Prof Dr Metin Özata
TIROID GUATR ENDOKRIN DIYABET DIYET ZAYIFLAMA METABOLIZMA
Ana Sayfa      ENDOKRINOLOJI      ADRENAL BEZ HASTALIKLARI
Böbreküstü  bezleri veya diğer adıyla adrenal bezler her iki böbreğin üst kısmına yerleşmiş yaklaşık 3-4 gram  ağırlığında olan bezlerdir. Adrenal bezlerin  ‘’korteks’’ denen dış kısmı ve ‘’medulla’’ denen iç kısmı vardır. Medulla denen iç kısımdan  adrenalin ve noradrenalin hormonları üretilir. Korteks denen dış kısımdan ise kortizol, aldosteron, DHEA ve  testosteron gibi hormonlar üretilir.
    Böbreküstü bezi bu hormonları yapmak için kanda bulunan kolesterolü kullanır. Kolesterolün adrenal bez tarafından alınması ve hormonların yapımını hipofiz bezinden salgılanan ACTH hormonu uyarır.
    Kortizol
    Kortizol salınımı gün içinde değişiklik gösterir. Sabah fazla, öğleden sonra az salgılanır.
    Kortizol kandaki glukozu (şekeri) artırır. Protein, karbonhidrat, yağlar ve nukleik asit üzerine etkilidir. Protein yıkımını artırır. Ayrıca iltihabı azaltıcı etkileri vardır.  Stres durumunda  kan kortizolü artar. Bu stres travma, ameliyat, egzersiz, anksiyete, depresyon, kan şekeri düşmesi ve ateşlenme olabilir.
    Kortizol hormonu  vücut su dengesine de katkıda bulunur. Böbreklerden su atılmasını sağlar.  Kortizol davranış üzerine de etkilidir. Azlığı veya fazlalığında psikolojik bozukluklar meydana gelir.

    Aldosteron:
    
Aldosteron hormonu böbrekten sodyum tutulmasını ve potasyum atılmasını sağlar. Aldosteron salınımı renin-anjiotensin hormonları, kandaki potasyum  düzeyi ve ACTH hormonu tarafından kontrol edilir.  Vücutta sıvı miktarı renin-anjiotensin ve aldosteron hormonları ile ayarlanır.

    DHEAS
    DHEAS adrenal bezden salgılanır ve yaş ilerledikçe salgılanması azalır. Erkeklerde adrenal bezden salgılanan  testosteron ve DHEAS gibi hormonların erkek tipine etkileri pek azdır.  Buna karşılık kadınlarda   fazla salınırsa erkek tipi görüntüye neden olurlar. DHEA ve androstenedion hormonları adrenal bezden salgılanır ve  cinsel kılları kadınlarda artırır ve kadınlarda seks isteğini (libido) sağlarlar. 

    Stres Hormonları: Adrenalin ve Noradrenalin:
   
        Adrenalin ve noradrenalin  hormonları  adrenal bezin ‘’ medulla ‘’ kısmından salgılanır.  Adrenalin hormonun diğer adı ‘’epinefrin’’ dir. Adrenalin, noradrenalin ve dopamin hormonlarında ‘’katekolaminler’’ ismi de verilir.  Bu hormonlar adrenal bezin  medulla  kısmında  tirozin isimli aminoasitten oluşur. Bu aminoasitten önce DOPA, sonra dopamin  ve  noradrenalin oluşur. Noradrenalin ise son aşamada  adrenalin  hormonuna dönüşür.
Adrenal bezlerden noradrenalin %20 oranında, adrenalin  ise %80 oranında salgılanır.
Adrenalin ve noradrenalin hormonlarının  etkileri şunlardır:
1.    Kalp atım sayısını ve tansiyonu artırır, damarları kasar
2.    Göz bebeklerini genişletir,
3.    Kan şekerini artırır
4.    Ciltteki kanın iç organlara gitmesini sağlar.
5.    Kan yağ asitleri artar
6.    Vücut ısısını artırır
7.    Oksijen tüketimini artırır
Adrenalin stres durumlarında kanda hızla artar, o nedenle stres hormonu olarak da bilinir. Adrenalin  kanda arttığında arttığında çarpıntı, nabız sayısında artma, kan şekerinde yükselme ve ciltteki solukluk  ve elde terleme oluşur.
Adrenalin ilaç olarak kalp durması, astım ve bazı alerjik hastalıkların tedavisinde  kullanılır.






B) BÖBREK ÜSTÜ BEZİ FAZLA ÇALIŞMASI -KORTİZOL FAZLALIĞI (CUSHING SENDROMU)


Böbrek üstü bezinin fazla çalışmasına yani fazla kortizol hormonu üretmesi hastalığına ‘’Cushing Sendromu’’ adı verilir. Bu hastalık Harvey Cushing  isimli bilim adamı tarafından 1932 yılında tanımlandığı için bu ad verilmiştir. Kanda kortizol hormon yüksekliği vardır. Bu  kortizol fazlalığı ya hipofizden ACTH hormonunun fazla salgılanmasına bağlıdır ya da böbreküstü bezindeki bir tümörden kortizol salgılanmasına bağlı olarak gelişir.
Aslında kanda kortizol fazlalığı  hastalığı, daha  sıklıkla kortizon ilacının yüksek dozda uzun süre kullanılması ile olur. Örneğin romatoit artrit ve astım hastalarında yüksek dozda kullanlan kortizon ilacı bu hastalığa neden olabilir.
 Cushing sendromu her yaşta  görülürse de en sık 20-40 yaş arasında karşımıza çıkar. Adrenal bezdeki tümörlere bağlı olarak  fazla kortizol salınımı  kadınlarda 3 kat fazladır.
Aslında adrenal bezden aşırı kortizol üretimi olan hastaların  yaklaşık % 70’inde hipofiz bezinden aşırı ACTH hormon üretilmesi vardır (buna tıp dilinde Cushing hastalığı denir);  % 20  hastada ise adrenal bezdeki tümörlerden  dolayı bu hastalık oluşur.
Cushing sendromunun yaklaşık % 20’ini adrenal  bezdeki tümörler oluşturur; %10’dan fazlası adenom, % 5’ten azı karsinom (kanser), az bir kısmı  iki taraflı  nodüler adrenal  büyüme nedeniyle oluşur.
 Çocuklarda ise Cushing sendromunun % 65’i adrenal kökenli olup bunun %50’i kanser,  %15’i adenomdur.
          Kortizol Salgılayan Adrenal Adenomlar  1-6 cm boyutlarında, 10-70 gram ağırlığında, çoğu kez 30 gr’ın altında, tek taraflı, iyi sınırlandırılmış ve  sarı-kahverengi renkli tümörlerdir.
          Adrenal  bez  kanseri  genellikle tanı anında >4 cm, ağırlığı ortalama 100 gr’dır. Adrenal kanser sıklıkla DHEA, DHEA sulfat, testosteron  ve aşırı kortizol  üretir.
    

    Klinik:
    Herhangi bir yaşta, genelde genç yaş grubunda  kendini gösterir.  Hastalarda ciltte morarma, kas tutulması,  hafif kemik erimesi bulguları vardır.   Cushing sendromunda şu bulgular vardır:
    Şişmanlık (Obezite): Ani kilo alımı  % 90 sıklıkla en sık belirtidir. Kilo artışı devamlıdır.  Kol ve bacaklar incelmiş olabilir.  Göbekte yağ artışı vardır. Yüzde yağ artışı aydede yüzüne neden olur. Ensede yağ toplanması olur ve buna buffalo hörgücü adı verilir. 
    Hipertansiyon: Hastaların %75’inde   vardır ve küçük tansiyon 10’nun üzerindedir. 
    Cilt Değişiklikleri:  Cilt incelir. Cilt altı yağ dokusu azalır.  Yüzde kızarma oluşur. Küçük travma ile ciltte morarma olur.  Ciltte ve göbekte 1 cm den büyük stria denen morarmalar olur.
    Tüylenme:  kadınların %75-80’inde yüzde tüylenme gözlenir. Karın, göğüs ve baldırda da  kıllanma olabilir, %35  hastada  sivilce (akne) ve  cilt yağlanması (sebore)  vardır.  
    Psikolojik Değişiklikler: Hastaların çoğunda depresyon, halisünasyon, paranoya, manik davranışlar ve uyku bozuklukları olabilir.
    Seks Hormon bozukluğu:  kadınların %75’inde adetler kesilir. Vücut kılları dökülür. Her iki cinste libido kaybı olur. Kortizol fazlalığı  düzelince bu bozukluklar iyileşir. Cushing sendromunda çocuklarda erken ya da geç  ergenlik saptanabilir.
Kas Zayıflığı: Hastaların % 60’ında  kaslar ve sıklıkla bacak  kasları tutulur. Kas kitlesi ve total vücut proteini azalmıştır.
    Kemik erimesi:  Hastaların  % 80’ninde  vardır.
    Böbrek Taşı: Hastaların %15’inde vardır. Kortizol aşırılığına bağlı kalsiyumun kanda artmasına bağlı   oluşur.
    Susama ve aşırı idrar:  Aşırı idrar yapma  %30 oranında karşımıza çıkar. Nedeni genellikle  antidiüretik hormonun   aşırı kortizol tarafından  baskılanması ile ilgilidir.  Kanda kalsiyıum artması da aşırı idrara neden olur.
    Enfeksiyonlar: Çoğu kez  belirti vermez. Mantar  enfeksiyonları sıktır. Bakteriyel enfeksiyonlar da  artar.
    Şeker Hastalığı:   Gizli şeker  %35, aşikar diyabet %15- 20 oranında gözlenir, kanda  kolesterol ve trigliserid artar.   
Göz:  göziçi basınç yükselir.  Göz arkası  yağ dokusu artar ve   1/3 hastada  gözler öne doğru çıkar.
Adrenal Kanserde Bulgular: Adrenal kanserde kadınlarda  testosteron artışına ait  tüylenme, akne, saç kaybı, klitoris büyümesi gibi  erkek tipi görünüm  bulguları vardır. Hipertansiyon ve potasyum düşüklüğü en sık belirtidir.  Karında  ağrı, karında kitle palpe edilebilir.  Karaciğer  ve  akciğere metastaz olabilir.  Karaciğer büyümesi karaciğer metastaz bulgusudur.
 
    Laboratuar Bulguları:
    Kırmızı seri kan hücreleri, hemoglobin ve hematokrit artmıştır. Lökosit sayısı normaldir. Lenfosit  hücre  sayısı normalin altındadır. Eosinofil hücre  sayısı  azalır. Kan potasyumunda azalma Cushing hastalarının  %10’unda vardır. Hastaların %10-15’inde açlık  kan şekeri yüksek olur.  Tokluk kan şekeri  daha sık artar. Serum kalsiyum normal, serum fosfor düşük veya normaldir. Hastaların % 40’ında  idrarla kalsiyum atılımı fazladır.  VLDL, HDL, LDL-kolesterol ve trigliserid düzeyleri  kanda  artar.
    Tanı
    1-Plazma Kortizol  Ölçümü:  Normalde kortizol, ACTH salınımına paralel olarak sabah en yüksek, geceyarısı en düşük düzeydedir ( <1.8 µg/dL).  Bu hastalıkta kortizol salınımındaki  bu ritm kaybolur. Cushing sendromunda çoğu hastada sabah 9.00’da kortizol değerleri normal, fakat  gece yarısı  değerler artmıştır. Genelde gece yarısı 7.5 µg/dL’den yüksektir. Gece yarısı plazma kortizolü 7.5 µg/dL’den yüksektir.
 Hastada stresi ortadan kaldırmak için 24-48 saat önceden yatırılmalı ve kan örnekleri sırt üstü yatarken saat 22.00-gece yarısı alınmalıdır.
    2 -İdrar Serbest Kortizol Atılımı:  24 saatlik idrarda serbest kortizol (İSK)  ölçümü en iyi tarama testidir ama Cushing sendromluların %10-15’inde normal İSK atılımı olabilir.
    Cushing sendrom bulguları olanlarda  idrarda serbest kortizol atılımı  4 kat artmış ise tanı kesindir. Normal değerler < 80-120 µg /gündür.
    3-Tükrükte Kortizol Ölçümü: Tükrük kortizolü  kan  kortizol düzeyleri ile  benzerlik gösterir. Evde yapılması avantajdır. Normalde gece yarısı tükrük kortizol düzeyleri  <0.11-0.15 µg/dL’dir,  ve >0.25 µg/dL  olması  tanı koydurucudur.
    4-Düşük Doz Geceyarısı Deksametazon Süpresyon Testi: Tarama testidir. Normal kişilerde  dekzametazon  verilmesi, ACTH ve kortizol salınımını baskılar. Cushing sendromunda  baskılanma olmaz.  Normalde saat 23.00’de 1.0 mg deksametazon verilince ertesi gün plazma kortizol değerleri 1.8 µg/dL  altına iner.  10 µg/m üstü değerler Cushing sendromunu güçlü bir şekilde düşündürür, 2-10 µg/dL (138-276 nmol/L) değerler şüphelidir.
    5-Düşük Doz 48 Saatlik Deksametazon Süpresyon Testi: 48 saat içerisinde 6 saatte bir 0.5 mg deksametazon verilerek yapılır. Plazma kortizol ölçümünün <1.8µg/dL  olması Cushing sendromunu dışlar.

Görüntüleme Yöntemleri:
    1-Hipofiz MRİ:  Cushing hastalığının tanısında gadoliniumla manyetik rezonans görüntüleme (MRİ) seçilir, sensitivite %70, spesifisitesi %87’dir. Küçük tümörlerde ise %20-60’ın altındadır. ACTH yüksek ve MRİ’da görüntü saptanır ise % 98-99 Cushing hastasıdır.
    2-Adrenal Görüntüleme: Ultrasonografi, tomografi, MRİ ve sintigrafiden yararlanılır.  Tomografi, adrenal görüntülemede kanser şüphesi dışında MRİ’dan üstündür.
   
Tedavi
    A-Cerrahi Tedavi ve Radyoterapi
        1-Hipofizer Tümörü Varsa:  Hipofiz tümörlerinin  %85’i mikroadenomdur (çapı 1 cm’den küçüktür). Burundan girişle ameliyat yapılır.   Büyük tümörlerde çok az hastada radyoterapi  gerekir.
    Adrenal Tümörler
    1-Adrenal adenom: Ameliyatla adrenal bez çıkarılır.  Laparoskopik girişim hastanede kalış süresini azaltır.
    2-Adrenal karsinom: Adrenal karsinomda ortalama yaşam süresi tanıdan sonra 2-4 yıldır. Genelde retroperitoneal, karaciğer ve akciğer metastazı vardır. Cerrahi ve ilaç tedavisi olarak tedavi edilir. Primer tümör çıkartılması metastaz varsa bile yararlıdır Medikal tedavide mitotan  isimli ilaç kullanılır.
       B-İlaç Tedavi : Kortizol yapımını azaltan bazı ilaçlar verilir.



C) KORTİZOL AZ SALINMASI -ADRENAL BEZİN AZ ÇALIŞMASI
(ADDİSON HASTALIĞI)

    Adrenal bezin yetmezliği adrenal bezin  kendi hastalığı nedeniyle olabildiği gibi hipofizden ACTH hormonunun az salgılanması nedeniyle de gelişebilir.
    Adrenal bezin harabiyetinde kanda kortizol düşerken ACTH hormonu yükselir. Adrenal bezin % 90’nı harap olunca yertmezlik gelişmektedir.
Adrenal bezin yetmezliği  adrenal bezdeki hasardan  dolayı oluşmuşsa buna ‘’Addison hastalığı’’ da denir. 1855 yılında Thomas Addison isimli bilim adamı tarafından keşfedildiği için onun adına hürmeten Addison hastalığı denmiştir.  Görülme sıklığı 40’lı yaşlarda  artar ve  kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür.
    Adrenal yetmezliğin en sık nedeni otoimmün denilen bağışıklık sistemi bozukluğu sonucu adrenal bezlerin harap olmasıdır. Bu durum hastaların % 80-90’nını oluşturur. 
Bunun dışında tüberküloz (verem), mantar ve başka enfeksiyonlar nedeniyle de adrenal bez hasarı ve yetmezliği gelişir.
Kortizon Kullanımına Bağlı Adrenal Yetmezlik:
Günde 30 mg hidrokortizon veya  eşdeğeri 7.5 mg prednizolon veya 0.75 mg dekzametazon  ağızdan hap olarak  3 haftadan daha fazla alınırsa adrenal  bezde baskılanma ve adrenal yetmezlik gelişir. Uzun süre  kortizon  tedavisi alanlarda ek stres halinde kortizon  ilavesi yapılmazsa da  adrenal yetmezlik  ortaya çıkar.
Adrenal yetmezliğin klinik bulguları
Adrenal bezler az kortizol salgılıyorsa adrenal yetmezlik oluşur ve bu kişilerde halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, aralıklı kusma, karın ağrısı, ishal veya kabızlık, genel halsizlik, kas krampları, eklem ağrıları,  oturup-kalkmakla tansiyon düşmesi (postural hipotansiyon)  olabilir.
Genel halsizlik, yorgunluk ve bitkinlik, iştahsızlık ve kilo kaybı (15 kg’a kadar) genellikle ilk bulgulardandır.  Bulantı ve kusma sık değilse bile  kriz öncesinde mutlaka gözlenir.
Hipotansiyon yani tansiyon düşüklüğü hastaların  %90’ında  vardır ve  genellikle  oturup-kalkma ile oluşan şekildedir ve baş dönmesi oluşur. 
Kan şekerinde düşme görülebilir.
Tuz yeme isteği ve  hafif  ateş olabilir.
 Hafıza zayıflaması, depresyon, psikoz görülebilir.
Adrenal androjenlerin eksikliği ile kadınlarda pubik ve aksiler (koltuk altı) kıl kaybı, adet kesilmesi  görülebilir.  Hipofize bağlı adrenal yetmezlikte  LH, FSH, TSH  hormonları eksikliğine bağlı belirtiler de bulunabilir.

Adrenal kriz
Rezervi azalmış ancak henüz adrenal yetmezlik  gelişmemiş vakalar veya  kortizon ilacı tedavisi alan hastalarda, infeksiyon, travma, operasyon, tuz kaybı, kusma ve ishalin neden olduğu su kaybı  gibi bir stres durumunda hastaya ilave  kortizon  verilmez ise akut adrenal kriz gelişebilir.





Tanı
Sağlıklı kişilerde sabah ölçülen serum kortizol düzeyi 5-25 µg/dl olup adrenal fonksiyonları bozuk olanlarda da normal bulunabilir. Muhtemelen sabah serum kortizol düzeyi 18 -20 µg/dl ise adrenal yetmezlik yok, 2-4 µg/dl  altında ise adrenal yetmezlik vardır, aradaki değerlerde ise ileri testler gereklidir.
Sepsis (vucutta enfeksiyonun yaygın olması) gibi  hipofiz-adrenal aksının  ileri derecede aktive olduğu durumlarda rasgele alınan kortizol 5 µg/dl altında ise  adrenal  yetmezlik  delili olarak alınabilir. Pratikte, şüpheli her vakaya bazal kortizol düzeyleri beklenmeksizin ACTH uyarı testi yapılmalıdır.

Tedavi
Tedavide amaç normal kortizol salınımını taklit etmek ve eksik olan kortizol hormonunu vermektir.   Tedavide  hidrokortizon  isimli ilaç  15-20 mg sabah, 5-10 mg  öğleden sonra  başlanır. Hidrokortizon yerine 5-7.5 mg prednizolon veya 0.5-0.75 mg dekzametazon kullanılabilir.
 Pratik olarak günlük dozun 2/3’ü sabah, genellikle uyanır uyanmaz, ikinci doz günlük dozun 1/3’ü ilk dozdan 6-8 saat sonra ve genellikle öğleden sonra verilir.
Kortizon  tedavisinin en önemli yan etkisi uykusuzluk olup son doz 16.00-17.00’den önce verilirse bu önlenebilir.
Adrenal bezin kendinde hasar varsa kortizondan ayrı olarak  fludrokortizon 0.05-0.2 mg/gün dozunda kullanılabilir.   Kan sodyum, potasyum düzeyi,  ayakta ve yatarak kan basıncı ölçümleri ve plazma renin aktivitesi tayini ile bu ilacın  dozu ayarlanır.
Addison hastalarının  %10’ unda  fludrokortizon  almadan yeterli tuz alımı ve  kortizon tedavisi yeterli olur.
Kortizon alan  hastalarda ateşli hastalık, kaza gibi ciddi stres durumlarında alınan doz  artırılmalıdır.
Bu hastalar ameliyat olacaksa doktorunuzun önerdiği şekilde ameliyat öncesi ve sırası kortizon verilir.
Bazı adrenal yetmezlikli hastalara 25-50 mg/gün DHEA  ilacı  verilebilir. 


D) ALDOSTERON HORMONU FAZLALIĞI (PRİMER ALDOSTERONİZM)

    Adrenal bezdeki bir tümörden aşırı aldosteron hormon salgılanmasıyla oluşur.
1955 yılında  Dr. Conn tarafından tanımlanmıştır. Conn sendromu olarak  da bilinen bu hastalık hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) olan kişilerin   % 1’inde vardır. Bu hastalarda tansiyon yüksekliği, kanda potasyum düşüklüğü, kanda renin hormon azlığı vardır. Hastalık en sık olarak 30-50 yaş arasında görülür. Kadınlarda erkeklerden daha sıktır. Genellikle hipertansiyon  nedenini  araştırırken  kanda potasyum düşüklüğünün  saptanmasıyla   teşhis edilir.
Aldosteron fazlalığı olan hastaların  yaklaşık % 60’ında böbreküstü bezinde  tek taraflı  tümör veya tıp dilindeki adıyla adenom vardır.  Bu adenomlar genellikle 0,5-2 cm arasındadır. 

    Hastaların yaklaşık  % 30’unda ise adrenal bezdeki büyüme (hiperplazi) aldosteron aşırı salgılanmasından sorumlu olur. 
     Aşırı aldosteron  hormon salgılanmasına bağlı olarak böbrekten   sodyum tutulumu artar,  vücut sıvı  miktarı  ve total sodyum miktarı artar. Bunun sonucunda renin hormonu  kanda düşer.
    Aldosteron   fazlalığı böbrekten potasyum atılımını artırır ve bu nedenle hem vücut total potasyumu, hem de plazma potasyum düzeylerinde azalır.  Potasyum azlığı nedeniyle de  idrar miktarı artar.  Aşırı potasyum eksikliği  bazı kişilerde oturup-kalkmakla oluşan  tansiyon düşüklüğüne  (postural hipotansiyona) neden olabilir.

    Klinik bulgular
    Bu hastalarda  tansiyon yüksekliği (hipertansiyon), kanda potasyum düşüklüğü (hipokalemi),  idrarla aşırı  potasyum atılımı, kanda sodyum fazlalığı  oluşur.  Hipertansiyon genellikle orta şiddettedir.      Hastalarda  yorgunluk, güçsüzlük, halsizlik, gece idrara çıkma gibi  potasyum düşüklüğü nedeniyle  gelişen şikayetler bulunur. Bazı hastalar çok su içme, çok idrara çıkma, baş ağrısı ve uyuşmadan  yakınırlar.
    Tanı
    Hipertansiyonlu bir hastada kanda potasyum düşüklüğü  olması aldosteron hormon fazlalığı tanısı için çok önemli göstergedir. Ancak hastaların en az %20’sinin normal potasyum düzeylerine sahip olabileceği de unutulmamalıdır. Değerlendirme yapılırken hastanın tuzsuz ya da potasyumdan zengin diyette olmaması ve en az 3 haftadan beri idrar söktürücü ilaç (diüretik) tedavisi almamış olması gerekmektedir. Normal tuzlu diyetle beslenen hastaya 4 gün süreyle günde 3 gr tuz verilip 5. gün potasyum düzeylerinin normal bulunması halinde aldosteron hormonu ölçümü yapılarak teşhise  karar verilebilir. Tuz alınımını takiben potasyum düşüklüğünün  saptanması  aldosteron hormon fazlalığını  ortaya koyar
    Aldosteron düzeylerindeki artışlar yorumlanırken mutlaka hastanın sodyum, potasyum düzeyleri bilinmeli, hastanın postürü ve stres durumu dikkate alınmalıdır. Bu bilgiler olmadan her hangi bir zamanda yapılacak aldosteron ölçümlerinin hiçbir kıymeti yoktur. Ayrıca hastanın aldığı ACE inhibitörü, beta bloker ve diüretik tipi ilaçlar 2-4 hafta, spiranolakton 6-8 hafta önceden kesilmelidir.

    Primer aldosteronizm tanısında kullanılan testler
    Serum elektrolit düzeyleri: Primer aldosteronizmde sodyum düzeyleri hafif yüksektir. Herhangi bir diüretik ilaç almayan hastada serum potasyumunun <3 mEq/lt olması ve 24 saatlik idrar potasyumunun 30 mEq’dan fazla olması, ayrıca plazma renin aktivitesinin 1 ng/ml altında olması ve idrar aldosteron düzeylerinin 14 µg/günden yüksek olması primer aldosteronizmi düşündürmelidir.
Aldosteron düzeyi; günden güne ve diürnal değişiklik gösterir; İdeali  potasyum düşüklüğü (hipokalemi) düzeltildikten sonra ölçülmesidir. Aldosteron düzeyine; normal tuzlu diyet alan, düretik almayan, en az 4 saat yatar durumdaki hastadan; sabah  saat 8’de alınan kanda bakılmalıdır. 4 gün süreyle 3 gr ilave tuz verilmesi tuz azlığına bağlı Aldosteron artışı ihtimalini ortadan kaldırır.


    Görüntüleme :
    Tomografi  veya MRI
    5 mm’den daha küçük olan adenom veya karsinom görüntülenebilir. Sensitivitesi %50’ den daha azdır. MR,  tomografiden  daha avantajlı değildir.

    Aldosteron Yüksekliğinde Tedavi:
    Tedavi aldosteron yüksekliğinin  nedenine, hastanın  durumuna ve istenmeyen ilaç etkileri gibi çeşitli faktörlere bağlıdır.
    1.  Adrenal  Bezde Tümör (adenom)
    Asıl tedavi cerrahidir. Cerrahi olarak tümörü çıkarılan vakaların ancak %75’ inde kan basıncı düzelmektedir. Adenom nedeniyle ameliyat edilmesi düşünülen hastalarda ilaç  tedavi gerekmektedir. Cerrahi öncesi 3-4 hafta süreyle; 200-400 mg/gün spironolakton tedavisi  ameliyat sonrası aldosteron düşüklüğünü  en aza indirmek ve vücut potasyum depolarını düzeltmek için faydalıdır.

    2. İdiyopatik bilateral adrenal hiperplazinin tedavisi
    Başlangıçta 200-400 mg/gün spironolakton verilir sonra  100 mg/gün verilir.  Tuz kısıtlanır (günde 2 gr).

     

E) ADRENALİN  HORMONU ÜRETEN TÜMÖR-ADRENAL MEDULLA TÜMÖRÜ VEYA FEOKROMOSİTOMA
Feokromositoma adrenal bezin iç kısmı olan medulla kısmından köken alan tümörlerdir. 
    Feokromositoma  küçük tansiyonu (diastolik) yüksek olan hastaların % 0.1’inden azında görülür.
    Feokromositomalar her yaşta görülebilmekle birlikte en sık olarak 30-50 yaşları arasında ortaya çıkar. Tümör erişkinlerde her iki cinste de eşit oranda meydana gelir. Feokromasitomalar için %10’lar kuralı vardır. Yaklaşık %10’u  aileseldir ve bunların da %70’inden fazlası iki taraflıdır. Yine yaklaşık % 10’u  kanser (malign) ve % 90’ı da  iyi huyludur.   Bunların %10’u adrenal bez dışında oluşur. 
Feokromositomalar genellikle kapsüllü, ortalama 5 cm çapında ve 70-100 gr ağırlığında  tümörlerdir. Bununla birlikte büyüklük ve ağırlığı geniş bir değişkenliğe sahiptir. Hastaların çoğunda tümör büyüklüğü, plazma katekolamin (adrenalin, noradrenalin gibi hormonlar) yüksekliği ve klinik tablo arasında  paralellik  yoktur.
Küçük tümörlerde genellikle  plazma katekolamin seviyesi daha yüksektir. Büyük tümörler ise katekolaminleri  metabolize ettiklerinden ve depoladıklarından daha az miktarda katekolamini dolaşıma verirler.
    Feokromasitomaların  çoğu hem  adrenalin  ve hem de noradrenalin salgılar. Noradrenalin daha fazla salgılanan katekolamindir.
     
KLİNİK TABLO
    Feokromasitomalı hastaların  yaklaşık  1/3’ünde tanıdan önce ölüm bildirilmiştir. Ölüm nedeni genellikle  ölümcül kalp  ritm bozuklukları  ve inmedir
En sık olarak görülen  belirtiler  hipertansiyon, baş ağrısı, çarpıntı ve terlemedir. Klinik tablo tümörden serbestleşen maddelere bağlı olduğundan çok çeşitli klinik görünümler ortaya çıkabilir.
Bazen tansiyon atakları olur. Hastaların  yaklaşık %75’inde haftada bir veya daha fazla atak oluşur. Atakların ciddiyeti oldukça sabit kalmasına rağmen sıklığı zamanla artmaya eğilim gösterir. Süresi genellikle bir saatten daha azdır, fakat bazen bir hafta kadar uzun sürebilir. Ataklar genellikle hızlı başlar ve yavaş sonlanır. Sık olarak çarpıntı ve nefes almada zorluk ile başlar. El ve ayaklarda soğukluk ve terleme, yüzde ise solukluk oluşabilir.  Isı artışı, terleme ve  yüzde kızarma   olabilir. Ataklar ciddi ve uzun süreli olduğunda bulantı, kusma, görme bozuklukları, karın ve göğüs ağrısı, uyuşma ve kasılmalar oluşabilir. Atakları takiben sıklıkla yorgunluk gelişir.
Devamlı hipertansiyon feokromasitomalı  hastaların  yaklaşık %50’sinde, hipertansiyon atakları ise hastaların %40-50’sinde görülür.
Baş ağrısı  hastaların % 90’ından fazlasında görülür. Tipik olarak zonklayıcı karakterdedir. En sık olarak ensede veya alında  hissedilir. Sık olarak bulantı ve kusma vardır.
Terleme hastaların %6 0-70’inde oluşur ve sık olarak vücudun üst bölümünde daha fazladır. Çarpıntı, taşikardi ile birlikte veya olmadan devamlı (%51) meydana gelir.
Bulantı, kusma ve  mide bölgesinde ağrı nispeten sıktır.  Kabızlık sıktır.
 Hastalar zayıf, sıkıntılı ve hipertansiftir. Yüz ve göğüste solukluk ve ılıklık, fakat  kol ve bacaklarda soğukluk ve nemlilik hissederler. Ayağa kalkma-oturma ile  tansiyon düşmesi ve taşikardi (çarpıntı) oluşabilir.
Kan şeker yüksekliği ve vücut sıvı azalması  hastaların çoğunda mevcuttur.  Kanda  kalsiyum, fosfor, kortizol ve  paratiroid anormallikleri olabilir.  Görülen belirtiler ve sıklık yüzdesi şöyledir:
(a)    Baş ağrısı (%72-93)
(b)    Terleme (%60-70)
(c)    Çarpıntı (taşikardiyle birlikte veya değil) (% 73)
(d)    Sinirlilik (%35-40)
(e)    Kilo kaybı (%40-70)
(f)    Bulantı (kusma olur veya olmaz) (%26-43)
(g)    Halsizlik veya yorgunluk (%15-38)


Tanı:

    Teşhis için idrar ve  kandaki  katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin) veya metabolitleri (VMA, metanefrin) ölçülür.
        Metanefrin ölçümü: 24 saatlik idrarda metanefrin ölçülür.   İdrardaki katekolaminleri korumak amacıyla kuvvetli asit (10-25 mL, 6-N HCL) içeren bir kap içinde toplanması ve kabın ağzının sıkıca kapatılması önemlidir.
        Metanefrin ve VMA seviyeleri yüksek olan hastalarda feokromasitoma  tanısını doğrulamak için 24 saatlik idrarda serbest katekolaminler (adrenalin, noradrenalin ve dopamin) ölçülür.
        24 saatlik idrarda VMA ölçümü kolaylıkla yapılabilir, fakat yanlış (-) ve (+) oranları yüksek olduğundan diğer testlere göre en az güvenilir incelemedir. Testin sensitivitesi % 63-90 ve spesivitesi % 94’dür. Pek çok ilaç ve yiyecekler (kahve, narenciye, vanilya, fındık ve ceviz gibi kabuklu kuru yemişler) sonucu değiştirir.
         Kandaki  katekolaminlerin ölçümü de son zamanlarda gittikçe artan oranda kullanılmaktadır. Testlerin sensitivitesi,  adrenalin  için %67 ve  noradrenalin  için %92’dir. Normal değerler olarak  noradrenalin  için genellikle < 500 pg/mL ve  adrenalin  için < 100 pg/mL’dir. Plazma  noradrenalin  seviyesi > 1500 pg/mL ve  adrenalin seviyesi > 300 pg/mL olması feokromasitoma  için tanı koydurur.


Tümörün Görüntülenmesi:
 Klinik ve biyokimyasal tanıdan sonra radyolojik lokalizasyon gereklidir. Tümör lokalizasyonunda en değerli yöntemler tomografi,  MRI ve sintigrafidir.
   
Tedavi:
 Kesin tedavi olarak  cerrahi  yani ameliyatla tümörün çıkarılması gerekir. Bu konuda deneyimli endokrinoloji uzmanı, cerrah ve anesteziyoloji uzmanından oluşan bir ekibin işbirliği şarttır.
Operasyon öncesi hasta mutlaka sabit hale getirilmelidir.  Şikayetler azaltılmalı, kan basıncı normale düşürülmeli ve ataklar kaybolmalıdır. Hastada en az 1-2 hafta süreyle tansiyon normal olmalı ve aritmi olmamalıdır.
İlaç tedavisi olarak  Alfa blokerler  denen ilaçlar verilir.  Uzun etkili bir alfa-bloker olan (yarı ömrü 36 saat) fenoksibenzamin  2  10 mg’la başlanır. Doz tedricen 1-3 gün aralıklarla 10 - 20 mg artırılarak günde 60-80 mg’a  kadar çıkılabilir.
Diğer ilaçları da doktorunuz ayarlayacaktır.