreas bezinden insülin salgılatan ilaçlardır. İnsülin salgısı arttığı için kan şekerini düşürürler. Bu ilaçlar çlık kan şekerini ve bu arada tokluk kan şekerini de kısmen azaltırlar. HbA1c düzeyinde ilaç kullanımı sonrası %1-2 oranında azalma olur.

Bu ilaçların en önemli yan etkisi kan şekerinde bazen aşırı düşme yapmasıdır. Özellikle yaşlılarda bu etki yani kan şekeri düşmesi daha fazla görülür. Kan şekeri düşmesinin önlenmesi için yemeklerin düzenli olarak alınması gerekir. İlaçları bu nedenle en düşük dozda başlayıp yavaş yavaş artırmak gerekir. Bu ilaçları karaciğer ve böbrek hastalığı olan kişiler kullanamaz.


Bu ilaçların bazıları 24 saat etkilidir ve günde 1 defa alınır. Bazısı günde 2 defa alınır. Bu nedenle doktorunuza ilacı günde kaç defa almanız gerektiğini sorunuz.
İlacı günde bir defa alıyorsanız sabah kahvaltıdan yarım saat önce aç karna almanız gerekir.


İlaç günde 2 defa alınıyorsa sabah ve akşam yemekten önce aç karna alınır


Alfa-Glukozidaz inhibitörleri (Acarboz):


Piyasada kimyasal ismi acarboz olarak satılan ilaçlardır. Bu ilaçlar barsaklarda nişastanın ve karbonhidratların parçalanmasını engeller. Böylece yemekle alınan karbonhidratların emilimi gecikir ve tokluk kan şekeri fazla yükselmez. Acarboz yemeğin ilk lokması ile birlikte alınır. Acarboz, sofra şekeri gibi basit şekerlerin emilimini engellemez. Buna karşılık kompleks karbonhidratlar denilen gıdaların emilimini geciktirir. Hastalarda başlangıçta gaz, şişkinlik ve bazen ishal yapabilir. Bunu önlemek için düşük dozda başlanması gerekir. Bağırsak hastalığınız varsa veya bağırsak ameliyatı olmuşsanız almamak gerekir.


Roziglitazon ve Pioglitazon:


Pioglitozonun günde 1 defa, roziglitozon günde 1 veya 2 defa alınır. Bu ilaçlar yemekle birlikte veya aç karna alınabilir.


Yağ dokusunu etkileyerek insülinin daha etkili çalışmasını sağlayan ilaçlardır. Bu sayede insülin direnci azalır. Etkileri genellikle birkaç hafta içinde ortaya çıkar. Yağların karından cilt altına doğru gitmesini sağlar. Bu ilaçlar karaciğer testleri (SGOT, SGPT gibi) normalin 2.5 katı yüksek olan hastalarda kullanılamaz. Sülfonilüre veya metformin ilaçlarıyla birlikte kullanılabildiği gibi insülin ile birlikte de kullanılır. Tek sakıncası hafif kilo alımı olmasıdır. Kalp yetmezliği olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.


İlaç Seçimi


Fazla kilolu olan ve diyet ve egzersize rağmen açlık kan şekeri 130 mg/dl den yüksek olan hastalarda doktorlar daha çok metformin ilacını tercih edebilir. Metformin günde 2 kez sabah ve akşam yemeğinden sonra tok karna alınabilir ve kan şekerine göre doktorunuz dozu artırır. Kan şekeri düzelmesi 2-4 haftayı alır. HbA1c deki düzelme için 3-6 ay geçmesi gerekir.


Alfa glukozidaz inhibitörü Akarboz ilacı yemek arasında çiğnenir. Gaz yapmaması için en düşük dozda başlanır ve her 2-4 haftada bir doz artırılır.


Açlık kan şekeri 200 mg/dl üzerinde ise metformin ve sülfonilüre tipi ilaçlar birlikte alınabilir.


Açlık kan şekeri 300 mg/dl’nin üzerinde olan hastalarda insülin tedavisine başlanır ve daha sonra ilaç tedavisine geçilir.


Bazen İlaçlar Neden Etkisiz Olmaya Başlar


İlaçla tedaviye ilk başlandığında şeker seviyesi düşmüyorsa ya pankreasda insülin yapımı yoktur yada ilaç yanlış seçilmiş olabilir. Özellikle tip 2 diyabetli hastaların %10’unda tip 1 diyabette olduğu gibi pankreasda beta hücreleri yoktur. Bu nedenle ilaç etki edemez. Özellikle açlık kan şekeri 300 mg/dl’nin üzerinde ise insüline başlamak daha uygun olur. Daha sonra bu hastalarda ilaç kullanımına geçilebilir.

Belirli bir süre sonra ilaçların artık etki etmediği görülür. Bu durumda özellikle 5 yıldan sonra ilacı değiştirmek gerekebilir. Bu arada ilaç kombinasyonları denenebilir.

Metformin, roziglitazon ve sülfonilüre ve acarboz ilaçları alınabilir. Ancak bu kadar çok ilaç yerine insüline geçmek daha sağlıklıdır.


İlaçların etkisinin azalmasının veya kan şekerinin eskisi gibi düşmemesinin başlıca nedenleri şunlardır:
  • Fazla gıda alınmaya başlanması
  • Kilo alınması
  • Hareketin azalması
  • Stres
  • Enfeksiyon gelişmesi
  • Şeker hastalığının ilerlemesi ve beta hücre azalması
  • İnsülin direncinin artması
  • İlaç dozunun uygun olmaması
  • İlaç emilim bozukluğu
  • Şekeri artıran kortizon, büyüme hormonu gibi ilaçların kullanılması
İlaçların etkisiz olması durumunda diyet ayarlanır ve egzersiz az ise artırılır. İlaç değiştirilirse de bu ancak % 10 hastada etkili olur. Tedaviye metformin ve acarboz ilave edilir. Eğer ilaç dozu maksimum ise insülin ilave yapılabilir veya ilaçlar tamamen keslip insülin tedavisine geçilir.


Şeker Haplarını (ilaçlarını) Kullanırken Dikkat Edilecek Hususlar:


1. Kullandığınız ilaçların ne zaman ve ne dozda kullanılacağını iyice öğrenin. Bazı ilaçlar aç karna, bazısı yemekle birlikte ve bazıları tok karna alınır. Bu durumu iyice öğreniniz.
2. İlaçlar yan etki yaparsa doktorunuza bildiriniz. İlaçlara ufak dozda başlanır ve sonra şeker durumuna göre arttırılabilir.
3. İlaçların kullanım tarihini kontrol edin. Süresi geçmiş ilaçları almayın.
4. İlaçları alırken hangi ilacı aldığınıza iyice kontrol edederek alınız. Karanlıkta rastgele almayınız.
5. İlaçları serin yerde saklayınız. Sıcak hava ilaçları bozar.
6. Karaciğer ve böbrek hastalığınız varsa ilaç yerine insülin kullanmanız gerekir.
7. Bölmeleri olan bir ilaç kutusu satın alınız ve onun gözlerine günlük alacağınız ilaçları koyunuz.
8. İlaçları alkol ile birlikte almayınız.
9. Sulfonilüre tipi ilaçlar yemekten yarım saat önce, acarboz ilk lokma ile birlikte, metformin ise tok karna alınır.
10. Her şeker hastasının hastalığı farklı olduğundan kullanılan ilaç dozu ve ilaçları diğer hastalardan farklı olabilir. Bu nedenle arkadaşlarınız veya komşunuzun görüşüne uyup yanlış ilaçlar almayınız. Mutlaka doktorunuza danışınız.
11. Şeker ilaçları bir kutu bitince kesilecek ilaçlar değildir. İlaç kutusu bitince yeni bir ilaç kutusuna başlamanız gerekir. Diğer bir deyimle şeker ilaçları kesilmez.



İlaçların Yan Etkileri Nelerdir?


İlaçların en önemli yan etkisi hipoglisemi yani kan şekerinde aşırı düşüklük yapmasıdır. Özellikle sulfonilüre tipi ilaçların bu tür yan etkisi fazladır. Metformin ile kan şekeri normalin altına inmez. İlaç kullanırken kan şekerinde düşmeler oluyorsa mutlaka hemen doktorunuza başvurunuz ve ilaç dozunu ayarlatınız. İlaç kullanırken şeker düşmelerinin bir diğer nedeni de öğünlerin atlanılması veya az yemek yenmesidir. Bu nedenle öğün atlamayınız.

Metformin kullananlarda ishal, bulantı, iştahsızlık ve gaz başlangıçta olabilir, daha sonra azalır. Metformin kullanan kişilerde bazen B12 vitamini eksikliği gelişebileceğinden yılda bir kez kanda B12 vitamini düzeyine bakılmalıdır.


Prof. Dr. Metin Özata
Endokrinoloji, Diyabet ve Tiroid Uzmanı


KAYNAKLAR:

1) Prof Dr Metin Özata, Diyabet Hastasının El Kitabı, GÜRER YAYINCILIK, Baskıda

2) Metin Özata, Hormonlar ve Siz, Gürer Yayıncılık, Baskıda

3) Http://www.endokrinoloji.org

4) Http://www.drdiyabet.com

  • .


Integer tempus leo.




Pellentesque nonummy

Pellentesque | nonummy

Pellentesque nonummy

Pellentesque | nonummy

Pellentesque nonummy

Pellentesque | nonummy

Cras interdum sollicitudin ante.

  • Vestibulum rutrum nibh a eros. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus.
| venenatis |
  • Vestibulum rutrum nibh a eros. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus.
| venenatis |
  • Vestibulum rutrum nibh a eros. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus.
| venenatis |





Cras sollicitudin.
Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante. Sed placerat scelerisque magna. Vestibulum rutrum nibh a eros. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient magnis Cras interdum dis parturient.

ccccccccccc

Cras sollicitudin.
Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante. Sed placerat scelerisque magna. Vestibulum rutrum nibh a eros. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient magnis Cras interdum dis parturient.





Cras interdum. Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante. Sed placerat scelerisque magna.
sollicitudin ante. Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante. Sed placerat scelerisque magna.
Interdum. Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante. Sed placerat scelerisque magna.

Vestibulum rutrum nibh a eros

Suspendisse turpis

Cras interdum.
Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante.

Suspendisse turpis

Cras interdum.
Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante.

Suspendisse turpis

Cras interdum.
Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante.

Suspendisse turpis

Cras interdum.
Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante.

Suspendisse turpis

Cras interdum.
Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante.

Suspendisse turpis

Cras interdum.
Suspendisse turpis. Nulla eget leo. Cras interdum sollicitudin ante.